3 Ekim 2013 Perşembe

Sıradan bir Ankara sabahında, günün ilk saatlerinde çalışan bir kadının günlüğü


Çalar saat hiç şaşmaz. Hep sabahın altısında çalar.  Saat bu. Tıkır tıkır işler. Sabahın altısı filan dinlemez. Yaygarayı basar vakti gelince.

Altıda kalkar Itır. Gözleri açmanın en zor olduğu vakitte. Kimilerinin söylene söylene  ağırdan alarak kalktığı, kiminin saati susturup, yorganı başına çekerek uykuya dalıp işe geç kalmaya aldırmadan yeniden uykuya daldığı saatte. Kuşlar yemlenirken. Araba sesi ortalığı kaplamamışken.

Saat altıda aralanan pencereden bir başka görünür dışarısı. Yorgunluğunu henüz atmış; ancak birazdan yine çok yorulacak caddeler, sokaklar, arkadaki tepeler yeni yeni belirgin olmaktadır yakınlarda doğmuş güneşin ışıklarında.

Dalları huysuz çocukların yaramaz kolları gibi havaya kalmış arka tepelerin  körpecik çam fidanlarının hiç yağış almayan bahar ve yazdan sonraki sarımtırak hallerine endişelenmeye daha sabahtan başlar Itır. Günün yeni yeni aydınlandığı bu erken saatte yeşil renkleri zeytuni siyahmışçasına koyu görünen çamlarla kaplı tepelere bakarak  başlar güne. Karaçam fidanlarına, mazı dallarına konan saksağanları, kuyrukkakanları izler. İlerdeki elektrik direklerine konmuş, etrafı gözleyen  atmacaya bakar uzun  uzun. Keklik sesleri duyar.  Otların arasından çıkıp yemlenen keklikler de görünür ara ara.



Beş on dakikaya sığdırır bu seyri.. Saat yedi buçukta evden çıkılmış olunacak çünkü. O halde hemen günün hazırlığına başlamalı.

“Ne giyeceğim” düşüncesinin yükünü taşımaz. Ne giyeceği bellidir. Lacivert etek ya da pantolon,  beyaz gömlek. Havacılar böyle giyer.

Dünün de yarının da benzeridir bugün giydikleri. Böyle giyinmenin tek zahmeti hafta sonları yarım düzine gömlek ve üç beş pantolon ütülemektir uzun uzun,  Dolaptaki  hazır ütülülerle idare edivereyim bu hafta sonu da  kolayına kaçmak olmaz onun için. Onlar renklidir zira.

Üst baş tamamsa bu kez de ilkokuldayken annesinin hep eline tutuşturduğu beslenme çantasının yetişkinlikteki gelişmiş modelini hazırlaya başlayacaktır. Eğer akşamdan yıkanmış meyve, domates, salatalık, biber varsa ne ala. Yoksa eni konu yıkanmış olmaları için bir de onların sirkeli suda bekleyip arınmaları var. Sonra da durulanıp cam kaplarına konulmaları. Ne vardı öğlenleri işyerinde çıkan yemekten yeseydi. Denedi de; ama yemeklerin yağları dokundu midesine. O da yemedi bir daha. Hem artık alıştığı için sabahın erkeninde öğle yemeği hazırlamaktan yüksünmez olmuştu.

Her sabah bir önceki sabahın fotokopisi gibidir. Aynı işlemler aşağı yukarı aynı sürede yeniden, bir kez daha yapılır. Evden çıkmadan önce alarm çözülür. Kapı usulca kapatılır sabahın yedi buçuğunda uyuyanları uyandırmamak için. Asansör çağrılır.

Apartman kapısına geldiğinde Itır,  durup geniş bahçeye şöyle aceleyle bir göz atar. Tomurcuk veren, açan gül var mıdır diye. Bahçe duvarını dolanan hanımelinin kokusunu duymak için derin bir nefes çekilir içe. Mavi çamlara, ladinlere, salkım salkım sarkmış söğüt dallarının altında apartman görevlisinin oğlunun bıraktığı pembe bisiklete bakar. Salkım söğüt altında, yemyeşil çimlerin üzerinde  uyurcasına yatan pembe, küçük bisikletin resmini çekmek ister hep. Ama eve döndüğünde bisikleti hiç orada görmez.

Taş döşeli yoldan caddeye iner. Yokuşludur yolu. Sabahları iner, akşamları çıkar dik yokuşu.

Sürüleşmiş başıboş köpeklerin saldırısı bugünlerde iyiden iyiye arttığından yürürken ikide birde  ardına bakar. Her ne kadar elinde köpeksavarı olsa da arkada kalan köpekler tehlikedir. İki yanında eskiden çavdar tarlalarının uzandığı yokuşu iner. Hala çavdarlar biter kendi başına, yakında lüks blokların dikileceği tarlalarda.

O saatlerde ıpıssızdır ortalık. Bazen erken davranan bir doktor ya da öğretmen Polatlı dolmuşu beklemektedir. Kırk yılda bir de olsa onlarla karşılaşınca iki laf eder.



Yetmiş dört yaşımdaki servis şoförü keyfine göre gelir durağa. Saate aldırmaz. Onun kerterizi, ilk binendir. İlk binen de Itır’dır.

Şoför, konuşkandır. Olmaması gerektiği kadar konuşkandır hem. Hep bir şeyler anlatır binenlere. Anlatırken de arkasına döner. Yolu görmeden sürer bu sırada servis aracını. Ankara’nın en işlek yollarından biri olan bu yolda, bunca hızla giden araçlar arasında  arkaya dönüp konuşmak, ha bire kazaya yaklaşmak anlamına gelir. Birkaç kazaya ramak kalmışken neyse ki kazadan dönerler her gün. Şoför bu kez de diğer sürücüleri şikayet eder arkasını dönüp servistekilerin gözlerinin içine bakarak.

Servis, iş yerine kadar dolana dolana gider. Ankara’nın yutup, mahallesi yaptığı bu eski köy, tarla olan yerlere yeni yapılan yollardan hoplaya zıplaya at biner gibi ilerlerler. Midesi kalkar servisin içindekilerin. Yolda servisi durdurup inerek  yol kenarında içindekileri dışarı çıkaranlar olur. Artık servistekiler için alışıldık bir durumdur bu.


Sekiz buçukta başlar mesai. Servis çok dolandığından yol iyice uzar ve hiç vaktinde işe gelemezler. Gecikmeler,  kışları daha da artar. Karda yağmurda  hep gecikirler. Kar yağışının  sabaha kadar sürdüğü, her yanı bembeyaz bir örtünün kapladığı, karanlık kış günlerinde iş çıkışlarında eve üç saatte dönebildikleri olmuştur. Acıkanların karın gurultularını dinleyerek, servisin içinde tir tir titreyerek.

İş yerindeki odasının koridorundaki kapıların kimisi açılmış kimisi hala kapalıdır. Açık kapılardan sesler duyulur. Ellerinde dünden kalma içindeki telveleri kurumuş kahve fincanlarını, çay bardaklarını yıkamak için  lavabolara koşturanlar çokçadır.

Kahvaltı saatidir o saatler. Koridordan ince bir simit kokusu duyulur. Odalarına doğru koridor boyunca yürüyen çalışanların kimisi önce kantine uğramış ve en gevreğinden seçip aldıkları beyaz kağıda sarılı simitlerini ellerindedir. Çoğu, simitlerin yanına üçgen peynirlerden de alır. Vazgeçilmeyecek bir keyiftir Itır ve arkadaşların böyle bir kahvaltı.

Gevrek simitler  uçlarından biraz koparılıp ağza atılmış, susamları masanın üzerine saçılmış halde beyaz kağıtların üzerinde dururken bardaklar, fincanlar lavaboda yıkanıp simitlerin yanına bırakılmıştır. Sırada çay suyu ısıtmak vardır.


Çaylarını ortak yapanlar olur. Bir ısıtıcı ya da çaydanlık alınır imece usulü. Yine imece usulü toplanan para ile çay, şeker alınır. Çayı demlemek de sıraya koyulur. Çay demleme işinden hoşlanmayanlar da çıkar arada. Onlar bir yolunu bulur kaytarır her seferinde.  Isıtıcıya su doldurmak ya da çaydanlığı elektrikli ocağa koyup çayı demlemekten kaçmanın yolunu iyi bilirler. Girişte kimle karşılaşsalar onu lafa tutar, her selam verenle uzun uzun sohbet eder, asansöre binmez merdivenleri ağır ağır, dinlene dinlene çıkarlar. Onların bu huyunu bilen ve kotarıcılığı, idareciliğiyle bilinen bir, iki kişi usulca yerlerinden kalkar ve çayı hazırlar “bugün benim sıram değildi, nerede kaldı bu kadın” söylenmelerini hiç yapmadan.


 Çay suyu çoktan kaynamaya başlamış, tatlı tatlı cızırdarken çıkagelen, sırasını ustaca savuşturmuş oda arkadaşı ise oflaya puflaya girer odaya. Pişkince “yolda kimlerle karşılaştığını,  onların kendisini nasıl lafa tuttuklarını” anlatır. Onun sızlanmalarını dinleyen kahvaltı masası başındakilerin kimisi “başından savuştursaydın ya”,  “Odadaki arkadaşlar çay bekliyor, bugün benim sıram deseydim ya” gibi öğütleri kim bilir kaçıncı kez tekrarlarken kotarıcı ve idareci kişiliğiyle öne çıkmış olan kişi ise   lafı ustaca değiştirir. Hiçbir zaman çay demlememiş; ama demlenmiş çayın başına en önce gelen kolaycı arkadaşlarının sabah sabah  havayı bozmasına fırsat vermez. Çay ve simit ile keyifli bir kahvaltının zeminini hazırlar böylece.


O gün kimin çay  yapma sırasıyla o sabah masasını yerleştirdikten, çekmecesini kilitledikten sonra su ısıtıcısını eline alıp önce lavaboda bir güzel yıkar. Yıkamayanlar da çıkar. Sonra da  koridordaki en yakın sebile gidilip su doldurulur. Odaya döndüğünde de su ile dolu ısıtıcı, altlığına yerleştirilir ve düğmesine basılır. Çaydanlıksa eğer, elektrikli ocağa konulur. Çok geçmeden bir cızırtı duyulur. Bu arada karınlar iyice acıkmıştır. Odayı kaplayan simit kokusu bir an önce çıtır çıtır simitlerden koca bir lokmanın ağza atılması isteklerini körükler.


Kahvaltı, konuşa konuşa yapılır. Bilgisayarlar daha odaya girer girmez çoktan açıldığından gazetelerdeki haberler bakılır. Kimileri üzerinde tartışılır. Ankara’da su kesintisi haberi varsa hemen telefona sarılıp, haber verilir anneye, babaya, eşe, evdeki çocuklara. Evdeki boş olan her şeye su doldurulması istenir. Sitesinde su deposu olduğundan böyle bir sorunu olmayanlar kurum kurum kurulur bu arada. Ayrıcalıklı olduklarını hissederler aniden. Hatta onların jeneratörleri de vardır. Elektrik kesintilerinden hiç haberleri bile olmaz. Dizileri de kaçırmazlar böylece.

Kahvaltı bittikten sonra bilgisayarlara dikilir gözler. Sisteme girilir, gelen işlere bakılır. Dünkü işlemler tamamlanmış mıdır, kontrol edilir. Tamamlanmamışsa oraya buraya telefon açılır. Bu arada telefonlar gelmeye başlamıştır. Bir yerlere çağrılırlar bugünkü işler için. Bir iş günü başlar böylece. Koşturmacanın ilk adımlarıdır bunlar. O koşturmaca Itır için hayattır.

*****
Saat beş buçukta işten çıktıklarında  uzunca bir yoldan sonra yokuşun başında servisten inecek, seslerini duyduğu köpek sürüsü yakınlarda mı diye sağa sola bakınarak, arkasını kolaçan ederek, güneş gözüne gözüne girerken elini yüzüne siper ederek yokuşu tırmanacak, eve girer girmez üstünü başını değiştirip mutfağa koşacak, salata için yıkanmış yeşillik, karnabahar, lahana, şalgam, turp, salatalık, domates;  Allah ne verdiyse var mı diye yetikledikten sonra yıkanmamış olanları yıkayacak, dünden kalma bardakları makineye yerleştirecek, makine dolduysa çalıştıracak sonra da banyodaki makineyi yetikleyecektir Itır. Eğer dolapta hazır bir kap yemeği varsa ısıtmak için ocağa koyacak, yoksa kolları sıvayıp yemek yapacak. Sofrayı kurup, yemek pişip masaya oturduğunda da yorgunluktan bir lokma bile ağzına atacak hali kalmayacak. Masadan kalkıp, sofradan topladıklarını bulaşık makinesine yerleştirip, tam oturmak üzere televizyon başına geçtiğinde  telefon çalacak. Telefon konuşmasının ardından yeniden televizyon başına gelecek. Şöyle bir bakınacak programlara. Eşinin seyredeceği maç ya da yarış yoksa televizyon ona kalacak. Seyredecek bir şey bulamayınca her günkü gibi kelime yarışına bakacak.


Televizyon başında daldığı uykusundan uyandığında yarış çoktan bitmiş olacak. Oturduğu kanepede uykuya daldığından beri kaç saat geçmiş  diye merak edecek. Bir buçuk saattir uyumakta olduğunu öğrenince sabah saat altıda nasıl zor kalktıysa yine aynı zorlukla kalkıp dişlerini fırçaladıktan sonra yatmaya gidecek. Ertesi sabah, bu sabahki her şeyi bir kez daha baştan tekrar edeceğini bilerek uyuyacak.

 (Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 27.09.2012, 11:10
 









Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci