8 Eylül 2012 Cumartesi

Latife’nin keseri

Son günlerde üzüntü çarkı içinde öğütülüp duruyoruz. Her gün yeni bir acıyla kavruluyoruz. Dolayısıyla yazılarım da hüzünlüydü. Ağlattığını duydum bir iki yazımın.
Bunca üzüntü arasında bir soluk olsun diye “Latife’nin keseri” adlı öykümü yayınladım.
“Latife’nin keseri” adlı öykümde eskiden mahallelerimizin vazgeçilmezleri; ama şimdilerde tek tek kapanmış neredeyse kalmamış olan bir de Bakkal Amca var. Öyleyse;
Eski mahallelerin tüm Bakkal Amcalarına ve hala ayakta kalabilmiş olan Bakkal Amcalara ithaf ediyorum bu öykümü.

Latife’nin keseri
Bin dokuz yüz yetmiş beş senesinin yaz tatiliydi. İlkokul ikinci sınıfa geçen Gökhan, uykusunu iyice aldıktan sonra saat ona doğru uyandı. Uyanır uyanmaz ilk duyduğu şey karnının gurultusu oldu. Çok acıkmıştı.  Yatağından fırladı.
Sıcak yaz gününde, açık pencereden içeri dolan hafif rüzgarda tüller kıpır kıpır oynaşıyordu. Gökhan, terliklerini aceleyle ayağına geçirip kahvaltı yapmak için mutfağa doğru koştururken annesinin biraz büyükçe diktiği ayıcıklı pijamasının paçalarını çekiştirdi. Koridora çıkar çıkmaz duraksadı, burnunu çekerek. Nefis bir koku kaplamıştı koridoru.
Kızartma kokuyordu açık pencerelerden içeriye dolan duman. Mis gibi kızartma kokusuyla karnı daha da acıkan Gökhan, annesinin kendisi için ekmek balığı pişirdiğini sanarak mutfağa daldı. 
-Anne, ekmek balığı mı yaptın, diye sordu ilk. Mutfak masasının başında taze fasulye ayıklayan annesine.
Latife, gülümseyerek baktı oğluna. Elindeki yeşil fasulyeleri göstererek “Hayır” dedi. “Akşam yemeği için hazırlık yapıyorum”.
Gökhan'ın yüzü buruştu annesinin cevabını duyunca;
-O zaman bana kahvaltıda ekmek balığı yapar mısın?
Latife, cılız, neredeyse bir deri bir kemik oğluna hayretle baktı. Hep sıskalığından yakındığı, iştahsızlığından dertlendiği oğlunun canı bir şey çekmişti daha sabah gözünü açmaz nasıl olduysa. Sevinçle “Evet” diyerek buzdolabına yöneldi, elindeki taze fasulyeleri bırakıp. Dolabın yumurtalık hanesi boştu. Evde hiç yumurta kalmamıştı.
-Eğer bakkaldan bir yumurta alırsan sana hemen ekmek balığı yaparım oğlum, dedi.
Gökhan o kadar iştahsız, yemek yeme konusunda o kadar gönülsüzdü ki bir yumurta ile yapacağı iki dilim ekmek balığından oğlu üç lokma bile yese sevinecekti Latife.
Gökhan sevinçle üstünü başını değiştirdi. Annesinin avucuna koyduğu bozuk para ile bakkala gitmek üzere evden çıktı.
Bakkal, evden hemen az ötedeydi. Yan sokağın başındaki apartmanın altında. Mavi iş gömlekli, gözlükleri kalın camlı bakkal, her zamanki gibi dükkânının önüne bir tabure atmış, komşu dükkânın sahibi koltuk tamircisi ile tavla oynuyordu. Bakkalın hemen önünde de yarı inik bir topla futbol oynamaya çalışan mahallenin çocukları, vurdukları top gitmediğinden bezgince söyleniyordu. Gökhan, top oynayan kimi mahalle kimi okul arkadaşı çocuklara “Günaydın” diyerek bakkala girdi.
“Günaydın” dediği çocuklar arasında kendisi gibi ilkokul ikinci sınıfa geçmiş Nihat da vardı. Kan ter içinde kalmış Nihat, yarı inik topa vuruyor; ama top yerinden kımıldamıyordu. Dilinin döndüğünce küfür ediyordu Nihat topa.
Gökhan, bakkaldan bir yumurta alıp, bakkal amcasına “İyi işler” dileyerek eve yöneldi. Bakkal, yumurtayı kâğıda sarmadan, öylesine Gökhan'ın eline tutuşturduğu için Gökhan, yumurtayı nasıl tutacağını bilemedi. Avucunun içinde durursa avucunu sıkıp yumurtayı kırmaktan, ellerini kirletmekten korktu. Bir eline bir de yumurtaya baktıktan sonra en sonunda kolunu dirseğinden kırıp öne uzattı. Sadaka dilenir gibi öne uzanan elinin tam ortasına, avucunun içine yumurtayı yerleştirdi. Gözü yumurtada eve doğru ağır ağır yürümeye koyuldu.
Bakkaldan beş on adım uzaklaşmıştı ki ardından bir koşturma duydu. Dönüp baktığında Nihat'ı gördü. Nihat birden eğildi. Gökhan'ın dirsekten bükülmüş kolunun altına girip öne doğru uzanmış, içine yumurta oturtulmuş eline alttan vurdu. Nihat'ın vurmasıyla yumurta Gökhan'ın avucundan fırlayıp yere düştü. Kabuğu kırıldı, sarısı dışarı aktı. Cılkı çıktı ekmek balığı yapılacak yumurtanın.
Bir an yumurtaya bakakalan Gökhan, kızgınca Nihat'a döndü. Nihat tabanına kuvvet kaçıyordu. İnik topa bir türlü istediği gibi vuramamış Nihat,  avucunda yumurta taşıyan Gökhan'ın eline vurmuş, yumurtayı yere düşürmüştü. Gökhan önce peşinden koşup Nihat'ı yakalamak istese de Nihat çoktan uzaklaşmıştı. Giderek daha çok guruldayan karnının da etkisiyle küçük çocuk ağlamaya başladı. Bağıra çağıra ağlıyordu evlerine doğru ilerlerken;
-Anne, annneee. Koşş. Yumurta. Koş anne. Koşş.
Latife, fasulyeleri ayıkladıktan sonra mutfaktan banyoya geçmişti. Banyo kazanını yakmaya çalışıyordu. Yetmiş beş yılında banyoların çoğu kazanla ısınırdı. Kazanın altını tutuşturmak için çıra şaklıyordu. Latife. Elinde keseriyle. Çıraları incecik parçalara ayırıyordu özenle.
Dışarıdan oğlunun sesini duyar gibi oldu. Çıra parçalamayı bırakıp kulak kabarttı. Oğlunun ağlayan sesini duyunca banyodan fırladı. Evden çıkıp, hızlı hızlı merdivenleri indi. Apartman kapısının önünde durdu, bakındı.
Aldığı yumurta kırıldığı için annesinin kendisine kızacağını sanan Gökhan, eve girmekten korktuğundan apartmanın yan tarafına sinmişti. Latife, apartmanın yan tarafındaki duvara yaslanıp için için ağlamakta olan oğlunu göremeyince telaşlandı. Az önce çıra şakladığı keserin elinde olmasına aldırmadan bakkala doğru koşturdu, pür telaş.
Gökhan'ın eve gittiğini sanan Nihat,  bakkalın önünde oynamaya başlamıştı yeniden. Elinde keserle bakkala doğru koşan Latife’yi görünce gözleri büyüdü, yerinden fırlayacak gibi oldu. Gökhan'ın annesi herhalde yumurtanın düşüp kırılmasına sebep olduğu için kendisine çok kızmış olmalıydı ki elinde keserle üzerine doğru koşuyordu, alı al moru mor.
Nihat, bir kez daha tabana kuvvet kaçmaya başladı. Nihat'ın koşturduğunu gören Latife, oğlunu sormak için “Nihat. Dur, dur!” diye bağırarak Nihat'ın arkasından koşturdu.
Nihat, ardına bakmadan kaçıyordu Latife'nin önünden. Latife, küçük çocuğun neden kaçtığına bir anlam veremediği kadar bakkalın tavla oynamayı bırakıp kendisine bakarak göbeğini tuta tuta gülmesine de bir anlam veremedi. “Bugün bunlara bir şeyler olmuş zahir” deyip Nihat’ın peşinden koşmayı bırakıp eve yöneldi Latife.
 Latife, eve gelmiş olan Gökhan’a para verip, yumurta alması için yeniden bakkala gönderdi. Sonra da güzel kokular saçan, mis gibi kızarmış bir ekmek balığı hazırladı kahvaltı için oğluna.
İki gün sonra zayıf mı zayıf Gökhan'ın yanında hayli yapılı kalan Nihat, kendinden yaşça büyük ve şişmanca Süha abisiyle bahçe duvarının üzerine oturup top oynayanları seyrederken Gökhan da seyircilerin arasına katıldı.  Süha, Gökhan'ı görünce birden bire Nihat'a karşı farklı davranmaya başladı. Nihat’la dalga geçip iyice alay ettikten sonra Gökhan'ın yanına yanaşıp sordu,
-Ablalarından hangisi güzel? Hangisi beni beğenir?
Gökhan yutkundu. Kendisinden on yaş büyük ve iri kıyım bu oğlanın yüzünü dağıtmak istese de gücü yetmeyecekti, biliyordu. Hiçbir şey demeden duvardan atlayıp eve gitti. Latife, oğlunun maçın sonunu beklemeden eve gelmesinden, oğlunun canını bir şeyin çok sıktığını anlamıştı. Neden maçı bırakıp eve geldiğini sorsa da Gökhan söylememekte epeyce direndi. Sonra annesine canını sıkan şeyi,  Süha'nın zevzekliğini anlattı. Latife “Bak sen şuna, büyümüş de ne işlere kalkmış” diyerek dudak büktü kızgınca.
Latife, ertesi gün balkonda çömelmiş çıra doğruyordu. Banyo kazanını yakmaya çalışırken kazan tütmüş; Latife de çıraları alıp balkona çıkmıştı. Süha, Latife'nin kızlarından birini görebilmek amacıyla balkonun altında yüksek sesle ıslık çalıyordu. Hemen balkonun altından gelen ıslığı kimin çaldığını merak eden Latife, balkonun demirlerini tutarak doğruldu çömeldiği yerden. Kafasını balkona doğru kaldırarak balkonun altında ıslık çalan Süha, balkon demirlerine keser tutan bir elin yapıştığını görünce ıslığı kesiverdi. Beti benzi attı keserli eli görünce. Hantallığından beklenmeyen bir çeviklikle fırlayıp, koşmaya başladı.
Dükkânının önündeki sekteye oturup etrafı seyrederek müşteri bekleyen bakkal, bir deli gibi koşan Süha’ya bir de elinde keserle balkon korkuluğuna dayanan Latife'ye baktı. Adamcağız daha fazla tutamadı kendini. Koyverdi gitti kahkahalarını. Bakkala doğru koşan Süha'ya ve oturduğu yerde durup dururken çıldırmışçasına gülmeye başlayan bakkala hayretle bakan Latife, yine anlamadı bu bakkalın neden birdenbire sık sık gülme krizine girdiğini. Bakkal bir hoşlaşmış mıydı ne bugünlerde. Başını iki yana salladı Latife, üzgün bir ifadeyle. “Allah selamet versin, iyi adamdı” dedi içinden.
Akşam Gökhan mahalle maçını izleyip, arada fasulyeden oyuna sokulup; hatta bir de gol atıp, sevinçle eve geldiğinde;
-Nasıldı oğlum bugün keyfin? Sana ablalarını soran, eline vuran oldu mu, diye sordu Latife oğluna.
Gökhan, pek neşeli, gayet kendinden emin bir şekilde cevap verdi.
-Bugün çok güzel bir gündü anneciğim. Çok çelimsiz diye beni hiç takıma sokmayan Nihat,  beni maça bile aldı. Hakem Süha abi de penaltıdan gol atmama göz yumdu. Keser çok işe yaramış anne.
Latife, hangi keserin nasıl işe yaradığını anlamasa da oğlunun güzel bir gün geçirdiğine memnun, mutluca gülümsedi.
(Hakkı saklıdır)

Acemi Demirci, 2010


Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci