7 Haziran 2013 Cuma


'Dallarından müzik, yapraklarından serinlik saçan yeşillik: Ağaçlar'

adlı çalışmama;

http://www.kadinhaberleri.net/index.php?content_view=35868&ctgr_id=30753

linkinden ulaşılabilir. Okuyacak olanların keyifli anlar geçirmelerini dilerim.
Acemi Demirci.
Paylaş :

5 Haziran 2013 Çarşamba

Kıtı kıtına hayatlar

Sokak aralarında, mahalle içlerinde, küçük ve eski  dükkanlarında alın teri döken, göznuruyla  kazanan tüm küçük esnafa ithaf ediyorum.
Küçücük terzi dükkanında gün ışıdığında çalışmaya başlamış, gün indiğinde çalışmasını bitirmişti. Yıllardır kullanıla kullanıla cilası yitmiş olsa da sanki cilalanmış gibi parlayan kesik ve çizikler içindeki, üzerinde küçük kuru sabunlar, yüksükler, biri demirden, oldukça ağır ve kocaman olmak üzere irili ufaklı makaslar, kalın ve renk renk makaralar ile iğne kutuları olan masasını toplamaya koyuldu. Akşam, karısının temiz işlerini yapması için eve götüreceği pantolonları, iliklerini açacağı yelekleri özenle katlayıp kendi diktiği kumaştan torbaya doldurdu. Gün boyu küçük dükkanındaki tek canyoldaşı olan kanaryasının suyuna, yemine bakıp, kafesin üstünü kırk yama gibi ulaya ulaya ince kumaşlardan diktiği örtü ile kapattı. Pencerenin hemen yanındaki kocaman  yapraklarını dışarı çevirmiş kana kana güneş ışığı emen devetabanının saksısına elini hafifçe değdirdi. Toprağı kurumuştu artık tavana kadar büyümüş çiçeğin. Biraz su verdi, diktiği pantolonu çok beğenip evindeki ana devetabanından  ürettiği fideyi kendine hediye eden   müşterisini anarak.

Kepengi indirdi. Her akşam bu saatlerde o sokağın müziğiydi esnafın kepenkleri kapatması. Sabah kepenkler açılırken yeniden duyulurdu o kısa ezgi.

Dört çocuğu vardı Hulki'nin. Dördü de çalışkan, akıllı ve anne babalarının halinden anlayan çocuklardı. Küçücük sobalı evlerinde soba yanan tek oda olan ufacık  salonda çalışırdı çocuklar derslerini, dikişlerini dikerlerdi Hulki ve karısı tüm gece. Elektrik salonda yanardı tek. Elektrik faturası ağır gelir diye  gün ışığı söner sönmez dükkanı kapatır kalan işlerini karısının da yardımıyla bitirmek üzere  evin yolunu tutardı Hulki her gün.

En büyük oğlu Kıvanç daha yenilerde mezun olmuştu üniversiteden. Mimar çıkmıştı. Parası az çok dememiş, iş veren ilk yerde işe başlamıştı seksenlerin sonlarına doğru. İlk maaşını bile alamamıştı henüz. Sadece patronu biraz avans vermişti yol parasını ve öğle yemeklerini karşılaması için. O da eve gelirken o para ile iki yüz elli gram kıyma almıştı annesi köfte yapsın diye. Kardeşleri köfte yesinler, evlerinde köfte kokusu duyulsun istemişti Kıvanç.

Seneler vardı köfte yemeyeli; o küçük evde köfte pişmeyeli. Et olarak bildikleri tek bir şey vardı. Paça. Gerçi çocukların kemikleri çok gelişmişti paça yediklerinden; ama köfte  için kıyma almaya hiç çıkışmamıştı paraları.

Okulda beslenme saatlerini sevmezdi Kıvanç. Çünkü pek çok arkadaşının annesi köfte yapar koyardı ekmek arasına. Kıvanç’ın beslenme çantasından köfte çıkmazdı hiç. Simit yerdi o beslenme saatlerinde. Bazen belki bir yumurtası olduğu da olurdu babasının o haftaki işlerinin çokluğuna göre.

Patronu avansını verir vermez yol parası ile öğle yemeği niyetine yiyeceği bir poğaça parasını ayırıp kalanıyla iki yüz elli gram kıyma almıştı. Kıvanç, akşam eve dönerken kazandığı ilk para ile aldığı ilk şey vardı elindeki filede.

Annesi Saime, akşam yemeği için  köfteyi yaparken tüm ev birazdan yenecek köfteyi bekliyordu mutfaktan gelen kokuları içlerine derin derin çekerek.

Saime, bir ekmeğin tümünü koymuştu köfte harcına. Bol maydanoz doğramıştı. Koca bir soğan rendelemişti harcı  çoğaltabilmek için. Yaptığı harç dinleniyordu şimdi. Kışın buzdolabını çalıştırmazlardı elektrik gitmesin diye. Bodrum kattaki evlerinin soba yanmayan odalarının demirli pencere kenarına dizerlerdi yiyecekleri. Kedi köpek gelip kapmasın diye pencere dışına da koymazdı. Saime, köfte harcını bir tencereye koyup, tencerenin ağzını iyice kapattıktan sonra soba yanmayan odanın penceresi önüne  koymuştu. Oda o kadar soğuktu ki çocuklar burada uyurken başlarını yorganın altına çekiyorlardı.

Terzi Hulki çok düşünceliydi. Sedirin üzerine koyduğu ve biraz dinlenip yemek yedikten sonra nasıl biçeceğine karar vereceği kumaşa gözlerini dikmiş derin derin düşünüyordu.
 
Kıvanç da düşünceliydi. Onun aklı da işlerine takılmış gibiydi.

Kıvanç, babası gibi aklı bir yerlere takılı dalgın dalgın bakarken üniversiteye giden kız, lisedeki oğlan ve ilkokuldaki üç kardeşinin tek düşüncesi sofraya gelecek köfteydi. Onlar, evi dolduran köfte kokusunu solurken bir an önce köftelerin pişip sofraya gelmesini bekliyorlardı.

Oğlunun düşünceli olduğu Hulki’nin gözünden kaçmamıştı. “Neden bu kadar düşünceli olduğunu” sordu oğluna.

Kıvanç pek konuşmak istemedi önce. Babası yorgundu zaten. Üzülürdü belki anlatacaklarıyla. İş hayatıydı işte. Sorunsuz, tasasız, düşüncesiz olur muydu hiç. Kıvanç’ın geçiştirmeye çalıştığını görünce  Hulki daha meraklandı. Kıvanç, babasını merakta bırakmamak için anlatmaya koyuldu.

-İlk işim elimde. Bir gökdelen projesi. Kapalı otopark, sinema salonu,  düğün salonu, her şey istiyorlar. Ama bunu dikmemi istedikleri arsa küçücük. O arsaya istedikleri  kapasitede bir gökdelen dikilemez. Anlattım kaç kez; ama illa   da olacak diyorlar. Arsa çıkışmıyor. En az bir o kadar yer daha gerek istedikleri binayı yapabilmem için. O arsaya çıkılabilecek kat sayısı da belli, onu da düşünüyorum. Teknik olarak imkansızı nasıl başarabileceğimi düşünüyorum bir haftadır.

Belli belirsiz gülümsedi Hulki, gözleri ilkokuldaki çocuğunda. Küçük kız koştura koştura sofra başına gelmiş, “köftelerin kızardığını, annesinin koca bir baş soğanı doğrayıp tuzla ovduğunu” söylerken Saime’nin eline tutuşturduğu içinde iki ekmek olan fileyi de masanın üzerine bıraktı. Üniversiteye giden ablasına bakarak “annesinin ekmekleri kesmesini istediğini” söyledi. Kız hemen yerinden kalktı, bıçağı alıp somunları ortadan keserek ikiye ayırdı. Sonra o yarım ekmekleri de ortadan kesip çeyrek ekmek haline getirdi. Tüm ekmekleri iki taneydi akşam yemeği için. Birazdan çeyrek ekmeğin içine köfteler konulup yenilecekti.

Hulki gözlerini kızının kestiği ekmeklerden ayırıp sedirin üzerindeki kumaşa çevirdi. Gözleriyle kumaşı işaret ederek başını salladı.

-Bu kumaş da aynen senin o arsa gibi. En fazla bir pantolon bir yelek çıkar. Oysa kumaşı veren müşteri yelekli bir takım elbise istiyor. Çıkmaz dedim, “Sen bilirsin, terzi mi yok civarda senden başka” dedi. Ölçtüm biçtim çıkışmıyor kumaş. Bir de evde düşüneyim diye getirdim.

Kıvanç gülümsedi. Babası ile aynı sorunu başka alanlarda aynı anda yaşıyor olmalarına güldü için için. Babası da gülüyordu. Hulki biraz daha acı acı gülüyordu oğlundan farklı olarak.

Saime, iki kişinin sığamadığı mozaik betondan tezgahlı mutfaktan çıkıp, salon kapısında görününce küçük kız sevinçle ellerini çırptı. Hemen çeyrek ekmeklerden birini kapıp, en yakın sandalyeye ilişti masa başındaki.

Saime, pişirdiği köftelerle dolu kenarları lacivert kaplı, içi çiçeklerle süslü derin emaye kabı masaya bıraktı. Küçük kızının elinden ekmeğini aldı. İçine üç köfte, bolca  soğan ve maydanoz koyup verdi. Kız, köfteleri azımsamış gibi baksa da dayanamayıp koca bir lokma kopardı hemen. Harcı bir bütün ekmek içi, iki yüz elli gram kıyma, kocaman bir baş soğan, bir demet maydanozdan oluşan köftesini yerken rüyada gibiydi. İlk köftesinin kalan yarısıyla ikinci lokmasını ısırdı ekmekten. Geriye iki köftesi kalmıştı. Olsun. Annesi kalan köftelerden verirdi ona. Doya doya köfte yiyecekti bu akşam. Bu nefis kokulu, enfes lezzetteki öğünün tadını çıkaracaktı.

Saime, çeyrek ekmeklere üçer köfte koyup kocasının, çocuklarının ellerine tutuşturduktan sonra kendi ekmeğini de hazırladı. Öyle güzel kokuyordu ki köfteler. Hemen bir lokma ısırdı aceleyle.

Küçük kızı ekmeğini bitirmiş annesine bakıyordu. Kızının,
-Anne, köftelerim bitti. Biraz daha köfte versene, dediğini duydu.
-Köfteler bitti kızım.
-Ama anne… Üç köfte yedim. Sadece çeyrek ekmeğin içinde o da. Doymadım, diye çıkıştı annesine küçük kız, sevimli bir arsızlıkla.

Saime yutkundu. Şimdi kendi köftelerini küçük kızına verse diğer çocuklarına haksızlık edecekti. Hadi kendisi kuru ekmekle de doyardı; ama diğer çocuklarının da üç köfteyle doymadıklarını, akıllarının hala köftede olduğunu biliyordu. Şakaya vurup gülümseyerek, bir çeyrek ekmek daha aldı. İçine bol soğan ve maydanoz koyup küçük kızının eline tutuştururken,
-Üç köfte yiyoruz kızım, ekmeklerimiz küçük çünkü. O ekmeğe üç köfte sığar. Ne kadar ekmek o kadar köfte.
 
Hulki ve Kıvanç ellerinde olmadan birbirlerine baktılar. Hulki, karısı Saime’nin de senelerdir hiçbir şeyi çıkıştıramadığını, yetiremediğini biliyordu. Tıpkı oğlu Kıvanç ve kendisi gibi çıkıştırma, yetirme sorunu yaşayan akıllı karısı Saime nasıl da bir çırpıda bu konuyu halletmişti.  Gözleri bir anda ışıldayarak annesine bakan Kıvanç da babasının aklından geçenlerin aynını düşünüyordu.

Hulki müşterisine, Kıvanç da patronuna verilecek cevabı bulmuşlardı.
-Ne kadar ekmek, o kadar köfte.
 
Hulki de Kıvanç da, hayatları boyunca hep yaşadıkları çıkıştırma, yetirme sorunuyla Saime’nin nasıl başa çıktığını ilk kez sesli olarak duymuşlar ve sorunun cevabını bu akşam köfte yerken öğrenmişlerdi.
(Her hakkı saklıdır)
(Acemi Demirci, 25.03.2013, Pazartesi


Paylaş :

3 Haziran 2013 Pazartesi

Küçük esnafı yazmayı çok seviyorum. Bir esnaf aileyi anlattığım;

'Kıtı kıtına hayatlar' adlı öyküme;

http://www.kadinhaberleri.net/index.php?ctgr_id=30753&yazar_view=35771
linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar geçirmelerini dilerim.

Acemi Demirci
Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci