6 Ekim 2009 Salı

HALDEN ANLAMA, DUYGUSAL ZEKA ya da EMPATİ DEDİKLERİ ŞEY

“Tatlı dil yılanı deliğinden çıkarır”, “Damarına göre şerbet ver”, Nasırına basma” gibi atasözü niteliği kazanmış öğütlerde bulunanlar bu gün yaşamış olsalar idi, duygusal zekaları gelişmiş insanlar olarak çoğumuzun taleplerinin gerisin geri döndüğü ortamlarda o talepleri kolayca elde eden, kotaran kişiler olarak kuşkusuz beğenilerimizi kazanacaklardı .
İletişimi en olması gereken haliyle, olduğu ortamın koşulları içinde biçimlendirerek sağladıkları için.
Yıpranmadan ve yıpratmadan, tereyağından kıl çekercesine zorlu sorunlara çözümler bulacaklar, çetin konulara bir yol bulacaklardı.
Bunu başaran insanlar her zaman vardı mutlaka aynen bugün olduğu gibi.
Bildiğimiz tanıdığımız kişiler vardır, dinlemeyi bilirler hatta az bile konuşanları vardır ama konuştuklarında o an söylenmesi gereken en uygun ve çözümleyici bir kaç sözcüğü ediverirler o ana dek dökülmüş ve kotarıcı olamamış sayfalar dolusu lafa karşın.
Bu nasıl yapılmaktadır, bunu yaptıran nedir?
Bu sorunun cevabı duygusal zekaymış.
Epeyce zeka çeşidi varmış. Matematik zekası, ruhsal zeka, duygusal zeka olarak sınıflandırmışlar zeka türleri.
Matematiksel zeka için IQ, Duygusal zeka için EQ, Ruhsal zeka için SQ kısaltmalarını kullanıyorlar.
Matematiksel zeka, okul ve iş hayatında kendini göstermekteymiş, öne çıkmaya etken bir zeka türü olarak. Sadece IQ , sınavlarda ne kadar başarılı kılsa da bir insanın hayatta başarılı olmasına yeterli olamamaktaymış. Hatta IQ’su yani matematik zekası yüksek olanlar diğerlerini böcek gibi görüyorlarmış. Bu görüşün getirisi de iletişim kuramamakmış. Yani başarısızlık. Okulda sınav sonuçlarındaki yüksek değerler ile başarı kapısını sonuna kadar açabilen bu zeka, mutluluk, aile huzuru gibi konularda başarı kapısını açamaya yeterli olamıyor, bunları tek başına sağlayamıyormuş. Bu tür konulardaki başarı IQ üzerine yani matematik zekanın üzerine EQ yani duygusal zeka konularak sağlanabilirmiş.
Duygusal zeka, bu çağın gözde zekası ve matematik zekasını tek başına yetersiz kılan, önemli başarıların sağlanması ve etkin iletişim kurulabilmesi için olmazsa olmaz zeka türü olarak, bugün yöneticilerin işe aldıkları kişilerde aradıkları önceliğe sahip zeka türü olmuş. Duygusal zeka, bireyin aklını duygularıyla ve IQ’su ile yani matematiksel zekası ile birleştirmesi olarak tanımlanıyor. Kısacası duygusal zeka, duyguların akıllıca kullanımı olarak kabul ediliyor.
İnsanı hayatta taşıyan zeka olarak da nitelenen EQ, hayatımızın yüzde seksenini belirlerken geri kalan yüzde yirmilik kısmı matematik zeka belirliyormuş. Ancak yüzde seksenlik kısmın tamamının duygusal zekadan oluşmadığı, şans etkenleri olan miras, torpil gibi etmenlerin de katkısı kabul edilmekteymiş.
Hayatımızda bu kadar önemli ve belirleyici olan duygusal zeka doğuştan gelmiyormuş, üstelik fizyolojik bir bozukluk yok ise geliştirilebilirmiş. Hepimiz aynı beyin yapısı ile doğmaktaymışız. Aynı oranda ve yapıda beyin ile doğuyormuşuz.
EQ sonradan nasıl geliştirilebiliyor, bu sorunun cevabını aramışlar. Benlik bilinci, empati ve insan ilişkilerine varmışlar EQ ‘yu geliştiren etkenler olarak.
Bireyin kendini tanıma yetisine benlik bilinci denilmekte. Önce kendimizi sonra karşımızdakini tanımalıymışız.
Empati, hepimizin bildiği tanımı ile bireyin kendisini başkasının yerine koyması yani halden anlama. Empatinin belirli oranları varmış. Süresi ve yoğunluğu çok önemliymiş.
Açık ve anlaşılabilir bir cümle ile konuşma insan ilişkileri ve iletişimin esası olarak görülüyor.
Kazanan, sözsüz ve yazısız kuralları yapabilen oluyormuş.
Süre ve yoğunluk, benlik bilinci, empati ile insan ilişkileri ve iletişim konularında temel oluşturuyormuş. Yaşanan her şeyin bir süresi ve yoğunluğu var. Uykunun, yemenin, gülmenin süresi var. Bu eylemlerden birini hiç durmaksızın yapmıyoruz. Mesela korkularda süre ve yoğunluk ayarlanamaz, süre ve yoğunluk artar ise fobi ve panikatağa sebep veriyormuş.
Duygusal zeka, şimdilerin kapıları açan zekası. Son derece zor matematik denklemlerini, fizik problemlerini çözebilen biri, iletişim kurmada ya da istediğini anlatmakta çok zorluk çekebiliyor, insan ilişkilerinde başarısız olabiliyor.
Ya da hep kendimizi anlatmaya çalışıyoruz, hep anlaşılmayı bekliyoruz. Duygusal zekamız gelişmiş ise karşıdakini anlamaya çalışıyoruz kendimizi onun yerine koyarak yani halden anlamayı deniyoruz diğer adıyla empati yapıyoruz.
Anlaşılmayı istemek mi anlamayı denemek mi zor.
Başarı aslında karşıdakini anlamayı en azından denemekte.
O zaman anlaşılabilecek, uzlaşılabilecek yolları kavramamız ya da bulmamız daha kolay oluyor, ne yapmamız gerektiğini bilebiliyoruz.
Bunları başarmak dinlemekten geçiyor. Sadece karşıdakini değil, kendimizi de dinleyeceğiz, kendimizi de bileceğiz, duygularımızı tanıyacağız diyorlar.
Duygusal zekanın mutluluk ile yakın ilişkisi var yani.
Mutlu olmak nedir o zaman diye sorabiliriz. İnsanların hayatı değer verdiği şeyler üzerine kurulu. Ailesi, inancı, işi, eşi, çocukları. Bunların her biri eğer bir kristal top ise, mutluluk bu kristal topları yere düşürmeden çevirmek yetisi imiş. Kristal toplar bir elde toplanırsa diğer elin çevirme yetisi yok olacağı için hiç bir şey teke indirgenmemeliymiş. Kristal topları düşürmeden çevirebildikçe mutluymuşuz.
Tüm bu bilimsellik doğrultusundaki açıklamalardan sonra geliştirilebilir duygusal zekamız için bir şeyler yapmak yerinde olmaz mı?
(Hakkı saklıdır)


Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci