30 Kasım 2013 Cumartesi

Bir kapıdan bir kapıya yürümek


 
Doğumlar bana hep kapıları çağrıştırır. Kapılar da mutlaka çıkışı da olan girişleri. Doğmak bir kapıdan gitmektir. Hayat, yürümektir öbür kapıya doğru.

Kapıların görülmezi; ama hiç değişmeyenidir dünya kapısı. Vardır, bilinir, açılır. Girilir de çıkılır da o kapıdan. Ama ‘dünya kapısı’ denilen o kapı,  “İşte şuradaki kapı” diye işaret edilip de gösterilemez.

Doğum, giriş kapısıdır. Çıkış kapısı  nerde ne zaman açılacak bilinmez; ama açılmadığı hiç olmamıştır. İki kapılıdır yani dünya. Giriş, çıkışa doğru yol almak anlamına gelir.

Dünya kapısı kah bir koridora açılır dümdüz kah çetrefilli, dolambaçlı, varyantlı, uçurumlu yollara açılır. Her yol, giriş kapısıyla başlar. Çıkışa kadar da sürer uzunlu kısalı.

Benim anlatacağım kapılar doğum ile girilen kapıdan sonra açılan kapılar. Eskilerinin demirden, pirinçten, oymalı tahtadan  yapıldığı, asmalı  kilitleri  olan kapılar. Kimisi eşsiz bir işçilik eseri; anahtarlarını bugünlerde süs diye oraya buraya serpiştirdiğimiz  kapılar.

Kapalı kapılar, ardında ne bilinmeyenler saklar. Basitinden, sadesinden ya da sırlısından. Açık kapılar, en çok “açık kapı bırakmak” deyişinde anlamlıdır.

Kapılar, sahiplerince açılırlar. Bir kapının tek bir açanı da olur, koca bir aile tarafından açılanı da. En acı veren kapılar, tümden  kapanan kapılardır.

Kapılar,  çocuklarının her biri oraya buraya dağılmış, hep gözler buğulu anılan kırk yıllık eşini de çoktan kaybetmiş bir yaşlının göçmesiyle bir daha açılmamacasına kapanır yüze.  Kapıların açılması iyidir, kapıların kapanması acı verir.

Çalacak bir kapının olması öyle bir nimettir ki. Bunu en çok çalacak kapısı olmayanlar bilir. On sekiz yaşını doldurduğundan  yetim yurdundan salıverilen bir yetim bilir çalınacak kapının değerini herkesten ziyade. Ya da babası, annesini bıçakladıktan sonra annesini artık yalnızca bir mezar taşı soğukluğunda hissedecek, babası da zaten kaybolmuş olduğundan ortada kalan bir çocuk bilir mesela. Bir de kara kışta evsiz barksız sokaklarda yatıp kalkanlar bilir çalacak bir kapı olmasının  sıcak anlamını.

Bir kapı çalmanın nasıl bir nimet olduğu  çalanlarca kolay kolay fark edilemez çoklukla. Metropollerde artık öyle pek fazla çalacak kapı kalmadığı hayıflanmalarına metropollerin dışında kalan yaşamlarda gülünüp geçilebilir bile belki. Hiç çalacak kapı olmaz mı küçük yerde? Herkes ya akrabadır ya hısım. En kötüsü kapı komşudur insanlar birbirine orada.

Geleneklerin sürdüğü bir İç Anadolu kasabasında sabahın erkeninde eteklerini savurtarak acele acele koşturan bir kadına balkondan seslenen bir komşunun, “Falancaların misafiri gelecekmiş de yardıma gidiyorum. Yaprak saracağız iki tencere” cevabını duyması hiç şaşırtıcı değildir. Hayat imece usulüdür hala köylerde, kasabalarda. Belki yakın bir zamanda o adet de yutulup gidecek şehirleşmenin cenderesinde; ama şu an, misafiri gelecek komşusuna yaprak sarmada yardıma giden eş dost sayesinde hala ayaktadır. Duam da böyle adetlerin sürmesi, yok olmamasıdır. Böylesine insanca adetler yok olursa içimizde de çok şeylerin yok olacağının iyi bilinmesidir.

Devlet kapısı, her iş arayanın rüyasıdır. Bu kapıdan girmek, eli iş tutmaktır. İş tutan el demek de evlenmek, aile kurmak, çoluk çocuğa karışma düşleri kurmanın ilk adımıdır. Bu düşlere ilerde kredi ile ev ve araba almak da eklenir.

Bir çocuğun ne kadar teyzesi, dayısı, halası, amcası varsa o kadar kapısı vardır. Bu akrabalar köy gibi, kasaba gibi, küçük kentler gibi bir arada yaşanılan yerlerdeyse hele de akşamları nasıl dolu dolu geçiyordur o akrabaların. Kardeşler akşam oturmasına birbirlerine gidiyor, eltiler gizliden birbirini süzüyor, fırsat bulursa biri diğerine ötekini çekiştiriyordur. Abiler, yeni arabalardan daha iyi anladığı için küçük kardeşlere arabasını değiştirirse hangi özellikte bir  araba alsın diye danışıyor; evin büyükleri, yünden el örgüsü kahverengi yeleklerinin üzerinde birleştirdikleri ellerini birbirinden ayırmadan, oturdukları köşeden tüm bu kalabalığı gülerek seyrediyordur.

Yemek kokularının derin derin solunduğu evlerde açılan kapılar, mutluluğa açılan kapılardır.  Beklenilen, yolunun gözlenildiği kişiler olduğunuz kapılardır. Sevdiğiniz yemeklerin çoktan pişmiş de açılıp içeri girdiğinizde sizi beklediği kapılardır. Sevgi bulduğunuz, sevgi verdiğiniz kapılardır. Çalınıp da açılması için her gün sabırsızlanılan kapılardır onlar; kah okul dönüşü kah iş dönüşü.

O kapıların açılması kadar kapanması da zevktir. Açılması eve giriştir. Girdikten sonra da kapanması dışarının soğuğunu, sıcağını, ayazını, kirliliğini geride bırakmış olmak demektir. Az sonra yorgun ayakların uzatılacağı kotluk, kanepe demektir. Kahve kokusu, patlamış mısır kokusu, kahvaltıda kızarmış ekmek kokusu demektir.

Açılınca güler yüzle karşılanacağınızı bildiğiniz kapıların verdiği mutluluğun yanında bir de karşısında durup seyredilerek haz alınan kapılar vardır. Usta marangozların yaptığı eski kapıların görkemi, yenilerde arasan da bulunmaz.

Taş duvarların çevrelediği koca bir bahçeye açılan üstü kavisli geniş tahta kapılarla başlar eski taş konakların heybeti.  Demirden süsleri, tokmağı vardır bu kapıların. Konakların içindeki kapılar da zemberekle açılan  tahta kapılardır.

Ah o zemberekli eski tahta kapılar. Şimdi unutulmuş bir açma kapama usulüdür zemberekler. Daha ben okula gitmezken vardı. İyi ki açıp kapamak  kısmet olmuş. İyi ki görmüşüm o zemberekli kapıları. Bir kenara atılmış zemberekli kapılar gördüğümde de iyi ki resimlerini çekmişim.

Taştan örülmüş duvarların kemerle biçimlendirdiği, kanatları tahtadan olan kapıların görkemi ol git esaslıyken şimdilerde o kapı kanatları bazen bir salonun ortasına sehpa olup, ahşabın, işçiliğin, ince zevkin hasını yansıtır.

Demir kapılardaki işçilik, dantele benzer.Evin dışarıdan görülen süsüdür işlemeli, işçilikli kapılar. Daha ilkten haber verir o kapılar sahibince özenilmiş bir evde olduğunuzu. Kapısı dantel gibi demir işçilikli evler, içlerinin de baştanbaşa  Selanik göçmenlerinin işlediği çivi dantelinden örtülerle bezenmiş olduğu hissi uyandırır.

Ahşap ahır kapılarının demir aksamları o kapıları nasıl özel kılar. Nasıl güzel kılar. Şimdilerde pahalı geniş müstakil evlerin panjurları, kapıları, kepenkleri bu aksamlar gibi demir süslerle perçinlenerek yapılmaktadır. Hatta mobilyalar yapılmaktadır ahır kapısı süslemeleriyle. Meğer eskiden ahırlar nasıl da süslüymüş, sanatkarane imiş.

Yontulmuş, oyularak üzerine ne desenler bezenmiş tahta kapıların işçiliği çok ağırdır. Göz nuru her nakışta görülür. En güzel tahta kapılar, eski camilerin kapılarıdır.

Açılan kapılar kadar kapıları açanlar da çok önemlidir. Bir kapı açılınca güler yüzle karşılanmak, o kapının tekrar tekrar çalınmasını istetir. Terslercesine bir yüzle karşılanma, “Ellerim kırılsaydı da o kapıyı çalmasaydım” dedirtir.

Bazen kapılar, sadece perdedir. Saraydan Sürgün’e romanında Hindistan’da geçen olayları okurken beni şaşırtan durumlardan biri de sarayda kapı yerine perde kullanılmasıydı. Ses geçiren, bir el çırpmayla hemen gizlinin açığa dönüşeceği bir kapıydı perdeler. Kapısız yaşamanın nasıl olabileceği gözler önünde canlanıveriyordu satırları okurken. Hiçbir şeyin gizlenemediği, saklısız bir hayattı perdeden kapılı hayat.

Kapıları açmanın da bir yolu yordamı vardır. Küt diye pattadanak açılmaz kapılar.

İş yerlerindeki kapalı kapılar, içeri girmeden önce kapının mutlaka çalınmasını söyleyen sessiz bir uyarıdır. Bir toplantı bölünebilir gelişigüzel içeri dalmalarda.

Yaş ilerledikçe açılan kapıların teker teker kapandığına tanık olunur. Her aile büyüğü kaybedilişte “O kapı da kapandı” denilir. O kapılar bir daha hiç çalınamayacak, çalınsalar da açılmayacaklardır. Hani her defasında güle oynaya gittiğiniz, doyacağınızı, şımartılacağınızı bildiğiniz, kusurlu da olsanız övgü işittiğiniz büyüklerin açtığı  kapılar.

Bir kapının kapanması, içimizdeki bir coşku pınarının kurumasıdır. Kapıların kapanması, giderek yalnızlaştığımız,  büyürken etrafımızda gördüğümüz insanları artık sadece mezarlıklarda ziyaret edip, adlarının soğuk bir mermerde göreceğimiz anlamına gelir.

Bir gün kapandıklarında eşiklerinden artık asla atlayamayacağımız kapıları, hele de ardına kadar açılan kapıları daha sık çalmak, o kapıları çalamaz olduğumuz anlarda bizi sevindirecek tek şeydir.

(Hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 22.01.2013

Paylaş :

26 Kasım 2013 Salı

Dopdolu bir edebiyat dergisi olan Yitik Ülke Yayınevi'nin (www.yitikulke.com)    değerlendirmesiyle,

www.acemidemirci.blogspot.com

haftanın blogu oldu.

Zengin içerikli  bir edebiyat dergisi olan Yitik Ülke'de yer alan bu habere;

http://www.yitikulke.com/acemi-demirci.html

linkinden ya da doğrudan Yitik Ülke sitesinde hem ana sayfada hem de  sağ taraftaki başlıklardan  Sosyal Medya Dünyası altında yer alan Blog Tanıtımları'ndan ulaşılıyor.

Teşekkür ve saygılarımla,

 Acemi Demirci ya da AYY
Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci