3 Ocak 2014 Cuma

"Boğum   boğum boğan düğümler çözüldüğünde" adlı çalışmama;

http://www.kadinhaberleri.com/bogum-bogum-bogan-dugumler-cozuldugunde-makale,239.html

linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
Acemi Demirci
Paylaş :

1 Ocak 2014 Çarşamba


Sağlığın sorunsuz, mutluluğun dipsiz, gönencin sınırsız, huzurun bitimsiz olduğu bir yeni yıl dilerim. 

   
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 01.01.2014, 00:07

Paylaş :

29 Aralık 2013 Pazar

Nadide Abla'nın emekli maaşı


Ara sıra öyle aramayla bulunamayan insanlar tanıdığımız olur. Roman kahramanları gibidirler. Hayatları da roman gibidir zaten. Duruşları vakur, başları dik. Gönülleri gani, gözleri toktur. Gurur, kibir bilmezler o vakur ve dik başlı görüntüye rağmen. Onur, onların tüm benliğidir. Bu öyküdeki Nadide abla gibi.

Bir azim, mücadele öyküsü bir kadında ad bulsa o ad,“Nadide” olurdu mutlaka. Oldu da. Bir emekli maaşı için verilen mücadele sonrasında o emekli maaşı ile bir dükkan ve kaç evin geçim mücadelesinin de adıdır Nadide abla.

Lise yıllarımdan beri tanırım onu. Her zaman mizampli yapılmış kısa saçları, hiç makyajsız doğal güzelliği, zekice bakan iri siyah gözleri, mücadeleyi bırakmayan kişiliğiyle.

Nadide abla, kuaförlüğe memleketinde başlamış. Almanya'da devam etmiş. Senelerce Almanya'da, Almanlar’ın saçlarına şekil veren zarif Türk hanım olarak çalışmış. Hasrete dayanamamış olacak, dönmüş. Döndükten kısa bir sür sonra evlenmiş. Eşi, bir kaymakamın oğluymuş.

Kızların çevresinde dört döndüğü oğlan, Nadide'ye âşık oluyor. Âşık olmasına âşık; ama kızların ilgisine de kayıtsız kalamıyor. Nadide Abla ile evlendikten sonra da sürmüş bu ilgi. İki çocuğa rağmen yürümemiş evlilik bu nedenle.

Çocuklara hep Nadide Abla bakmış. Evi geçindirmek, çocukları yetiştirmek ve hayatını kazanacağı dükkânının masraflarını karşılamak için dişiyle, tırnağıyla, gecesiyle, gündüzüyle çabalamış, didinmiş. Kadın omuzlarıyla üstlenmiş hayatın tüm yükünü. Ezilmiş bu ağırlığı taşırken; ama pes etmemiş. Tüm yorgunluğunu, bir gün emekli olmak hayalleri kurarak dindirmiş. Beş bin iş günü tutarında prim yatırması gerekiyormuş emekli olabilmesi için sigortaya.

Dükkân ve ev kirası, kendisi ve çalışanları için yatırılan emekli sigorta primleri, baktığı iki çocuk bir de kendi üç boğaz Nadide ablanın eline bakar. Çok zorlanır bu düzeni yürütürken.

Kocaman kara gözlerinden kara kaderine yaşlar akmış akmasına; ama ağlamaktansa kollarını sıvayıp işine vermiş kendini. Giderek Ankara'nın en aranılan kuaförlerinden biri olmuş. Akıllı, yerinde ve tartarak  konuşmaları, onurlu ve düzgün hayatıyla çok sevilmiş. Nadide ablanın elinden saçları yapılırken kulakları da en keyifli, olgun sohbetlerle bayram etmiş dükkana gelen gidenlerin.

Kuaförlük zor zanaat. Tüm gün ayakta durmak gerek. Eğilip bükülmek, oturmaksızın çalışmak gerek. Sonunda belinde fıtık oluşmuş, varis olmuş bacakları. Ama o, varis ağrılarına rağmen üniversiteye giden çocuklarına para gönderebilmek için didinmeye devam eder Farabi’deki işyerinde. Yetiştirmesi gereken çok para vardır kiralara, çocuklara, vergilere, çıraklara.

İstanbul'da, inşaat mühendisliğinde okumakta olan  oğlu Lütfü’nün kaldığı evin altında bir kahvehane vardır. Kahvehanenin sahibinin oğluyla arkadaş olur Lütfü. Giderek pekişir arkadaşlıkları. Kahvehanenin sahibi ve oğlu, Lütfü’yü kendi ailelerinden biri gibi benimserler. Artık sanki o evden biri olan Nadide ablanın oğlu Lütfü, evine de girip çıkmaya başlar kahvehane sahibinin.

 Kahvehane sahibinin bir de kızı vardır. Lütfü, âşık olur kıza. Nadide ablaya açar durumu, evlenmek istediğini söyler. Nadide abla, oğlunun muradını görmeyi çok istemektedir ancak henüz doğru dürüst bir işi yoktur oğlanın. Kız da işsizdir. Önce düzenli iş bulmalarını sonra da evlenmelerini salık verir oğluna. “Kendisinin belli bir yaşta olduğunu, sağlık sorunları bulunduğunu, hayatın onu çok yorduğunu, bugünün koşullarında tek maaşla ev geçindirmenin, kira vermenin, çocuk sahibi olup onları iyi şartlarda yetiştirerek okutmanın hiç kolay olmayacağını” anlatır.  Lütfü, annesinin bu sözlerinden alınır, gücenir. Tek bir laf daha etmeden ayrılır annesinin yanından. Çok geçmeden de Karadenizli kahvehane sahibinin kızı ile evlenir annesinin haberi olmaksızın.

Askere giderken karısını, kayınpederinin evinde bırakır. Askerden döndüğünde kucağına ilk kızını alır Lütfü. Annesini ne arar sorar. Altı yıl sürer oğlanın sessizliği.

Kendi işleri bozulup dükkânı dağılmış Trabzonlu bir kalfa alır yanına yaşı ilerlemiş, tek başına dükkânı kotaramaz olmuş Nadide abla, onca sene sonra. Kendisini kıt kanaat geçindirirken bir de kalfanın evinin geçimini üstlenir dükkânı, çıraklar ve manikürcü kıza ilaveten. Dükkânından gelen para ile kaç ev dönmektedir, akşamları evlere ekmek götürülmektedir. Kalfanın eski müşterileri de gelmeye başlayınca, dükkânın bereketi artar.

Trabzonlu şakacı kalfa Orhan’ın uzun zamandır süren rahatsızlığı depreşince eşi ve çocukları onu hastaneye kaldırırlar bir gece yarısı apar topar. Böbreklerinden rahatsızdır altmışlı yaşlarındaki Orhan. Ameliyata alırlar hemen onu; ama ameliyat masasından kalkamaz.

Bir kardeş gibi benimsediği iş arkadaşını gömdükten kısa bir müddet sonra, 2000 yılında, küçük esnaf Nadide abla çok zorlanır dükkânını çevirmekte. Tam o günlerde Nadide abla, bir sigortalı olarak primlerini günü gününe yatırdığı beş bin iş gününü doldurmuş,  emekliliğe hak kazanmıştır. Emekli olur Nadide abla sigortadan.

Artık eline her ay belli bir para geçecektir. O gelir ile sadece kendisine gelen çoğu memleketlisi en eski müşterilerinin saçını yapmak dışında bir işe karışmayacak, bir gazete ya da dergi alıp dükkânın yere kadar inen camları önünde sırtını güneşe vererek oturup okuyacaktır. Sabahları işe daha geç gelecek, akşamları daha erken çıkacaktır. Eve gidince yemek yapamayacak kadar yorgun olmayıp kahvaltımsı bir akşam yemeği hazırlamak yerine içini ısıtan sulu ev yemekleri pişirebilecektir. Çalıştığı bunca yıldır zaman bulup da evinde hiç yapamadığı yaprak, lahana sarması yapmayı bile hayal eder emekliliğin tadını çıkardığı günlerde. Her ay gelen faturaları dert etmeyecek, müşterilerin azaldığı yaz ayları artık kâbusu olmayacaktır. Nadide abla, hiç gitmediği tatillere çıkmayı da düşler. Karadeniz yaylarını görmek için can atmaktadır.

Babasının vefatının ardından kendisine kalan üç beş kuruşla bir teras katı alır, nohut oda bakla sofa misali. Varillere diktiği renk renk güllerin, büyük saksılardan fışkıran mosmor ya da yemyeşil fesleğenlerin, nanelerin, maydanozların, dereotlarının, biberiyelerin kokuları arasında yaz gecelerinde, terasında, varisten ağrıyan ayaklarını uzatıp otururken bunca yıl sonra kira vermeden kendi evinde oturmak, evin küçüklüğünü de eskiliğini de ona unutturmaktadır.

Dükkân, darboğazdadır. İşleri önce durgunlaşmış sonra iyiden iyiye azalmıştır. Sigortadan emekli Nadide abla, emekli maaşı ile geçinmeye çalışmaktadır. Dükkânın tüm kazancını, dükkân kirası, vergiler, elektrik, su parası, çalışanlarının aylığı ve sigorta primleri  için ayırır. Kendisi için tek bir kuruş almaz kuaför dükkânından kazanılan paradan. Dükkân çalışmaktadır; ama kazanç getirmemektedir. Kendi giderini de zar zor karşılamaktadır. Bu da yetmemeye başlar giderek. Giderler, giderek ağırlaşırken dört beş çalışana iş vermenin ağırlığı altında enikonu ezilmeye başlar Nadide abla. Bir yandan da artık iyice artan varis şikâyetleri, bel ağrıları tümden tadını tuzunu kaçırır. Akşamın yedisine, yedi buçuğuna kadar iş yerinde; sonra da evde yılmadan çalışan Nadide abla, hiçbir çalışanını işten çıkarmak istemez, ekonomik krizin etkisiyle günden güne bozulan işlerine rağmen. Ama dükkân kirası, artan vergiler, elektrik, su parası karşısında kazandığı para aciz kalır. Kazancı erimiş bitmiş dükkânın gideri artık kendisini ucu ucuna geçindiren emekli maaşı ile de karşılanamaz olunca onca yıllık dükkânını kapatır Nadide abla. Açıkta kalan çalışanları için gözyaşı döke döke iş arar. Diğer kuaför arkadaşlarının yanında iş bulup yerleştirir çıraklarını.

Kapanan sadece bir esnafın senelerce emek verdiği, onca kişinin evine ekmek götürdüğü bir dükkân değildi. Bir saç kesimi, yapımı boyunca içine dalınan sanattan, geziden, yeni çıkan kitaplardan, televizyonda gösterilen belgesellerden, kültürden, maddi manevi her konudan sohbetlerin de kapanmasıydı. Kökünden kesilen saçlar gibi kesilip atılmıştı sıcak karşılamalar, evden uzakta evde hissettiren candan anlar.

Nadide ablanın dükkânını kapatmasının ardından bir kuaföre asla iki kez gidememiştim. Gittiğim tek bir kuaförden dahi memnun kalmadan ayrılıyor, Nadide ablaya içten sitemlerle söyleniyordum. Kısa süre içinde sadece benim içimin kararmadığını, Nadide ablanın, zaman içinde onu çok seven dostlarının ısrarı ile dükkana çevirdiği evinde sadece çok eski, bir düzineyi geçmeyen ahbabı için yeniden işini yapmaya başladığını duydum annemden.

Nadide abla, altı yıl görmedi kendisine kırgın  oğlu Lütfü’yü. Altı yıl konuşmadı oğlu onunla.

İki çocuğu olup, ekonomik krizin ardından işsiz kalınca çok bunalır Lütfü. Kirasını veremez duruma gelmiştir. Mama bekleyen, bakım bekleyen çocukları perişandır. Kahvehaneleri maddi sorunların pençesinde olan karısının  anne ve babası hiç yardım eli uzatmaz onlara. Arkadaşlarından borç istemeye kalkar, utanır. Yardım talep ettiği bazı tanıdıklar da kibarca ona “kendi yağlarıyla ancak kavrulduklarını” söylerler. Çaresiz kalır Lütfü. Küs olduğu annesinden başka arayacağı, yardım isteyeceği kimsesi yoktur. Annesinden yardım ister bir gün ansızın açtığı bir telefonla.

Oğlunun işsiz kalmasına şükür bile eder Nadide abla, onun sesini duyunca. Önce ilk otobüse atlayarak oğlunun yanına gider. Elinde avucunda ne varsa yanına alır. Kolundaki bilezikten, sandıktaki kumaşa kadar. Börekler, kurabiyeler yapar.

Nadide abla, sigortadan aldığı emekli maaşının tamamını çektiği gibi işsiz ve gelirsiz oğluna göndermeye başlar. Geçim kaynağı emekli maaşı, artık oğlunun geçim kaynağı olur. Onca yıl saatlerce ayakta durarak çalışmasının ardından dört gözle beklediği emekli maaşı, oğlunun aylık maaşı olmuştur. Torunlarına kazaklar, hırkalar, battaniyeler, yelekler örer geceleri. Her geçen gün büyüyen çocuklar artık sadece  babaannelerinin gönderdiklerini giyinir olurlar. Tek bir gömlek alacak parası yoktur çocuklarına işsiz Lütfü’nün.  Yarı tok yarı aç gezse de torunları ve oğlunun iyi olduğunu duymak, Nadide ablaya her şeyi unutturur.

Oğlu Lütfü’nün, Nadide abla ile konuşmadığı, görüşmediği yıllarda kızı Handan, üniversiteye devam etmektedir. Bir erkek arkadaşı olur Handan’ın. Gurbetçi bir ailenin oğludur. Lise çağlarında Türkiye’ye gelmiştir arkadaşı. Sevimli, kibar, etkileyici bir gençtir. Yakışıklıdır da. Ciddi bir arkadaşlığa dönüşür giderek arkadaşlıkları. Okulun bitmesine yakın sözlenirler.

Handan, üniversiteyi bitirip ilk görev yerine atandıktan sonra daha öğretmenler odasına girer girmez genç bir öğretmenin dikkatini çeker. Bu genç öğretmen hemen ortak tanıdıklar bulup, evlenmek istediğini söyleyince kızın sözlü olduğunu öğrenir. Üzüntüsünü içine gömer genç öğretmen Hakan, öğretmenler odasına uğramaz olur bir daha.

Yaz tatilinde evlenir Handan ve sözlüsü, Ankara'da. Oğlanın anne ve babası gelememiştir düğüne. Ama Almanya’da bir düğün daha yapılacaktır, Bu düğünde herkes bulunacaktır. Yol parası çıkışmadığından uçak bileti alamayan Nadide abla dışında.

Almanya’ya büyük bir mutlulukla gider yeni evli Handan. Kocasının ailesini tanıyacağı için heyecan içindedir. Kocasının ailesinin evine giderler güle oynaya.

Genç bir kadın açar Almanya'daki evin kapısını. Bu kadın, kocasının Almanya’daki karısıdır. Yani daha iki gün önce evlendiği kocası, aslında Almanya’da evli bir adamdır. Beyninden vurulmuşa döner Handan. Apar topar evden ayrılarak, Nadide ablanın oradaki eski ahbaplarına sığınır.

Nadide abla, borç harç bulup buluşturarak uçak bileti alır.  Kızını aldığı gibi de ilk uçakla geri döner Almanya’dan Ankara'ya. Henüz bir haftalık bile evli değilken aslında Almanya’da evli olan kocasından boşanma talebiyle dava açar Handan. Boşanır da ilk celsede. Boşanmanın acısının yanında aklına gelmeyenlerin başına gelmesi, evli bir adamla evlenmesi içini dağlamıştır. Handan'ın toparlanması kolay olmaz. Nadide abla, ne belini ne varislerini ne parasızlığını ne de yorgunluğunu hatırlayacak durumda değildir çocuklarının içinde olduğu şartlar karşısında. Bu yaraların kolay kapanmayacağını en iyi bilen biri olarak yeni yaralar kapatma telaşına düşer.

Eylül’de okullar açıldıktan sonra öğretmenler odasında Handan'ın başına gelenler konuşulmaktadır Handan dersteyken. “Nasıl da şanssız olduğu, iyi kalpli, uzun dalgalı saçlı genç hocanıma bunların nasıl yapılabildiği” fısıldanmaktadır. Konuşmaları Hakan da duyar. O dönem, öğretmenler odasından çıkmaz olur Hakan.  Handan'ın iki günlük evliliğin ardından boşandığını duyduktan sonra.

Hakan, Handan’ı içten içe sevmektedir hala. Bir yolunu bulup açar içini Handan’a. Handan oralı bile olmaz. Gözü korkmuştur bir kere. Olur a, bir kez daha kandırılmak duygusu ödünü koparmaktadır.

Nadide abla, kızına destek olur, Hakan ile evlenmesi için onu yüreklendirir.  Bu arada oğlu Lütfü de iyi bir iş bulup, işe başlamıştır. Birkaç ay sonra annesinin gönderdiği paraya ihtiyacı kalmaz. Nadide’nin eline kalır artık emekli maaşı.

Handan, Hakan ile evlenmeye karar verince en çok annesi sevinir. Kızını yine o emekli maaşıyla evlendirir. Taksitle aldığı tüm çeyizi emekli maaşıyla öder yavaş yavaş. Lütfü işe girmiştir, Handan evlenmiştir ve hamiledir. Emekli maaşı ve dükkana çevirdiği evinde kabul ettiği müşterilerinden gelen kazançla gül gibi geçinip gitmeye başlar Nadide abla. Ta ki Lütfü bir trafik kazası geçirene dek.

Lütfü ağır yaralanır o kazada. İki yıl sürer tedavisi. Patronu, Lütfü’nün işine son vermez; ama aylığını da ödemez. Ne zaman tekrar işe başlayacaktır ancak o zaman maaşını alabilecektir Lütfü. Nadide abla, bir kez daha asgari ücret tutarındaki emekli maaşını oğluna göndermeye başlar. Yaşı ilerlemekte, beli ve varislerinin yanında başka sağlık sorunları ile karşılaşmaktadır. Çalışmak, ayakta kalarak saç yapmak zor gelmektedir gün geçtikçe; ama o bunlara aldırmaz.

Lütfü’nün çocukları okula başlamıştır. Bir kez daha Nadide ablanın emekli maaşı imdatlarına yetişir iki kız bir oğlan, üç torunun. Babaannelerinin emekli maaşı ile okumaktadır çocuklar. Oğlu ayağa kalkıp, işine tekrar dönene kadar emekli maaşına hiç dokunmaz Nadide abla. Aldığı gibi Lütfü’ye gönderir bir kez daha emekli maaşını.

Bir emekli maaşı için her dakikası ayakta on, on iki saatlik çalışmayla geçen yıllar boyunca beklediği emekliliğe kavuşan; ama emekli maaşının gününü görmeye kavuşamayan Nadide abla, Lütfü’nün işine gücüne dönmesi, kızının çeyizlerinin taksitinin bitmesiyle emekli aylığıyla buluşur yeniden.  Emekli maaşından arttırdıklarıyla da hep hayalini kurduğu Karadeniz gezisine gider sonunda, memleketten aile dostlarıyla.

Hala aynı teras katında oturur Lütfü’nün üç, Handan’ın iki çocuğu ile büyükanneliğin tadını doyasıya çıkaran Nadide abla. Kıt kanaat geçindiği dönemler hiç bitmemiştir. Yetmişine merdiven dayadığı şu günlerde hala işini en coşkulu haliyle yaparken emekli maaşından bir kenara üç beş kuruş koymayı da ihmal etmez. Olur a, çocuklarının başı sıkışırsa diye.

Nadide abla, adı gibi nadide bir insandır. Emekli aylığı düşü ile yaşadığı onca seneden sonra emekli maaşını kendinden gayri herkese, dükkân çalışanlarının sigortasına, oğluna, kızına, torunlarına harcamış onurlu bir anadır. Düşünü kurduğu emeklilik günlerinde bile emekli olamamış, emekli aylığını ara sıra yiyebilen bir emek, sabır, irade, azim timsalidir.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 03 Mart 2011 Perşembe, 12:53:40

acemidemirci@gmail.com

 

 

 

 
Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci