25 Haziran 2013 Salı

'Benliğimizin imzası' adlı çalışmama;

http://www.kadinhaberleri.net/index.php?content_view=36270&ctgr_id=30753

linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar geçirmelerini dilerim.
Acemi Demirci
Paylaş :

23 Haziran 2013 Pazar

Cüceler Ülkesi'ndeki Güliver'ın adımları


Anahtarı kilide doğru uzatırken elleri titredi. Eve girmek istemiyordu. Bir adım sonra içeri girer girmez başını
ağrıtacak anlara ulaşacağını sanırken daha çantasından anahtarı çıkarmaya kalmadan ağrımaya başlamıştı başı. Üst kat komşuları Erşen,  çıplak ayakla topuklarını  yere vurarak cüceler ülkesindeki Güliver’ın dev adımlarının çıkardığı sesleri bastıran bir gürültüyle  yürürken altı yaşındaki kızı Muradiye Melike  de belli ki koridorda koşturuyordu. Babalı kızlı çıkardıkları gürültü apartmanın sahanlığında çınlıyordu. Ayakları geri geri giderek girdi eve Defne. Herkes evine başını dinlemeye dönerdi iş sonrası; oysa Defne ve eşi evlerine geldiklerinde başları ağrırdı.Defne yine kendini masaldaki  Cüceler Ülkesi'ndeymiş gibi hissetti. Yürürken adım sesleri ortalığı yıkan, her  adım atışında çıkan gümbürtüsüyle korkutan Güliver'in gürültüsünü dinleyecekmiş hissine kapıldı.
                                                                             .*****
Henüz tüm daireleri dolmamış bir bloktan aldıkları evlerine ilk taşındıklarında her şey çok güzeldi. Diğer komşular gibi apartmanın boş dairelerine taşınacak komşularını bekliyorlardı Defne ve Arda. Bir gün o da oldu.

Dubleks üst katta aylardır matkapla, çekiçle, baltayla süren çalışmalar sırasında yeni komşularına uğramışlar ve “bir ihtiyaçları olduğu takdirde kendilerinin bir alt komşu olarak seve seve yardımcı olacaklarını” söyleyip, yeni komşularına “hoş geldiniz” demişlerdi. Defne, üst kat komşu Makbule’nin bu sözlere teşekkür etmek yerine donuk donuk ve soğuk bakışlarla kendisine bakıp küçük kızından, onun yaramazlıklarından bahsederek “alt kat komşularının kendilerinden nefret edeceklerini bildiğini hatta emin olduğunu” söylediğinde çok  şaşırmıştı Defne.  “Çocuk olunca olur ufak tefek şeyler. Birlikte büyütürüz, dert etmeyin” demişti Makbule’nin içini ferahlatmak için; ama Makbule, “Sen öyle san” sözcüklerinin okunduğu bakışlarla Defne’ye  bakarken dudaklarındaki sinsi gülümsemeyi saklayamamıştı. Defne, görmezden geldi üst kat komşusunun bu tuhaf halini.

Dubleks üst katı alanlar taşınalı altı ay olmuştu. Altı aydır gece gündüz demeksizin üst kattan gelen gürültüyü dinliyordu Defne ve Arda. Güya üst katta tek çocuklu, üç kişilik bir aile vardı. Erşen’in halası Münciye’nin  de onlarla oturduğunu öğrenmeleri çok sürmedi. Sabah saat yedi bile olmadan Münciye halanın kalın topuklu terliği ile dubleks üst katın merdivenlerinden inişi, her sabah çalar saat görevi görüyordu.  Anne ve babası da aynı apartmandan ev almış Erşen ve karısı işe gittikten sonra  Erşen’in çalışmayan kız kardeşi, çocuklarını da alıp annesine uğruyor, onlarla birlikte Münciye halasının yanına çıkıyordu. Üç çocuğun koşturması, büyüklerin avaz avaz çocuklara bağırması, tüm gün çocukların paldır küldür merdivenden iniş çıkışlarının, eşyaları itip kakışlarının, düşürdüklerinin, kırdıklarının sesleri  kesilmeksizin geliyordu alt kata. Bu gürültüler, geç saatlere kadar sürüyordu. Bazen gece ikiye kadar. Gürültüde uyunmuyordu, dinlenilemiyordu.

“Temel komşuyuz” deyip, ses çıkarmadı bu hale Defne ve Arda, sabırla. Tam altı ay boyunca. Altı ay sonra bir gün Defne işten dönerken apartmanın girişinde elinden tuttukları kızlarıyla Erşen ve karısı Makbule ile karşılaştı. Erşen ve karısı hemen Defne’nin yolunu kesip konuşmaya başladılar. “Hafta sonu evlerinde büyük bir parti vereceklerini” söylediler. Defne, partinin hangi saatler arasında verileceğini sordu. “O saatler arasında evde olmayacaklarını” da ekledi komşularının içi rahat etsin diye. Bu konuşmayı fırsat bilip, “yukarıdaki en ufak bir sesin bile çok rahatsızlık verici bir halde titreşimlerle aşağıya geldiğini, apartmanlarında ses yalıtımı yapılmamış olduğundan bir yere kadar bunu kabullendiklerini ve anladıklarını; ama sabahın erkeninden gecenin on ikisine kadar koşturmaca, eşya itmece kakmaca, sivri ökçeli terliklerle merdiven çıkma, çıplak ayakla topuklara basa basa gümbür gümbür yürümenin alt kattan beter mi beter bir şekilde duyulduğunu, gürültü nedeniyle uyuyamadıklarını, tansiyonlarının fırladığını hatta artık gürültü dinlememek için evlerine misafir bile gelmediğini” söyledi.

Makbule yine puslu bir havada buz tutmuş kirli bir nehri andıran donuk bakışlarla, sinsi gülümseyişiyle dinliyordu Defne’yi. Defne, bir kez daha görmezden geldi Makbule’nin o insanın içini ürperten soğuk bakışlarını ve samimiyetsiz gülüşünü.

Hafta sonu Defne ve Arda, üst kattaki partiye katılacaklardan  erkenden gelen olabilir  düşüncesiyle çıkacakları saatten yarım saat önce evden çıkarken her iki asansörün de üst katta durduğunu duydular. Asansörden inenlerden çığlık atan çocuklar, onlara bağıran anneler ve hep birlikte yüksek sesle konuşanların sesleri tüm apartmanda uğulduyordu. Defne ve Arda asansörün gelmesini beklerken parti için gelen misafirler asansörü bir türlü boşaltmıyorlardı. Çocuklar, asansörlerin kapılarını açıp açıp kapatırken anneler de “çocuklarının oynamak için  nasıl da farklı şeyler bulduğunu” söyleyip yüksek sesle gülüyordu. Epeyce beklediler asansörün bir alt kata inmesini. Asansöre binerken de “Evden erken çıkmış olmakla iyi ettiklerini” düşünüyorlardı.

Partinin bitme saatinden bir saat sonra geldiler eve. Geldiklerine de pişman oldular daha içeri girer girmez. Hala devam eden partiden aşağıya gelen gürültü dayanılacak gibi değildi. Tekrar dışarı çıktılar. Defne’nin aklı evde onu bekleyen işlerde kaldı.
Pazartesi günü hayli yorgun dönmüşlerdi işten eve. Yemeklerini yiyip, evlerinde rahat rahat oturup bir yandan televizyona bakarken bir yandan iki laf etmek üzereydiler ki yandaki koltukta oturan Arda’nın kendisine sorduğu soruyu duyup duyamadı Defne. Yukarda yine parti vardı belli ki. Yüksek sesle atılan kahkahalar, çocukların o odadan bu odaya koştururken devirdikleri sandalyelerin, çarptıkları koltukların, itekledikleri sehpaların gıcırtısı sanki kulaklarını patlatırcasına, kafalarına balyozla vurulurcasına duyuluyordu. Başlarına inceden bir ağrı girmişti çoktan. Derken Arda’nın ensesinde bir ağrı başladı. Hemen tansiyonu ölçtüler. On dokuza çıkmıştı Arda’nın tansiyonu.

Defne, saate baktı. Saat gece on buçuktu. Gürültü diner diye umarak biraz bekledi. Dineceğe filan benzemiyordu gürültü. Merdivenlerden paldır küldür zıplayarak inenler, koşan çocukların arkasından koşan büyükler, hep bir ağızdan bağıra çağıra konuşanların susacağı,  duracağı yoktu. Ortak yaşam içinde apartmanda yaşadıklarını umursamayıp, alt katta da oturanlar olduğundan habersizmiş gibi gecenin bu vaktinde gürültü yaparken nasıl bir rahatsızlık verdiklerini hiç akıl edecek gibi görünmüyordu  üst kattakiler. Defne, tansiyonu giderek yükselen Arda’nın betinin benzinin attığını görünce doğruca kapıya yöneldi. Bir solukta üst kata çıkıp, üst kat komşunun ziline bastı. Kapı açılmadı. Dışarıya kadar taşan gürültüye bakılırsa içerdekiler zili duymamıştı. Bir kez daha ve ısrarla zile bastı Defne. Birkaç dakika sonra elinde kamera ile Erşen kapıyı açtı.
-Aşağıda duramıyoruz, dedi Defne.
Pişkince gülümseyen Erşen,
-Parti veriyoruz, diye yılıştı.
-Cumartesi günü vermemiş miydiniz partinizi?
-Aile içinde devam ediyoruz partiye.
Hafta içi bir günde, ertesi gün işe gideceğini bildikleri komşularının tepesinde, gecenin bu vaktinde gürültü yaptıkları için özür dilemek şöyle dursun partilerine devam ettiklerini söyleyen bu gürültücü komşuya ne diyeceğini bilemedi Defne.
-Biraz da bizi düşünün, deyip merdivenlere yöneldi. Bir alt kat olduğu için asansöre binmemiş merdivenlerden inmekteyken Münciye  halanın sesini duydu;
-Gecenin bu saatinde kimmiş o kapıya gelen? Bu saatte insanlar rahatsız edilir mi? Ne ayıp?
Defne, merdivenleri inerken gülüyordu duyduklarına. Karşısında halden anlayacak kişiler beklerken duvar bulmuş insanların sinirden güldüğü zamanlardaki gülüştü Defne’nin  yüzündeki.

Defne ve Arda, gürültü dinleye dinleye bir altı ay daha beklediler yukarıdaki komşularının ortak yaşam içindeki hayata yakışır şekilde davranmalarını. Değişen bir şey olmadı. Bir gece komşulardan birisi yakında evlenecek kızıyla birlikte hoşbeş edip oturmaya geldi Defne’ye misafir olarak.  Saat akşam vakti dokuz buçuk gibiydi.

O akşam üst kattakiler belki de Defne’nin  misafiri olduğunu bildiklerinden her akşamki gürültü tınısında gürültü çıkarmasalar da komşu kadıncağız ve kızı koşmacalardan, topukları yere vurarak yürümelerden çıkan gürültüye  bile tahammül edemedi. Çok oturmadılar başları daha ağrımasın diye. Giderken de Defne’ye akıl verdiler;
-Sonuna kadar açacaksın müziği, öylece de  bırakıp dışarı gideceksin. Dönünceye kadar çalsın müzik. Anlasınlar neymiş gürültü dinlemek.

Üst kattakilerle ne kadar konuşurlarsa konuşsunlar, ne derlerse desinler ağızlarını açar açmaz “yurt dışında okuduklarını” söyleyen komşularına bunların kar etmeyeceğini aslında ta baştan beri biliyordu Defne de Arda da. Kaç yıldır dinledikleri gürültüyü çekecek halleri kalmamıştı artık. Konuşmaktan anlamayan komşularıyla konuşmak çıkmaz olunca apartman genel kurulunda ilgili her yönetmeliği, kanunu hatırlatma yoluna gittiler. Defne ile karşılaştıklarında  üst kattaki bağrışma çağrışmanın, gürültünün ta alt katlara, kendilerine kadar geldiğini” söyleyen diğer komşular hiç oralı olmadılar genel kurulda. Defne ve Arda, bundan da bir şey çıkmayacağını anladılar. Yapanın yanına kar kalıyordu anlaşılan yaptığı.

Ellerinden gelen, akıllarına gelen her çareye başvurdu karıkoca evlerinde rahatça oturup, gürültü değil başlarını dinleyebilmek için. Olmuyordu. Her girişimlerinden sonra gürültünün şiddeti daha da artıyor, üst kattakiler bir de tempo tutarak, melodik bir vuruşla, bilerek yaptıklarını eni konu anlatan tarzda ayaklarını güm güm yere vuruyorlardı. Mutfaktaki çelik davlumbazın yeri sabit olduğundan iş dönüşü Defne’nin  orada, ocak başında yemek yapmakta  olduğunu bilen Makbule, ayaklarını davlumbazın tam altında şiddetle yere vurduğunda  Defne’nin  başına sanki kayalar düşüyordu.

Sadece Arda’nın tansiyonu yükselmiyordu; Defne’nin göz tansiyonu da yirmi altıya çıkmıştı.  Olacak gibi değildi bu gidiş. Ne konuşmadan, ne laftan, ne kapılarına gitmekten anlamıyordu üst kattaki komşuları.  “Ha duvara söylemişin ha onlara”, diye düşünüyordu karıkoca artık.

Bunlar yetmiyormuş gibi Erşen’in annesi, babası, Münciye halası sürekli iş dönüşlerinde Defne ve Arda’nın yolunu kesip, “torunları Muradiye Melike’nin çok şirin olduğunu, gürültü yapmayacağını, onun bir prenses olduğunu” söylüyorlardı. Defne ve Arda, gürültünün sadece küçük kızdan değil topyekün tüm aileden kaynaklandığını ne dedilerse de bir türlü anlatamadılar Erşen’in annesine, babasına ve Münciye halasına. Her seferinde de anlattıklarını karşıdakilerin anlamadığını bildiklerinden laflarını şöyle bitirdiler;
-Tek çözüm var. Erşen’i, Makbule’yi hatta sizleri bize davet ediyoruz. Bize gelin, misafirimiz olun. Biz yukarı çıkalım. Onların her gün, her an bize dinlettiklerini bir kez de biz size, onlara dinletelim.

Bu öneriyi yıllardır yapıyor olsalar da asla Defne ve Arda’nın evine gelmedi Erşen ve geri kalanı. Ama her seferinde nedense Erşen ve karısı değil de ille de annesi, babası ve Münciye halası yol kesip “küçük prenseslerinin hiç gürültü yapmadığını, akşam saat sekiz buçuk olmadan uyuduğunu” söylediler. Sanki her akşam saat on buçukta küçük prensesin koşturmacasının pat patları titreşimler halinde alt katta baş ağrıtıcı şekilde çınlıyor değilmiş gibi. Sanki gürültüyü tek küçük kız yapıyormuş gibi.

Ne yapsalar boştu. Üst kattakiler bildiklerini okuyor, hayatı Defne ve Arda’ya zindan ediyorlardı. Evlerine gelmek işkenceye dönüşmüştü karıkoca için.

Arda’nın işleri eve de taşardı. Ve işlerini bir iki güne kadar bitirmesi, teslim etmesi gerekiyordu. Ancak Arda, üst kattan gelen gürültü yüzünden bir türlü kendini işine verip çalışamıyordu. Kulaklarına tıkaç tıkadı. Bir müddet öyle idare ettiyse de Erşen’în kız kardeşi ve çocukları, Makbule’nin kardeşleri ve çocukları da üst kata gelip tepinmeye başlayınca tıkaçlar da fayda etmedi. Arda çakışamıyordu. Defne ve Arda evlerinde dinlenemiyor; ama sürekli üst kattan gelen her türlü gürültüyü dinliyorlardı. Hayat çekilir gibi değildi.  Tam evlerini kiraya verip başka bir eve çıkmayı düşünüyordu ki Defne’nin  aklına bir gece kızıyla birlikte kendisine oturmaya gelip üst kattakilerin gürültüsü yüzünden bir saat bile oturmadan kalkan komşusunun “Müziği sonuna kadar açacaksın. Görsünler bakalım nasıl bir şeymiş gürültü dinlemek” öğüdü geldi.

Defne, doğruca müzik setinin yanına gidip,  önce sesi çok az açtı. Utandı bangır bangır müzik çalmaya. Neredeyse vazgeçiyordu ki Defne’yi korkuyla yerinden hoplatan küüüt diye devrilen bir şey, ardından üç beş çocuğun zıplayarak, bağrışarak koşmaları, büyüklerin canhıraş bağrışmalarını duydu. Çocukların merdivenlerden paldır küldür çıkışlarını büyüklerin patırtıları izledi.  Terliklerin topukları her basamağa değdiğinde çıkan sesi başının içinde duyuyordu Defne. Kesilecek gibi değildi gürültü. Defne dayanamadı.  Müzik setinin kumandası elinde,  parmağını kaldırmadan basıyordu ses düğmesine . Ortalığı yalnızca müzik sesi kapladı.

Beş dakika bile olmadan müziği kapattığında üst kattan gelen gürültü kesilmişti. Defne, komşusuna hak verdi. “Çivi çiviyi sökermiş derler, doğruymuş. Neden şimdiye dek gürültücü komşuya beş dakika yüksek sesle müzik dinletmedik de yıllardır gece gündüz onların gürültüsünü dinledik acaba” diye düşündü.
*****
Müzik çaldıkları o gece başkaca bir gürültü daha duyulmadı. “Gürültü yapmadan da yaşayabiliyorlarmış demek üsttekiler” diye düşündü Defne de Arda da. Hatta Arda şaka bile yaptı karısına,
-Sonunda üst kat komşularımızın hangi dilden anladıklarını bulduk.

İki gün sonraydı. Gürültü eskisi gibi değildi. Üst kattaki komşularını iyi tanıdıklarından Defne de Arda da onların çıtları çıkarmadan, ortak yaşama saygılı, apartman hayatına yakışır  davranışta bulunacaklarını zaten hiç mi hiç ummuyorlardı. Eskisine göre daha tahammül edilebilir  gürültü çıkardıklarından üst kattakileri takdir bile eder olmuşlardı. Yine de sonunda üst kattan gelen gürültüyü bu kadar aza indirdikleri için karıkocanın içleri umutla dolmuştu. Belki daha da iyi olabilirlerdi üst kat komşuları. Belki giderek ortak yaşama, apartman hayatı içinde komşuların yaptıklarının birbirini doğrudan etkileyen ortama uyum sağlayabilirlerdi. Sevinçli ve umutluydular o gün. Her şeyin normale dönmesi beklentisine bile  kapıldılar.
*****
Müzik çaldıkları günden iki gün sonrasıydı. Arda, tiz bir sesle uyandı daha gün ağarmadan. Çalar saatin sesi değildi bu ses. Nereden geliyordu acaba?

Ses, yukarıdakilerin kapı gıcırtısıydı. Ardı ardına açılan kapıların hepsi de gıcırdıyordu. Öyle bir gıcırtı sesi geliyordu ki aşağıya Defne, lisedeyken tahtaya yazı yazan öğretmenin uzun tırnağı kara tahtayı çizince duyulan o ürpertici, korkunç ses kadar beter bir ses olduğunu düşündü.

Kapılar sürekli açılıyor, kapanıyordu gıcırdayarak. Sanki senelerdir yağlanmamış gibi. Üst kattakilerin gürültü listesine yeni bir madde eklenmişti artık. Kapı gıcırtısı.

Akşam eve döndüklerinde bugün itmece kakmaca, koşmaca ve merdiven gürültüsü dışında başka hangi gürültüyü dinliyor olacaklarını bilerek girdiler içeri. Boğulur gibi oldu Defne kapı gıcırtılarını duydukça. Kendini balkona zor attı. Parka bakan arka geniş balkonda biraz hava almaktı niyeti. Burnuna odun ateşi kokusu geldi. Bir yerlerde ateş yakıyor olmalıydılar. Başını dışarı uzattı. Sanki konfeti atılmış gibi inen ince ince odun ateşi kurumları savruluyordu yukardan. Üst kattakiler, dubleks evlerinin terasında yasak olmasına rağmen mangal yakıyorlardı anlaşılan.  Hemen iş dönüşü yıkayıp az önce astığı beyaz havlulara takıldı Defne’nin gözleri. Havluların üzeri simsiyah isle, kurumla dolmuştu. Yeniden yıkanmaları gerekti. Balkonun  zemini ise bulanmıştı. Kabus bitecek gibi değildi. Devam ediyordu yukardan yağan mangal ateşi kurumuyla, kapkara isle.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 21.06.2013, 11: 55



Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci