26 Eylül 2014 Cuma


“Kabuğunu beğenmeyen kaplumbağalarla kurbağa prensler” adlı çalışmama;





linkinden ulaşılabilir.



Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

acemi.demirci@yahoo.com.tr

@AcemiDemirci
Paylaş :

25 Eylül 2014 Perşembe

Harman Sofrası


Sami, köyün yaramaz çocuğuydu. Haşarı Sami bir o kadar da akıllıydı.

 Güze doğru köyde harman yeri kurulmuş, kızgın güneşin altında bütün gün çifte koştukları öküzlerin peşinde düven sürer olmuştu köylüler. Çiftçiler, Temmuz güneşi alnında terleye terleye harman tozu yutarken  ara sıra dinlenmek için harmanın ortasındaki alıç ağacının altında biraz serinleyip, ayran içtikten sonra yeniden düvenlerin peşinden koşturmaktaydı.


Harman kaldırmakla uğraşan  Sami’nin teyzesiyle eniştesi, o gün annesinin elinden zor almıştı Sami’yi.

Annesini o kadar kızdırmıştı ki Sami, annesi onu evden kovalarken onlara doğru gelen teyzesinin kucağına sıçrayarak kurtulmuştu. Teyzesi ne olup bittiğini anlayamadan Sami’nin annesinin ayağından çıkarıp fırlattığı soğukkuyu denilen siyah lastikleri  yüzünde hissetmişti. Bıraksa yeğeninin bir güzel patak kötek yiyeceğini bildiğinden Sami’yi kucağından indirmemişti.

Kadıncağız ablasının elinde kalacağından korktuğu, boynuna sarılıp, kollarını çözmeyen Sami’yi de harmana beraberinde götürürken Sami harmanda kendi çocuklarıyla da oynar, akşama dönüşlerinde de ablasının Sami’ye olan öfkesi geçer diye düşündüğünden Sami’yi kaptığı gibi harmana gidecekleri kağnıya bindirmişti. Sami’nin teyzesinin kocası, eşeğiyle kağnının önünden giderdi hep harmana.

Önde eşeğiyle giden enişte, arkada bir kağnı dolusu yetişkin, çoluk çocuk  harmanın yolunu tuttular böylece. Sami, yaramazlık yaparsa yolda indirirler de eve dönmek zorunda kalır, annesinden de bir güzel dayak yer korkusuyla çıtını bile çıkarmadı kağnının  arkasından sarkıttığı  ayaklarını sallarken. Uslu uslu oturdu yerinde  harmanın ortasına gelene dek.

Harmana gelir gelmez birdenbire ortadan kayboldu Sami. Etrafın apaçık, dümdüz olduğu harman yerinde Sami ortalarda gözükmüyordu. Herkes işi gücü bırakıp Sami’yi aramaya koyulmuş, teyzesi de  endişesinden ağlamaya başlamıştı ki bir kenara yığılı samanların arasından Sami kollarını iki yana açıp, tuhaf böğürtülerle haykırarak fırlayıverdi. Harmandakiler böğürtüleri duyunca  canavar geldi sanıp  ödleri koptuysa da emanet çocuğu bulmanın sevinciyle korkularını unuttular çabucak. En başta da  Sami’nin teyzesiyle eniştesi. Teyzesi, Sami’ye kızmak şöyle dursun eline bir dürüm verip alıç ağacının altına oturttu, onu olduğu yerde oyalayabilmek için. Sami dürümünü yerken kendileri de harman işleriyle haşır neşir olacaklardı işlerinden daha fazla geri kalmadan.

Sami, iştahla dürümü ısırmıştı ki gözü içi meyveyle, kavurgayla, kabak çekirdeğiyle dopdolu heybelere takıldı. Heybelerde meyvelerden, yemişlerden başka kim bilir neler vardı.  Heybedekiler dururken kendisini içi çökelek dolu dürümle kandırabileceğini mi sanıyordu teyzesi? Dürümü ilerdeki bekçi köpeğine fırlatıp “Ben doymadım” diye zıp zıp zıplamaya başladı, feryat figan. Çığlık çığlığa.

Teyzesi bir kez daha Sami’nin yanına koştu, çiçekli şalvarını savurtarak. Ona bir dürüm daha yapacaktı ki Sami “dürüm yemek istemediğini” söyledi. Heybedekilerden yiyecekti illa.

Teyzesi çaresiz daha öğleye çok varken kuracaktı öğle yemeği sofrasını. Alıç ağacının altındaki kilimin üzerine sofra bezini serdi. Sami, sofra kuran teyzesi ortaya ne koysa hemencecik elini uzatıp kendi önüne çekiyor, teyzesinin  sofraya getirdiklerini avuçlayayım derken döküp saçıyordu.

Teyzesi,  çocuklarıyla kocasını da çağırdı sofraya. Onlar alıcın altına doğru koştururken Sami, testiyi tepip, deviriverdi. Böylece çocuklar, her yanı ıslanmış kilimin üzerine oturamadı. Kıs kıs gülüyordu Sami. Onlar sofraya oturamazsa bütün yemekler kendisine kalacak diye seviniyordu, öyle hesaplamıştı gözü heybeye takıldığından beri.

Çocuklar, ıslak kilimin üzerine kuru otlar koyup onun da üzerine  hasır serip oturdular. Bu kez de Sami,  yoğurtla yenilmek üzere getirilmiş pekmezi turşuya döküverdi teyzesinin gözünün içine baka baka. Turşu ve pekmezle mi doyuracaktı karnını bu harman yerinde. Nasıl olsa akşama evde istemediği kadar turşu yiyecekti tandırda pişen çömlekte fasulyenin yanında. Daha sabah da bir maşrapa pekmez içmişti zaten.

Teyzesi, testiyi bilerek devirip sularını ziyan eden Sami’ye çok kızdı. Sami’ye “sofradan kalkıp biraz dolaştıktan sonra gelmesini” söyledi.

Sami bunu duymaktan hiç hoşlanmadı. İçten içe diş biledi teyzesine kendisini sofradan kovduğu için. Gözlerini kısıp hınçla baktı kadıncağıza. “Ben sana yapacağımı bilirim” der gibiydi bakışları.

“Yaaa. Ben gideyim de siz ne var ne yok yiyip bitirin, dee mi?” dedi, oturduğu yerde oturarak. Hiç istifini bozmadan ortada ne var yok elini uzatıp, koca koca lokmalar alıp, neredeyse çiğnemeden yuttu. Gözleri büyümüştü; ama gözleri doymamıştı bir türlü.

Teyzesinin çocuklarının eli neye uzansa çocukların alacağını elinden kapıyor, bazen de bulgur pilavına uzanan tahta kaşıklara alttan vurarak içindekilerin saçılmasına sebep oluyordu. Testideki su döküldüğünden tek  ayrana kalmışlardı. Sami, ayran bakracını da saklamıştı. Susayınca içecekti tek başına kana kana. Teyzesi, ayran bakracını heybeye koymayı unuttuğunu, bakracın evde kaldığını  sanıyordu. Komşu harmanlardakilerden su bulup içecekti artık  teyzesigiller.

Yarı tok yarı aç, hayli susuz; ama Sami’nin yaramazlıklarından dolayı epeyce öfkeli kalktı sofradan teyzesi ile öfkesini belli etmemeye çalışan eniştesi. Sami’nin de istediği de buydu zaten. Sofra kendine kalmıştı tek.

Gün inmeye başlamış, akşam yaklaşmıştı. Harman yerinden ayrılmak üzere toparlandılar. Heybeyi eşeğe yüklediler.

Köye, kağnının önünden  eşekle dönecek olan eniştesi eşeğe binmek üzereyken teyzesi bir ara Sami’nin elinde imbalı görür gibi oldu. Adamcağız eşeğe binecekti ki eşek fırlayıp kaçtı, çifte savurarak. Adamcağız eşeğin yanında duran karısının üzerine fırlayıverdi yediği çifteyle. Sonra da ikisi birden yere yuvarlandı.

Çoktan kağnıya binmiş Sami, eşeğin arkasına vurduğu imbal denilen uzun bir sopanın ucundaki çiviyi göstere göstere öküzlere “ho” demişti kağnıyı sürmeye başlarken.  Harmandan köye kendilerini götürecek ne eşekleri ne de kağnıları kalmamış teyzesi, kocası ve çocukları tozutarak hızla giden kağnının ardından Sami’nin sesini duydular,
-Eşek sizden önce gider köye, diye bağırıyordu Sami kağnıyı deli gibi sürerken.
 
Kağnı tekerinden çıkan tozlara bulanmış teyze, enişte ve çocuklar, kağnının tekerinden fırlayan taşların sesinden başka uzunca bir süre kağnıdan gelen yaramaz, ele avuca sığmaz, bilmiş bir çocuğun kahkahalarını dinlediler.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), Acemi Demirci, 17.10.2012 

Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci