16 Şubat 2013 Cumartesi


Sakız ağacını anlattığım;


"Ölümsüz ağaç diyorlar ona" adlı çalışmama,

http://www.kadinhaberleri.net/index.php?ctgr_id=30753&yazar_view=33281

linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar geçirmelerini dilerim.
Acemi Demirci
Paylaş :

15 Şubat 2013 Cuma

14 ŞUBAT GÜLLERİ




On dört Şubattı. Karlı, soğuk bir Salı gününe denk gelmişti Sevgililer Günü.

Itır’ın işleri almış başını gitmişti. Farkında bile olmayacaktı o günün Sevgililer Günü olduğunun, eğer sonradan görme Nevcan'ın kocasının her sene olduğu gibi ille de en pahalı çiçeklerden kucaklara sığmayacak büyüklükte yaptırdığı çiçek buketini taşıyan kurye çocuk  oda oda Nevcan’ı arıyor olmasaydı. Ellerinden kollarından sarkan, taşan beyaz orkidelerle baş etmeye çalışan çocuk, bir yandan da koca buketi düşürürse içinde orkide dolu cam vazonun kırılacağından korkuyor olmalıydı ki Nevcan'ı sorarken bile gözü çiçeklerdeydi.

Odanın aralık kapısından rahatlıkla görebildiği   kolları kocaman beyaz buketten gözükmeyen  ufak tefek çiçekçi çocuğa, karşı odadan birinin yüksek sesle Nevcan’ın odasını tarif ettiğini duydu Itır. Sanki herkesin gözüne sokmak istermişçesine buketin ortasındaki orkideden kırmızı plastik boncuklardan yapılmış bir zincirin ucunda kocaman bir kırmızı kalp sallanıyordu. Güzelim beyaz orkideler üzerinde salınıp, fırıl fırıl dönen plastikten kalp sanki Pamuk Prenses’in kötü kalpli üvey annesinin arzusuyla yerinden sökülmüş de kolye yapılmak üzere orkidelere asılmış gibi duruyordu. O kanlı görünümlü kırmızı plastik kalp, orkide beyazının tüm masumiyetini alıp götürmüştü bir çırpıda. Sevgi, o kalple vurgulanmamış, kalpsizleştirmişti beyaz orkideleri.
 
Nevcan'ın kocası Kaya, ille de belki de Ankara’nın en büyük demetini gönderirdi her Sevgililer Günü’nde karısına. Herhalde Kaya, sevginin büyüklüğünün kıpkırmızı plastik kalplerle süslenmiş en büyük çiçek demetleri gönderilerek  gösterilebileceğini sanıyordu.

Akşam işten çıkarken hayli yorgundu Itır. Günler biraz uzamış olsa da servis kalktığında ortalık kararmakta oluyordu.

Servisin en konuşkan ve sevilen kişisiydi Ziya Bey. Kırk beş dakikadan fazla süren yol boyunca şakalar yapar, sorulan her soruyu cevaplayacak kadar her konudaki bilgisiyle yol gösterici olurdu pek çok şeyde. En önde oturan Ziya Bey başını arkaya çevirince Itır,  Ziya Bey’in yine bir şaka düşünmekte olduğunu anladı.
-Az ötedeki çiçekçide servisi durduracağım, dedi Ziya Bey.
Servistekiler anlamadı ilkin. Herkes Ziya Bey'e kulak kesildi dikkatle. Ziya Bey, servistekilerin şaşkınlığı karşısında gülerek,
-Hani hiçbirinizin elinde gül göremiyorum, eli boş mu gideceksiniz eve? Ayıp olmaz mı böyle bir günde eşinize tek bir gül olsun götürmemek dedikten sonra önüne dönüp,  şoförün omzuna vurdu.
-Çiçekçide beş dakika dur Erhan,  dedi.

Servis şoförü Erhan, servisi çiçekçinin önünde durdurdu. Ziya Bey yerinden kalkıp Hadi’nin oturduğu koltuğa yöneldi. Doğruca  Hadi Bey’in yanına gelip koltuğun başında durarak,
-Hadi ama Hadi. Bir gül olsun al eşine. Olmaz ama eve eli boş gitmek, dedi.
-Bizde öyle adetler yok Ziya. Ben almayayım gül mül.
-Canım kimsede yoktu evvelce. Kaç senedir var ki zaten bu adet. Adet olmuş işte. O halde adet yerini bulsun.
-Yok Ziya. Ben gül almam. Alan alsın. Bizde yoktur böyle adetler.
-Bizde de yoktur Hadi.
-Eee, o zaman.
-Ama şimdi adet. Sen eve girince karın ilk eline bakacak. Gül göremeyince sana bir şey demeyecek; ama içi sızlayacak. Komşularından da ertesi gün kocalarından aldıkları hediyeleri dinleyince içi daha çok acıyacak.

Hadi itiraz edecek gibi olduysa da Erhan'ın “Sonraki servise geç kalacağım, gülleri hemen alın da kalkalım” uyarısını duyunca daha diretemedi. Bir gonca gül aldı en kırmızısından.
-Sen de alsan Erhan karına bir gül.
-Ziya Abi, karım o bir demet gülü alır başıma çalar. Neden gül aldın da yarım kilo kıyma almadın çocuklara köfte yapayım, kaç gündür köfte istiyorlardı, der.
-Sen ne yapıyorsun Murat, diye sordu Ziya Bey, cep telefonuyla çiçekçi sergisindeki çiçeklerin resmini çeken Murat'a.
-Çiçeklerin resmini çekiyorum Ziya.
-Neden çekiyorsun ki çiçekleri?
-Ben çiçek almayacağım; ama çektiğim çiçeklerin resmini mesajla karıma göndereceğim.
-Seni tüccar ruhlu, seni. Ticareti nasıl da biliyorsun. Bedavasından çiçek vereceksin bak bu yolla eşine.

Murat, bilmiş bilmiş gülüp, çiçek resmi çekmeyi bitirip, telefonunu cebine koydu.

Servise bindiklerinde herkes Ziya Bey’in karısına hangi çiçekten aldığını sorup, çiçeği görmek istedi. Ziya Bey yine gülüyordu. Gözlerinin içine kadar.
-Yavvv, biz çiçek miçek almak bilmeyiz. Bizde yoktur öyle adetler, derken telefonuyla oynuyordu.
-Çiçek almazsınız belki; ama, mesaj çekiyorsunuz o halde.
-Yokk yavvv. Ne mesajı. Çok acıktım, canım domates çorbası istedi bu soğuk günde. Onun için  bizim hanıma domates çorbası da pişir akşam yemeği için diye yazdım.
-İyi de Ziya Bey, hem servisi durdurup herkesi çiçek alsın diye indirdiniz hem de siz karınıza bir tek gül olsun almadınız. Bu ne demek şimdi, diye sordu servisteki hanımlardan biri.
-Yavv, maksat bugün olsun esnaf biraz para kazansındı. Yüzü gülsün istedim şu soğuk günde çiçekçinin. O da böyle günlerde kazanacak. Yoksa şu kış gününde kim durur da çiçek alır adamcağızdan. Çiçekleri donup kalacak elinde. Zarar ziyan edecek. Fena mı oldu? Şimdi herkes sevinecek çiçekçisinden eşlerinize kadar.

Tüm servis gülmekten katıldı. Herkese çiçek aldırtan Ziya Bey, kendi tek bir çiçek olsun almadığı gibi bir de yemek talebinde bulunmuştu karısından.

Eşinin işi nedeniyle uzunca bir süre yurt dışında kaldıktan sonra geri dönmüş Esra,
-Bu adet bizim değil; ama biz kaptırmışız kendimizi bunlara. Avusturya’da asla böyle şeyler olmuyor. Sadece sevgililer birbirine kart gönderiyor. Evliler bunu bile yapmıyor. Onca zaman içinde bir kez bile mağazalarda sevgililer günü yazısı, reklamı görmedim. Onlar çıkardıkları adete uymuyorlar; ama biz kendimizi kaptırmış gidiyoruz.
-Yapma yavv, dedi Ziya. Onlar hiç mi hediye almıyor gerçekten?
-Almıyorlar. Biz de eşimle birbirimize hediye filan almayız hiç. Aklımıza bile gelmez.
-Yav, biz ne meraklıyız böyle şeylere. Duyar duymaz kırk yıllık bizim adetimizmiş gibi  ezberliyoruz böyle tarihleri. Oysa orman haftasının, çevre gününün, su gününün, çiftçiler gününün, dünya sağlık gününün, veremle savaş gününün hangi günlere denk geldiğini kimseler bilmez.
-Tabii tabii, diye onayladı Esra. Ne gezer, diye de ekledi.
Esra tam lafına devam edecekti ki telefonu çaldı. Çantasını karıştırıp telefonunu buldu. Arayan kocasıydı. Yüksek sesle konuşmaya başlayan Esra'nın sesi birden kısıldı. Az önceki gibi bağırırcasına değil fısır fısır konuşuyordu şimdi eşiyle.

Sevgililer Günü için hediye almak üzere gittiği alışveriş merkezinden Esra’yı arayan kocası, Esra’nın iki gün önce bahsettiği parfümün markasını soruyordu karısına. Esra, az önce Sevgililer Günü için söylediklerini dinleyen servis arkadaşlarına duyurmamaya çalışarak ezile büzüle parfümün markasını kocasına söylemeye çalışıyordu. Ancak servistekilerin konuşmalarından oluşan uğultu nedeniyle adamcağız Esra’yı duyamıyor,  parfümün markasını tekrar tekrar soruyordu. Esra, en kısık sesiyle parfümün markasını kocasına zar zor söyleyip, telefonunu kapatırken Ziya Bey ile Hadi, dayatılan her şeyi ne kadar çabuk kabul ettiğimizden, Sevgililer Günü’nde hediye almanın  tüketime yönelik davranış olduğundan bahsediyor ve kendilerini desteklemesi için Esra’ya kaçamak bakışlar atıyorlardı.  Esra hiç oralı olmayıp, pencereden karanlık dışarıya bakarken konuşanları duymuyormuş gibi ilgisiz görünüyordu.
-Avusturya’da bulunmuştunuz değil mi Esra Hanım? Demek oralarda bizdeki kadar rağbet yok Sevgililer Gününe, diyerek Esra’ya baktı Ziya.

Başını servisin camına dayamış Esra, Ziya Bey’in seslendiğini duyunca gözlerini yumdu. Uyur gibi yaptı. Ne cevap versindi şimdi onca zaman kaldığı Avusturya’da Sevgililer Günü’nün öyle aman aman kutlanmadığını az önce yüksek sesle anlatan sanki kendisi değilmiş gibi telefondaki kocasına Sevgililer Günü için parfüm siparişi vermişken.
-Yavv, ne zaman uyudunuz be Esra Hanım, diyen Ziya Bey’in sesi serviste çınlarken Itır’ın yüzünde gizli bir gülümseme gezindi.
(Her türlü hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin Yüksel (Acemi Demirci), 15.02.2012
@AcemiDemirci

Paylaş :

14 Şubat 2013 Perşembe

Hasan Dağı ve bağrındaki kor



Tom Jones’un söylediği ‘Green green grass of home’ şarkısını dinlerken ben, memleketimin yemyeşil çayırları çimenleri olarak göç zamanı eteklerinde leyleklerin konakladığı Hasan Dağı’nı düşlerim ilk. Aksaray’a gelmeden daha,  heybetli bir yükselişle ansızın bakakaldığınız o dağ gibi dağın baharda yemyeşil eteklerini, yamaçlarını düşünürüm o şarkıyı her duyuşumda. Tom Jones’un aklında Galler’den bir yer vardı mutlak bu şarkıyı okurken; ama bir kez Hasan Dağı eteklerini görseydi Mayıs ayında, Galler’i filan unutuverirdi o an. Hele bir Aksaray’dan güneye inerken Pozantı’ya varmadan yemyeşil sırtlarıyla, yamaçlarıyla uzanıp giden görüntüsü vardır ki Hasan Dağı’nın, durup da fotoğrafını çekmeyene hiç rastlamadım.

Zirvesinden karın eksik olmadığı başı dumanlı dağların en yamanıdır Hasan Dağı. Eskilerin pek sevdiği kar helvasının bulgur bulgur karı, pekmeze katılmak üzere Hasan Dağı’ndan getirilirmiş katır, eşek yüküyle; bin bir zahmetle.

Hasan Dağı gridir. Mavimsidir bile hatta. Dik başlıdır. Bu dik başlılık aksi, inatçı anlamlı dik başlılığa hiç benzemez. Vakardan da gelmez. O dik başlılık,  bu sönmüş koca yanardağın krater haykırışlı zirvesinden Melendiz, Erciyes, Aladağlar, Bolkarlar ve Karacadağ’a selam göndermek içindir. Hava kapalı değilse, pırıl pırılsa Hasan Dağı zirvesinden tüm buralar görülür. Bir dağdan öte dağa açıktır ufuk. Kuşlar, bir dağın zirvesinden öbür dağın zirvesine uçar, konar;  selamlar taşır oradan oraya.


Hasan Dağı çıkar ilk Aksaray yolundaki yolcuların karşısına. Hep ona karşı gidilir yol boyunca. Daha Aksaray’a hayli yol varken beliriverir gri buluttan bir dev gibi. Aksaray’dan önce Hasan Dağı görülür. Aksaray demek biraz da Hasan Dağı demektir zira. 

Dedik ya, dağ gibi dağdır Hasan Dağı. Volkan dersen volkan, krater dersen iki tane. Kar dersen  dağın başı, baştan başa  püsküllüdür buz rengi. Bir vakitler kor fışkırmış zirve çanağının boynuna yaz kış sıkı sıkı dolanmış, uçları salkım saçak uçuşan fular gibi beyaza boyar zirveleri kar. Manzarası hiçbir dağda olmayan dağlardandır. Esaslı, karlı, bulutlu, ormanlı. Çatalhöyük'te bulunan tarihteki ilk manzara resimleri, Hasan Dağı'nın resimleridir
Dokuz bin yıl önce şehir hayatı içinde hiç savaşmayan insanların yaşadığı,  Hasan Dağı'na yüz otuz beş kilometre uzaklıktaki  buğday tarlalarıyla çevrili yeryüzündeki ilk yerleşim yeri olarak bilinen Çatalhöyük’te bulunan Hasan Dağı resimleri, dünyada yapılmış ilk manzara resimleridir. Dünyanın en ilk manzara resmindeki  dağ, Hasan Dağı’dır yani. Heybeti, güzelliği o günlerden beri bilinir.

Kavalı hep yanık hava çalan çobanların koyun güttüğü etekleri yemyeşildir yağmur mevsiminde. Gri renkli Hasan Dağı’nda otlayan koyunlar, Aksaray Malaklısı cinsi koyun köpeklerince korunur. Aksaray Malaklısı, dünyanın en iyi bekçi köpeklerinden belki de ilkidir.

Ekinler uzar gider dağın eteklerinde; Temmuz sıcağında çiftçi teriyle ıslanmış. Topraktan, düz damlı, boz evli köyler serpişmiştir dağın güneyine batısına, kuzeyine doğusuna. Türk boylarına ait Yörük köyleridir onlar.
Hasan Dağı’nın biri diğerini izleyen iki zirvesinin uzaklardan “Bu bir krater ağzı” dedirtecek kadar belli iki zirve çanağında bulutlar gezer her mevsim. Beyazından, yağmur yüklüsünden, kopkoyu dolusundan bulutlar ağırlar krater ağızlı  başı. Krater oyuklarına yağmur yağar, kar düşer. Şimşeklerin ışığı gezinir sarp volkanik yamaçlarında; sönmüş lavlarında.

Kim bilir kaç kez kükremiş Hasan Dağı, ağzından  ateşten nehirler akıtarak. Kızınca püskürdüğü lavlar, soğuduktan sonra katılaşıp bugün dağın eteklerindeki tarlalarda, kaplıcalarının buharı kükürt kokan Zığa köyünün ekinleri arasında gezerken rastlanan volkanik taşlara dönüşmüş. Denildiğine göre M.Ö 7500 yılında sönmüş; susmuş Hasan Dağı.

Alev alev koru içinde kalmıştır o günden bugüne. Hasan Dağı’nın susması, çıtını çıkarmamasının bir nedeni var elbette. Sessizce beklediği bir misafir olmuş Hasan Dağı’nın binlerce yıl, Hasan adını alabilmek için. Hasan Babası’nı beklemiş, o dağların hası; duman grisi renkteni. Hasretle yana tutuşa; ama kraterinden tek bir özlem kıvılcımı sıçratmadan beklemiş Hasan Baba’yı o sönmüş volkan. Dağlar da bilir aşk ateşiyle için için yanmayı.

Yanardağ olmak kolay mı sönmüş olsa bile. İçindeki lav ateşiyle olmasa da başka ateşlerle yanmış sonraları. Başka korların dağı olmuş etekleriyle, bulutlu başıyla, gri renkli sırtıyla. Hasan Baba ile tanışmış, gün gelmiş. O dağın, koca çobanıyla. Yıldızların üzerinde ışıdığı İç Anadolu’nun sönmüş gri volkanı en ağır konuğu, Hasan Baba’yı  ağırlamış. Doyumsuz her tadı sindirmiş ateşten sinesinde.
 
Öyle bir özlemle beklemiş ki adını alacağı konuğunu, kor kor yanarken için için, zirve çanağındaki krater gölünün suları bile kurumuş. Göl kurumuş, krater ağzı kurak bir çukur olup kalmış zirvede. Sanki ağzını açmış da hep bir şeyler anlatmak ister gibi durur hala Büyük Hasan ve Küçük Hasan denilen iki krater; yani zirve çukuru. Dilinden anlayanları bekler bir laf edebilmek için. Hasan Baba anlamıştı o dağın dilinden. Bir anlayan daha çıkmış mıdır bunca senedir, kimse bilmiyor.

Hasan Dağı’na adını veren Hasan Baba’nın, II.Kılıçaslan ile Haçlı Savaşları’nda Haçlı ordusuna  karşı savaştığı söylenir.

Bir vakitler ıssızda, insandan uzakta Hasan Dağı’nda yaşamış Hasan Baba, Aksaray’ın içindeki hamamda külhancı olan Ali Baba ile kardeşmiş. İkisi de dopdolu, ikisi de çağın ileri geleniymiş manevi konularda.  

İkisi de ileri gelenmiş gelen olmasına da, iki kardeş bir araya gelince de hangisinin manen daha yüksek derecede olduğu hakkında konuşurlarmış. Külhancı Ali Baba, “Dağda günah yolları kapalı, gel de hamamda  er;  hamamda ermekle dağda ermek bir olmaz” dermiş.


Sonunda derecelerini sınamak için Hasan Baba’nın dağdan mendiline kar doldurup hamama gelmesine karar vermişler. Külhancı Ali Baba da mendiline hamamın ateşinden kor dolduracakmış. İki kardeş, biri elinde içi kar dolu diğeri elinde içi kor dolu mendilleriyle hamamın dağılma saatinde hamam kapısının iki yanında duracaklarmış. Hamamın önündeki sınav, Hasan Baba’nın mendilindeki karın eriyip erimemesi ya da Külhancı Ali Baba’nın mendilindeki korun mendili yakıp yakmamasıyla olacakmış.

Hasan Baba, dağdan mendiline kar doldurup hamama gelmiş. Ali Baba’nın mendili de kor ateşle doluymuş. Kadınlar hamamının dağılma saatinde kapının iki yanına durmuş iki kardeş.

Hasan Dağı’nın Hasan Babası ile hamamın külhancı Ali Babası kar ve kor ile sınava girmişler hamam kapısında.  Derken hamamdan yunmuş yıkanmış kadınlar çıkmaya başlamış.

İnsan sesi duymadan, yüzü görmeden dağda yaşayan, kuş cıvıltısı dinleyip, dere şırıltısını türkü bilen Hasan Baba’nın gözü, hamamdan çıkan kadınlara kaymış olmalı ki mendilindeki karlar birden eriyip  şıp şıp diye damlamaya başlamış.
                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                                            
Halkın mizah duygusunun ilaveleri midir bilemiyorum, Aksaray’da Hasan Baba’nın hamamdan çıkan kadınlara gözü kaydığında  “Allahım günaha girmeyeyim”, “Allahım günah yazma” dediği söylenir. Ben, en çok annemden duyduklarıma itibar ederim. Çünkü onun bu olayları dinlediği ağızların sahiplerini, tüm Aksaray dinler. Annemin o ağızları dinleyenlerden bir farkı vardır. Annem,  o ağızların sahiplerinin  dizi dibinde büyümüştür.

Hasan Baba’nın mendilindeki karlar yere damlarken şıp şıp, Külhani de denilen Külhancı Ali Baba’nın mendilindeki korlar harelenip uzun diller halinde alev olur. Ama ne Ali Baba’yı ne de mendili yakar o yalım ateş.

Külhancı Ali Baba, mendilindeki kar erimiş ve yere damlamakta olan kardeşi Hasan Baba’ya döner,
 -Dedim ya, dağda evliya olmak kolay, gel de hamamda külhanken evliya ol kolaysa, demiş.

Hasan Baba, dağına dönerken üzgündür. Sinirlidir de. Öyle sinirlenir ki koca bir koltuk büyüklüğünde, beş parmak eninde  beyaz mermer bir taşı kaptığı gibi Hasan Dağı’ndan Ali Baba’ya fırlatır. Ali Baba da taşı Sinne çayırında karşılar. Ali Baba’nın taşı karşılayıp dokunduğu   yere elinin izi çıkar.

Aksaray hakkında her konuda derin bir dağarcığı olan Ziya Hoca’nın kızı, Buharalı Derviş Emmi’nin sohbetlerini dinlemiş ve Acemoğlu Mehmet Acır dedemin yanında büyümüş annem ve arkadaşı Utku teyze, çocukluklarında bu çayırda oynarlarken o taşı ve el izini keşfederler. Küçük ellerini, Külhancı Ali Baba’nın el izine koyup,  hangisinin eline uygun bir iz olduğunu ölçerler daha sonra Umre gezisinde yol arkadaşı olan bu iki çocukluk arkadaşı.

Aksaray'daki evin terasında arkada Hasan Dağı ile Annem
Aksaray’da bulunan Sinne çayırındaki Ali Baba’nın el izinin olduğu beyaz taşın sonradan Aksaray Müzesi’ne kaldırıldığını duyduk.

O günden bugüne Hasan Dağı’na adını veren Hasan Baba’nın öyküsü anlatılagelmektedir Aksaray’da.
Hasan Baba, vefatının ardından isteği üzere Hasan Dağı’nın zirvesine gömülmüş. 

Hasan Dağı’nın bir yüzü doğal meşe ormanı ile kaplıdır. Meşe ağacına Aksaray’da palamut ağacı, meyvesine de pelit denir. Pelit, palamuttur.

Dağların iki bin metreden sonraki yükseklerinde  bitki yetişmez. O yükseklikler çıplaktır o yüzden. Yeşil kuşak bürümüş gibi Hasan Dağı’nı palamut yaprağı rengine boyayan meşe ormanı da iki bin metreye varmadan sonlanır. Hasan Dağı’nın ortalarında dağ kavakları salınır yelin değişiyle. Hasan Dağı’nın meşe ağaçlarına yani palamutlara arkadaş olurlar. Rüzgarda birlikte şarkı söylerler.

Hünnap, rastlaması zor, yetiştirmesi zor mu zor bir ağaçtır. Çetindir tohumunun filizlenmesi. Meyvesi hoş kokulu, nadir bulunan bu ağaç, Hasan Dağı yamaçlarındaki bazı köylerde yetişir. Hünnap denmez oralarda, inap denir meyvesine; inap ağacı denir  ağacına.

Bozkırın palamut ağacı yeşilinden kuşaklı, boynuna beyaz tülbentten fular bağlamış gri dağıdır Hasan Dağı. Bir yamacında Halvadere denilen Helvadere köyü vardır. Halvadere köyünün suyunu lezzeti daha önce ne içilmiştir ne tadılmıştır. Hasan Dağı’nın lezzetiyle tatlanmıştır o gürül gürül berrak su.

Tarihte Nora, yakınlara kadar Harlıdere, sonraları Helvadere, köylülerin ağzında Halvadere olan bu enfes güzellikteki köy, uzaklardan bakınca Victoria döneminde  inşa edilmiş evlerle kaplı Londra sokaklarını andırır gibidir. Haksız da değildir öyle bir algı uyandırmakta. Zira Halvadere köylülerinin büyük çoğunluğu İngiltere’de çalışır, orada yaşar; ama   kazandıklarıyla köylerinde iki katlı, bahçeli, mimarisi özenli evler yapmışlar. Ziyaretçiler, villa der bu yemyeşil bir dağ eteğinde, gürül gürül berrak suyunun lezzeti  gibisi olmayan köyün yeşil bahçeler içindeki evlerine.

Halvadere’nin doyumsuz suyundan uzaklaştıkça, bozkırlaşır etraf. Sararır. Yeşil, gri Hasan Dağı’nın alt sırtlarında kalır.

Kükremiş, bağrından ateşler kusmuş; susmuş, sönmüş; Hasan Baba’yı ağırlamış; yamaçlarında doğal meşe ormanını saklamış, korumuş; göç eden leyleklerin eteklerine konup kalktığı dağdır Hasan Dağı. Sırrını pek az kimseye açan bir kent olan Aksaray’ın Hasan Dağı’dır o.  Başı kar beyazına bulanmış, etekleri yeşil ekinlerle canlanmış; neler görmüş, neler geçirmiş heybetiyle hiç mi hiç heybetlenmemiş,  dünyada hiçbir yerleşim yeri yokken bir şehir olarak var olan Çatalhöyük’teki duvar resimlerine dünyanın ilk manzara resmi olarak çizilmiş Hasan Dağı’dır o. Dağların yücesidir. Ulusudur. Ulusundan misafiri Hasan Baba ile de  ululanmıştır.
(Her türlü hakkı saklıdır) 

Acemi Demirci, 08.02.2013

Paylaş :


“14 Şubat gülleri”

Adlı öyküme;


linkinden ulaşılabilir.

 Okuyacak olanlara keyifli anlar geçirmelerini dilerken herkesin Sevgililer Gününü kutlarım.

Acemi Demirci
Paylaş :

11 Şubat 2013 Pazartesi

www.kadinhaberleri.net 

adlı internet gazetesi aynı anda

.kadinhaberleri.com 

adıyla da yayında.
Kadinhaberleri.net gazetesinin yanı sıra yazılarıma kadinhaberleri.com adresinden de ulaşılabiliyor artık.

'HASAN DAĞI ve BAĞRINDAKİ KOR' adlı öyküm, her iki internet gazetesinde de mevcuttur.
Her iki sitede de bugüne dek esirgemediğiniz desteklerinizi bekliyorum.

Selam ve sevgilerimle.


Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci