21 Ağustos 2012 Salı

24 Ayar Ağıt


En az yazılan konular insani yazılar. Pek çok kişi politik yazıların, sohbetlerin  içinde. Hiç değilse büyük bir bölüm.Bu kaptırmışlıkta  yiten değerler, insanca konular az hatırlanıyor. Günün akışı belirliyor elbette yazı konularını.  Ben, insan olarak doğmuşların, insan olarak çocukluk geçirmiş, yeniyetme olmuş, hayatla boğuşmuş, yaşlı olup yalnız kalmış güngörmüşlerin öykülerini  görmezden gelemiyorum.

Hiç yayınlamak istemedim 24 Ayar Ağıt adlı yazımı. Bir yürek kanaması sonucu yazılmış ve kendime kalmış bir yazı olarak dağarcığımda saklı kalmasını isterdim.. Hiç bir zaman bu yazımı yayınlayacak bir vesile olsun istemezdim. 

Üzüntüler farklı farklı anlatılabilir. Ben de üzüntümü böyle anlatabiliyorum. Allah, bir daha böyle acılar göstermesin.


24 Ayar Ağıt

Som bir ağıt bu. Ağı ağıt. 24 ayar.

Çoğu daha yirmi dördünde olmayan yirmi dört yiğide ağıt. Ömründe yirmi dört kere günyüzü görmemişlere ağıt. Teskeresine yirmi dört kala kanlara boyananlara ağıt. Daha evleneli yirmi dört gün olmayanlara, yeni doğan bebesi yirmi dört günlük bile olmamış kara gözlü, mavi gözlü, ela gözlülere ağıt.

Gözleri en erken kapananlara yakılan ağıt bu. Gözleri arkada kalmadan kapandı onların gözleri. Başka yerlerde televizyon başında gözleri uykudan kapananlar yataklarına giderken. Gözleri arkada kalmadı belki; ama onları oralara uğurlayan anaların, eşlerin, nişanlıların, ablaların, sevdiceklerin gözleri arkadaydı hep. Ta ki kapıda sarılacakları bir asker görene kadar. Oğlu askerde bir ananın, bir babanın kapıda asker arabası görmesinin tek bir anlamı var; bilir bunu asker anaları babaları. O asker anaları babaları artık şehit anababası olmuştur.

Katıksız bir ağıt bu. Öyle saç baş yolarak, yerden yere atarak çeşnilenmez. Bazen gözden yaş bile akmaz. Ama el ayak buz keser. O daha yirmi dördüne bile varamamışların, on dördündekiler için de otuz dördündekler için de seksen dördündekiler için de gencecik göğsünü siper ettiği bilindiğinden.

Öyle kendi kendine bir ağıt değildir bu. O acıyı çekenlerin binlercesinin aynı anda, birbirinden habersiz; ama pek çok başka bilinmedik, görülmedik yüreklerin de dağlandığını bilerek yanmasıdır bu. Yolda yürürken karşılaşılan liselilerin yüzüne kıyıp bakamamaktır. Seneye mezun olunca belli ki iki seneye kalmaz asker olacak o çocuk.

O çocuk.. O daha çocuk. Taptaze bir fidan. Anasının kuzusu. Bu ülkenin geleceği. O daha çocuk. Ama belki iki yıl sonra bir şehit, o çocuk.

Gazetelerdeki asker resimlerine bakamamaktır ağı ağıtın içte susmaması. Hem acıdan, hem utançtan. Nasıl da yiğitler. Nasıl da aslanlar. Daha dünkü çocuklar; ama makamın en yücesindedeler. Çok değil iki yıl önce okul sıralarındayken şimdi şehitlikte yatıyorlar.

Yirmi dört yiğidin yirmi dört yiğit anabası kaldı geride. Yirmi dört kapıya kara haber gitti. Kara haberi götürenler de yılgın. Onların da işi zor. Ama kara haber hazırlayanlar... Onların işi daha zor. Allah sormaz mı bunun hesabını?

İstanbul'dan, Sakarya'dan, Çorum'dan, Artvin'den, Ankara'dan, Konya'dan o yirmi dört kahraman. Yerleri peygamberlikten sonra en yüksek makam olan. Biri de Aksaray'dan. Yunus'muş adı. Saf bir Anadolu çocuğu. Vesikalık resminden bile belli. Arılığı duruluğu. Onu yetiştiren eller sağolsun. Onu vuran eller mi? O eller de, onların ellerinden tutanlar da Allah'a havale.

Aksaraylı Yunus da şehit oldu çukura düşmüşlerin saldırılarında. Yunus'a nasıl yandığımızı nasıl anlatalım. En iyisi Yunus'la anlatmak o yangını. Koca Yunus Emre'nin dizeleriyle.

Bu dünyada bir nesneye yanar içim, göynür özüm.
Yiğit iken ölenlere gök ekini biçmiş gibi.”

Gök ekin gibiyken biçilen, göklere yükselen yirmi dört şehidin o temiz kanları karıştı yine topraklarımıza. O kanlar ki binlerce yıllardır yurt yaptı aktığı yerleri. Bir yurt, binlerce keredir tekrar tekrar yurt yapılıyor çocuk kanlarıyla. Kanları yerde; nurları gökte. Yanık anababa yürekleri bir göz köy evinde, daha yirmi dördünde olan şehitler, peygamberlikten sonraki en yüksek makamda; mekanları cennette.
(Hakkı saklıdır)
 
Acemi Demirci, 23.10.2011
acemi.demirci@yahoo.com.tr

(Çukurca'nın ardından 2011 yılında yazıldı; 2012 Şeker Bayramı ikinci günündeki Gazi Antep acısının ardından da yayınlanıyor.)

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci