1 Ağustos 2014 Cuma

“Tabelaların Gözyaşı”  adlı çalışmama;




linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.


 acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :

30 Temmuz 2014 Çarşamba

SU ve YAĞ



Evin hanımı, yağ şişesini ocağa yakın koyardı mutfak tezgahında. Şişelere pek düşkün olduğundan ille de cicili bicili şişelere  çekerdi yağlarını.

Küçük bir kızken Menemen’de annesiyle pazara yağ almaya gittiklerini hatırlardı yeşil camdan şişelere baktıkça. Koyu yeşil  camdan boş yağ şişesini kendi taşırdı hep pazara giderken. Zeytinyağı alıp şişe yağ ile dolduktan sonra annesi ille de şişeyi elinden alırdı. Küçük kızı zeytinyağı dolu şişeyi düşürüp kırar yahut da yorulur kendisi alışverişe dalmışken bir kenara koyar da unutur diye ödü kopardı annenin.

Yemeklerde, salatalarda hep zeytinyağı  kullanırlardı. Kahvaltıda yedikleri zeytinlerin üzerine  kekik, biber döküp ekşi mayadan yapılmış, odun ateşinde pişmiş ekmeği banarlardı altın renkli yağa.

Tezgahındaki yeşil yağ şişesini hep ocağa yakın koyan ev sahibi, şimdi de kendi küçük kızıyla gidiyordu Menemen pazarına yağ almaya. Yağ almaya gittikleri her pazar dönüşü küçük kızı aşırı susar, eve dönünce de  doğruca su küpüne koştururdu. Küpe daldırdığı bakır maşrapayı ağzına kadar doldurup sonra da maşrapayı bardağa boca ederdi.  Kana kana su içerdi, nefes bile almadan. 

Su küpü, hemen ocağın yanındaki yağ  şişesinin tam karşısındaki köşede dururdu.

Mutfak masasının üzerindeki sade cam sürahi de illa su dolu olurdu hep. Sürahinin camında ne bir işleme vardı ne bir süs. Ama cam o kadar şeffaftı ki içindeki sudan gerisi görünürdü. Su da berraktı. Gerisini gösterecek kadar.

Ev sahibi kadın, eline ne geçerse ocağın hemen yanındaki koyu yeşil renkli zeytinyağı şişesinin mantar tapasını onunla süslerdi. Kah krepon kağıtlarını andıran  mısır kabukları gibi kırış kırış bej renkli kağıtlardan kah çiçekli ya da ufak kareli kumaş parçalarından bir başlık  yapar, ucu nazar boncuklu, çoklukla sicim ya da ibrişim ipler bağlardı şişenin boğazından arı.  Süslerdi yağ şişesini böyle iplerle, kurdelelerle, kumaş artıklarıyla.
 
Koyu yeşil şişenin içi boş mu dolu mu; içi yağla doluysa eğer, zeytinyağına  koku versin diye ev sahibi şişeye sarımsak, biberiye, defne yaprağı, kırmızı ve  siyah karabiber tanesi atmış mı  belli olmazdı. Ama kurdeleyle, krepon kağıtlarıyla süslenmiş şişe, köşedeki su dolu küple masadaki sapsade sürahinin karşısında durup dururdu öylece.

*****
 
O gün evin küçük kızı, bahçede arkadaşlarıyla ip atlayıp seksek oynadıktan sonra çok susamıştı. Arkadaşları da susadığından doğruca mutfağa koşturdular su içmek için. O kadar susuzdular ki sıra bekleyecek halleri yoktu. İlk kapan, maşrapayı su küpüne daldırdı.

Çocuklardan biri,  masadaki sürahiye doğru davrandı. O da eline geçirdiği bir çay bardağını doldurup su içiyor; ama küçük çay bardağı ile bir türlü suya kanamıyor bir kez daha, bir daha  dolduruyordu küçük çay bardağını.
 
Ne küpten ne de sürahiden su içemeyeceğini anlayan afacan bir kız boyunun yettiği dolaplardan birinden bir bardak buldu. Hemen ocağın yanındaki  yeşil şişeye abandı. Tapayı kaplayan kareli bezin üzerinden bağlanmış nazar boncuklu sicimi çözdü. Mantar tıpayı çıkardı ve içinde su olduğunu düşündüğü şişeyi hemencecik bardağa boşalttı.

Bardağa yağ akıyordu. Evin küçük kızı,  arkadaşının bardağına yağ şişesinden yağ akıttığını görünce  kıkır kıkır gülerek parmağı ile arkadaşını işaret edip,
-O su değil. Yağ, deyip kaldığı yerden oyununa devam etmek üzere  bahçeye koşturdu.

Afacan kız, bardağına yağ şişesinden yağ doldurmayı bırakıp temiz bardak bulabilmek umuduyla sağına soluna bakınmaya başladı. Ne masanın üzerinde ne tezgahta ne de boyunun ulaşabileceği bir yerde bardak göremedi. Çaresiz dibine yağ döktüğü elindeki bardağı kullanacaktı.

Afacan kız o kadar susamıştı ki  küpün başında kimse olmadığını görünce kimseler kapmadan alabilmek için tezce atılıp maşrapayı küpe daldırdı.  “Maşrapanın nerde olduğunu” soran haylaz ve kavgacı çocuğun sesini duyar duymaz maşrapadaki suyu dibinde yağ olduğuna aldırmadan bardağına boşalttı. Maşrapayı da küpün ağzını kapatan eski porselen tabağın üzerine koydu. Gerçi içeceği suyu bardağının dibindeki zeytinyağının üzerine koymuştu; ama o kadar susuzdu ki  buna aldıracak hali yoktu. Su ve yağ birbirine karışmayacağından bardaktaki suyu zeytinyağına kadar içer, zeytinyağına gelince de bırakırdı içmeyi.

Afacan küçük kız bardağını ağzına götürüyordu ki dipteki bir parmak kalınlığında bile olmayan yağın üste çıktığını gördü. Oysa yağın altta kalacağını ve yağa kadar olan suyu sorunsuzca içebileceğini  sanmıştı. Bir parmak kalınlığında bile olmayan yağ, uzun ve hacimli bardağın geri kalanını dolduran suyun üstüne çıkmıştı. En fazla bir parmak kalınlıkta filan da olsa yağ, kendinden kaç kat fazla olan suyun üstüne çıkıvermiş, suyun akmasını engelliyordu.

*****

O akşam süslü koyu yeşil şişedeki yağ, ikide birde köşedeki küpe ve masadaki sade sürahinin içindeki  suya laf atıp durdu,
-Küp dolusu bile olsanız benim bir damlam yeter tepenize çıkmaya.
Ne küpteki ne de sürahideki sudan ses çıkmadı. Yağ konuşmaya devam etti,
-Benim bir damlam yeter size. Benden daha çokmuşsunuz; olsun. Küplerleymişsiniz; olsun. Önemli olan çokluk değil. Baskın olmak. Ben baskınım. Siz değilsiniz, deyip şen kahkahalar attı. Hem küpteki hem de  sürahideki su  çok kızsalar da yağa karşılık vermediler; ama sanki bir ara sürahideki su, küpteki suyun; “Asıl azmaz; bal kokmaz. Kokarsa yağ kokar çünkü aslı ayran”, dediğini duyar gibi oldu.

Ertesi gün ev sahibi hanım, ocak başında yemek yapmak üzere tencerenin dibine yağ ekliyordu. Doğrama tahtası üzerinde incecik doğradığı soğanları kavuracaktı.

Yağı tencereye kararınca koyduktan sonra büyücek doğrama tahtasına uzandı evin hanımı. Tahtayı tencerenin üzerine getirip soğanları eliyle tencereye boşalttı. Bu arada gözleri yaşarmaya başladı soğan buğusuyla.

Gayri ihtiyari sağ elini yaşaran gözüne götürünce tek eline ağır gelen doğrama tahtasını  tutamadı. Doğrama tahtası, koyu yeşil yağ şişesinin üzerine düştü. Şişe yere yuvarlanıp paramparça olurken etrafa saçılan yağlar evin hanımının üzerine de sıçradı. Ne varsa üstünde başında yağ lekesi oldu. Eli kolu, bacakları yağ içinde kaldı. Terliği, yağa bulanmıştı.

Ev sahibi hanım, önce terliğini çıkardı. Temizlenemeyecek kadar battığından bir poşete koyup çöpe attı. Kağıt havludan bolca koparıp ayaklarına, dizlerine sıvaşmış yağları sildi. Hemen banyoya koşturup temizlendi. Üstünü başını çamaşır makinesine atıp makineyi çalıştırdı.

Mutfaktaki köşesinde duran eski su küpü ile masada duran içi su dolu sade sürahi birbirlerine bakıp gülümsedi. Küp,
-Biz üste çıkmayız; ama üste çıkan yağın kirini yine biz temizleriz, dedi.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 07.09.2013

Paylaş :

27 Temmuz 2014 Pazar


“SU ve YAĞ” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.


Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerken tüm çok sevgili okurlarıma, arkadaşlarıma, akraba ve yakınlarıma yollardaysalar kazasız belasız yolculuklarının ardından,  yok yerlerindeyseler yerlerinde   iyi, mutlu  bayramlar.



acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :




Bayram kavramıyla anlatılan tüm güzellikleri, Şeker Bayramı deyince  anlaşılan ağız tadını bu bayramda da mutlulukla, sağlıkla, huzurla yaşamak ve daha nice bayram kutlamalarında bulunmak dileklerimle.


acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci