2 Kasım 2013 Cumartesi


Duyurusuna;

http://bloqlar.blogspot.com/2013/11/blog-tantmlar-en-tarz-blog-yarsmas.html

linkinden ulaşılabilecek, Blog Tanıtımları sitesi tarafından yapılan 'En Tarz Blog' yarışması yakında başlayacakmış.

Selamlarımla.
Acemi Demirci, 02.10.2013

Paylaş :

30 Ekim 2013 Çarşamba

'Sıradan bir Ankara sabahında çalışan bir kadının günlüğü' adlı çalışmama;

http://www.kadinhaberleri.com/siradan-bir-ankara-sabahinda-calisan-bir-kadinin-gunlugu-makale,200.html

linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
Acemi Demirci, 30.10.2013
Paylaş :

28 Ekim 2013 Pazartesi

Bloklar boy verirken başaklar boynunu büker


Şehrin içindeki keşmekeşten kaçınca anladık şehrin yanı başındaki acıyı. Her yanımızı çeviren tarlalara komşu olup, tarlalar arasında yaşamaya başlayınca duyduk ekin rengi ağıtı.

Çevredeki tek tük bloklardan biri olan apartmanımızdan göz alabildiğine ufka dek uzanan başak sarısı ekinlerdi buralar ilk taşındığımızda. Topu topu beş yıl önce. Buğday ekerdi, çavdar ekerdi, arpa ekerdi kadınlı, çocuklu köylüler. Çiftçiler eyleşirdi kah boy vermiş yulafların arasında kah tarlanın ortasındaki  alıç ağacının altında. Arada bir toprağın buğday sarısı giysisini koyun sürüleri lekelerdi uzaklardan.  Bir çoban seyirtirdi sürüden ayrılan koyunlara doğru. Kaval sesi duymadım; ama çıngırak sesi duyduğum çok oldu Eskişehir Yolu boyunca uzanan tarlalardan. Önceleri İzmir’e giderken sonraları balkonda otururken.

Tek renkti buralar yazları. Ekin sarısı. Tek boydu her şey. Bir arpa boyu. Yekpare halıydı vaktinde yer, çok renkli. Baharda taze yeşil, Temmuz’da başak sarısı, sonbaharda anız karası. Kışın kar beyazı. Sürülmüş tarlalar akik taşı rengindeydi. Koyu kahve. Yakılmışsa Oltu taşı gibi siyah. Tohumlar boy verdiğinde zümrüt gibi yeşildi.  Başaklar olgunlaştığında kehribar gibi kirli sarı olurlar.

Atmacalar uçardı ekinlerin üzerinden. Kertenkelelere dirlik vermezlerdi. Tarla fareleri, gelengi denilen yaban sincapları meyillerde, göz göz oyarlardı toprağın altını. Geceleri tavşanlar, tilkiler gezerdi çakmak çakmak yanan gözlerle. Tek araç vardı o zamanlar tarlaların üstünde gezinen. Traktörler.

Komşu yan tarlaya bloklar dikilip, sakinler gelince bizim komşumuz artık bir tarla değil, birbirine selam bile vermeyen komşularla dolu bloklar oldu. Traktör sesi kayboldu; ama hızı saatte bilmem kaç kilometreye  çıkan pahalı otomobillerin lastik sesleri duyulur oldu.

Yan komşu tarlaya geçen yıl buğday ekilmiş, Temmuz sonu hasat edilmiş, biçilen sapları deste deste edilmişti. “Bizim fırından aldığımız ekmek belki de komşu tarlanın mahsulünden yapılmıştır” diye düşündüğümüz olurdu.

Gördüğü son kışında tarla, bembeyaz karın altında uyudu. Uyanacak ve  önce cılız, sonra solgun yeşil ardından buğday sarısı ekinle kaplı bir tarla olacaktı. Ekimi de, ekini de, hasadı da görecektik balkondan. Göremedik oysa.

Çiftçi bir daha buğday dikmedi yan tarlaya; ama blokları yüksek mi yüksek kocaman bir site dikildi. Daha temeli atılmadan kapış kapış satılmış daireler. Ultra lüksmüş evler. Öyle diyor gezenler.

Yan komşu tarlanın sahibinin yüzü, çiftçi teni rengindeydi. Güneşte yanmış, kavruk. Dişleri seyrek, kasketi eğri. Kasketin altından alnına düşen saçları terden iyice ıslanmış,  yapış yapış, Ellerinin derisi kuru. Avuçları nasırlı. Eli, yabaya nazire edermişçesine kocamandı açınca.

Ankara’nın son çiftçilerinden olduğunu o da biliyordu. Üstü başı yerinde olmasa da keyfi yerindeydi. “Yakında Ankara’nın en pahalı mağazalarından alacaktı takımlarını. Herhalde önce kemerini yeniler”, diye düşündürürdü blok dikilecek tarlasına bakanlara.

Eski kemerinin rengi bile yitmişti. Boyası kalmamış, derisi kavlaktı.  Pul pul dökülür olmuştu neredeyse kemer. Tokadan sarkan uzunca kısımda bolca delik vardı. Mahsulden zarar ettikçe zayıflamış; zayıfladıkça kemere bir delik açmıştı besbelli. Sekiz çocukluymuş. Hepsini evermiş. Çocuklar kentin merkezinde iş bulup bir de gecekondu yapmışlar Dikmen’in ötelerine. Tarlaya yardıma geldikleri olurmuş yazları; ama ancak hafta sonları ya da yıllık izinlerinde. Bazısı artık ona bile gelemez olmuşmuş. Çocukları okullu olunca kurslar başlamış. Tarlayla filan uğraşamaz olmuşlar son yıllarda. Kocamış çiftçi iyice bunalmış yardımcısız kalınca.

Tek başına traktörün üstünde, güneşin altında, saman tozu yuta yuta gün boyu koca tarlada dolanmak zor gelmeye başlamış çiftçiye. O yüzden aklını hemen çelmiş bloklar. Tarlanın üzerine dikilecek bloklarının yarısının kendisinin olacağını duyunca çiftçi, hemen oracıkta elindeki kalem kağıtla evlerden alacağı kiraların bankaya yatınca getireceği faizi hesaplayıvermiş. “Hiç yorulmadan, ultra lüks evinde balkonda çay içerek para kazanmak dururken  neden çiftçiliğe devam edeyim bu yaştan sonra” demiş komşu çiftçi. Hem zaten imar da gelmiş ya tarlalara. Bugün olmazsa yarın nasıl olsa buğday yerine blok dikiliverecek tarlanın orta yerine çimentodan. Ne diye vakit kaybetsin boşuna, gününü görsün birazcık bunca yıl dedelerinden babasına, babasından da kendisine kalan ata yadigarı tarlasının. İlk iş yepyeni bir kasket, derisi rugan
bir kemer almak olur hem. Giysiler Kızılay’daki mağazalardan alınacak.  Yok yok artık AVMler açıldı. İyisi mi Çay Yolu’ndaki bir AVM’den almak üst başı. Önce ne renk  hangi model üstte güzel duruyor diye gazeteler alınıp, resimlerdeki kıyafetler incelenecek. Oysa çiftçi çoktan vermiş kararını karısının aksine. Geçen yıl görüştüğü ziraat mühendisinin üzerindeki gibi tüvit bir ceket ve düz renk koyu bir pantolon alacak. Sonra faizleri aldıkça başka kıyafetler de alır. Daha kılık kıyafet hayali kurarken bile çiftçi, beton blokların buğdaydan elde edilen mahsulden daha karlı bir mahsul olduğunu anlayıvermiş.

Son kışının baharında buğday tarlasının böğrünü ne kazma ne biçer döver deldi. Ne de tohumlar serpildi sürülmüş toprağa. Onlarca inşaat makinesi gelip kondu koca tarlaya. Kazdılar kazdılar. Kepçe kepçe kazdılar. Tek bir buğday kökü kalmamacasına kazdılar.  O kadar derin kazdılar ki su çıktı sonunda.


İnşaat iki yılda bitti. Üçüncü yılın güzünde  eskiden tarla olan yan komşu tarlaya dikilen Ekin sitesinin Başak adlı bloğundan her biri kendine ait olan yirmi bir katlı Çavdar, Burçak, Yulaf, Buğday adlı blokları izlerken çayını yudumlayan rugan kemerli eski çiftçi, tarlanın ortasındaki alıç ağacının altında içtiği testideki ayranın tadını bir daha hiç tadamayacak olmanın, bunca gelirine rağmen istese de bankadaki paralarıyla o tadı satın alamayacağını bilmenin  burukluğuyla   kendi tarlasından sonraki tarlaya dikilen ve ufku kapatan Park Tarla sitesini izliyordu buğulu gözlerle. Onu balkonda her gördüğümüzde.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 06.08.2012, Ankara
acemi.demirci@yahoo.com.tr
 
Paylaş :

27 Ekim 2013 Pazar


Şiddete maruz kalmış ve şiddet sonucu hayatını kaybetmiş tüm kadınlara ithaf ettiğim,

‘Karlı günde kanlı Keklik’ adlı çalışmama;
 http://www.kadinhaberleri.com/karli-gunde-kanli-keklik-makale,196.html

 linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
Acemi Demirci, 27.10.2013
Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci