27 Ocak 2015 Salı





acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :

26 Ocak 2015 Pazartesi

“Brüksel Metrosunun Son Durağı” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.


Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :

25 Ocak 2015 Pazar

Bal ve Ağı

Bu yazımda ele aldığım  hayatın en hassas kavramı olan hak kavramı ve ona  ulaşmanın çetinliğini anlatan tema olarak yokuşlu, dar, zor yollar ve tırmanılacak merdivenleri seçtim. Terazi en kolayıydı. O yüzden teraziyi seçmedim.
   

Kaç heybe gözünü doldurur isteklerimiz? Heybe gözleri yeter mi tüm istediklerimize? Dünya bizim olsa doyar mı gözümüz? Dünya bizim olsa, sıkılmaz mıydık dünyadan? İsteklerimiz çok, isteklerimiz var tamam daaa… Hak ettiğimizi mi istiyoruz hak etmediğimizi mi? Eğer hak etmediklerimizi istiyorsak, hak edenlere ne diyeceğiz onların haklarını ellerinden alırken? Hak etmediğimize el uzatırken kendimize, içimize ne diyeceğiz? Diyelim ki bir şeyler bulup dedik kendimize, kendi kendimizi kandırdık. Ya başkaları? Peki Allah’ı kandırmak mümkün mü? Kendini kandıran, sadece kendini kandırır. Kandırmacalar  hep zarardır.

İstek, doyumla aynı tartmaz hiçbir zaman. Terazinin kefesinde istek de doyum da hiç denk gelmez. Doyum, hep hafif çeker. İstek, hep ağır. Ağırlıklar giderek artar isteklerde; ulaşıldıkça  en son hedefe, bir yeni hedef belirir ufukta.

İstemek, hak. İstemek doğal. Doğal olmayan, hak edilmeyeni istemek. Hakkımızın ötesine el uzatmak. Uzatırken de halk edenlerin ellerini şöyle elimizin tersiyle itekleyip, onları bir kenara öteleyivermek. Sonra da bir güzel, hak edilmemiş olması umursanmadan başkalarının hakkı olanın keyfini çıkarmak.

O keyif sürmeler, hak etmeyen ellerin ötelediği hak eden kişilerce nasıl algılanır? Ben, görmezden gelinen her çiğliğin, pişkinliğin, tarlaları yok eden ayrık otları yeşertecek tohumlar olduğuna inananlardanım. Çünkü yanlışların toplamı doğru sonuç vermez. Buğday yerine diken dikildiğinde buğday çıkmayacağı gibi. Yani kısaca, ekilenin biçileceğini bilmek olgunluğu, elin, hak edilmeyene uzanmaması olgunluğudur da.

Hak edilmemiş bir şey elde edildiğinde  göze bal gibi gözükebilir. Hakları ellerine verilmemiş hak edenlerin ağız tatları da ağı olabilir. Ama mesela  hak etmeyenlerin el uzattıkları şeyleri bir gün kendi başlarına kotarmaları, altından tek başına kalkmaları gerekirse, işte o an kenara itilmiş hak edenlerin söz söyleyeceği gün olmaz mı? Kenara itildiklerinden küskün olanlar gerçekten kenara çekilip de “Sen yap da görelim bakalım. Üstesinden bizim geldiğimiz olguların semeresini sen toplarken kolay. Hasat senin; ekip, sürmek, ırgatlık bizim her zaman” derlerse… O zaman ağının tadı alınacaktır bal yerine. Zaten bir gün yüze vurulacağı bilinen  tek gerçek de bu değil miydi, balı kovan sahibinden çalarken?
 
Hak edilmeden de olsa bir keyfin tadına bir kez varılmışsa, o tat damakta da kalmışsa eğer, işte o zaman hak kavramı Hakkın rahmetine kavuşabilir. Hepimizin günlük hayatında, sıra beklerken kuyrukta, aile ilişkilerinde, iş ortamında, arkadaşlar arasında ne sık rastladığımız şeydir bu. Hak, nitelikle başlar. Hak konusunda en yaygın  şikayet konusu diyelim ki iş ortamları olduğundan oralardan olsun hak ya da haksızlıklarla ilgili  meselalarımız.
 
Herkesin kendisine has nitelikleri var. Bilgisi, becerisi yani. Her işin de kendine has nitelikleri var kotarılabilmesi için. Yani işi kotaracakların donanımı ve tabiatındaki yatkınlığı, uzluğu. En az bulunan nitelikler, en emek verilen, dirsek çürütülen, zaman harcanmış, didinilmiş, eğitim isteyen niteliklerdir. Her konu, her önüne gelenin elinden çıkacak kadar sıradan olmaz. Her konunun kendince istediği, gerektirdiği kişisel özellikler vardır elbette. Ki o konu, o özelliklerle bezenmiş ellere emanet edilsin. Sorun, emanet edilen ellerde işte. Nitelikli işler, o nitelikteki ve hak eden ellere emanet ediliyorlar mı? Yoksa? O zaman meselaların tam sırası.
 
Mesela bir iş ve onun ödül gibi getirisi uz olmayan, niteliksiz  birine emanet edilirken “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” diye akıl edilmiyor mu? Edilmiyorsa eğer, akıl edilmesi gerekmez miydi? Bilmeyene, bilen muamelesi yapıp onu el üstünde tutarken bilene, bilmeyene bile yapılmayacak muameleyi reva görmek nasıl açıklanabilir? Haksızlığa uğramak acıdır; ama haksızlık etmek tatlı mı gelir ısrarla haksızlık yapmaya devam ediliyorsa? Mesela bir tür haz mı alınmaktadır bilenleri bilmez durumuna düşürüp onları köreltip, paslandırırken? Ya, sanki hak etmişçesine hak etmedikleriyle orada burada öğünmeleri alay konusu olanların kendi yalanlarına kendilerinin de inanmasına ne demeli?  Çifte standart daha nasıl olur? Nasıl ayrım yapılabilir daha en derininden, yaralayanından, körelteninden? Ve haksızlıklar bir gün mutlaka ayağa dolaşmayacak mıdır?
Herkes ister sahip olduğu niteliklerden çok fazlasıyla donanmış olmayı. Ama herkes neyse odur. Mesela hani  sırtına ister altın semer ister aslan postu vurulsun altındaki neyse o olunmaktan öte gidilemeyeceği misali. Hak, aslanı kediye boğdurtmamaktadır. Kedilerin aslanları nasıl boğazladığını görmek, hakkın boğazlandığını görmektir. Amel defterlerinde yazar bunlar!

Nitelikli işler, öyle rastgele  her elden çıkamaz. Yalnızca o nitelikli işlerin niteliğindeki, yetkinliğindeki ellerden çıkabilir. Aksi, uz olmayan ellere altın bir tepside emeksiz yemek sunumudur. Emeksiz yemek yiyenlerin elleri altın kaba uzanırken aslında o kaba uzanması gereken uz eller, kenara itilmişliklerinde haksızlığa uğramış olmanın derin acısını hissederler. İnsan olmak, hakkaniyet sahibi olmak böyle bir şey kazara hissettirilse bile bunun telafisine gidip yanlışı düzeltmekle gerçekleşebilir.  Hatalar eğer hiçbir şekilde telafi edilmez, halkalar  giderek  zincire dönerse, o zincir bir gün o yanlışı ısrarla yapanlara da  zincir olur.

İş ortamı dedik ya hak ile ilgili şikayetlerin en yaygını, aynı işi yapanlardan o işin uzu, o işin her noktasındaki çözücüsü, her sorunun ille de onun elinden çıkmadan çözülemediği kişiler bir kenara itili  dururken mesela bir yere kadar o işe yeten; ama bir yerden sonra ne bilgileri, ne becerileri ne başka başka özellikleri asla kafi gelemeyecek çalışanların önüne ısrarla işin kaymağı koyulup uz kişilere yoğurdun suyu bile verilmezse çatlaklar oluşur. Çatlaklar bazen sessizce başlar, derinleştikçe sesi çoğalır. Çalışan dururken eften püften nedenlerle yetersizlikleri belli hep aynı isimler hak etmediği her şeyden yeterinden fazla pay alıyorsa, orada ayan beyan bir haksızlık vardır. Haksızlığın olduğu yerde inandırıcılık olamaz. Güven hiç olamaz. Emeğe saygı yaralıdır. Hatta yoktur. Sadece üstüne iş yüklenilen nitelikliler ile işin keyfini sürmede, kaymağını yemede hep, daima ille de pay alan niteliksizlikler arasında niteliksizlikler lehine dengesiz bir denge vardır. Ne iş sevilir o zaman ne de biliyor olmanın, uz olmanın, o uz eller olmazsa işler kotarılmayacak olmanın kıymeti kalır. Hak gözetilmezse eğer,  hakkından gelinir hakkın. Hak, hak edene kaşıkla bile verilmeyip hak etmeyene çuvallar dolusu sunulursa yapılan haksızlık kadar haksızlık edenlerin düşeceği durumlar da acıdır. Kimseler düşmesin o duruma! Bu kadar kolay mı hak yemek? Hiç mi korkulmaz yapılanların hesabından mesela?
Mesela niteliksizlere nitelikli muamelesi yapılıp, işin kaymağı onların hiç dolmayan tabaklarına koyulur hiç doymayan gözleri hala “yeni kaymaklar ne zaman tabaklarımıza koyulacak” diye aranırken niteliklilere kalbur altı muamelesi yapmak ne içindir? Neden böyle bir şey yapılır? Her ne nedenle olursa olsun, hak öyle kolayca çiğnenecek bir kavram olmamalı. Hak kavramı çiğnendiğinde, bir gün o çiğneyenlerin haklarının çiğnenmesi de kaçınılmaz değil midir? O gerçekle yüzleşilince geç olunmayacak mıdır çok şey için?

En kötüsü de bir kez alışmasın niteliksiz de olsa bazıları, kendilerini nitelikli gösterip dinleyenlerce alay edileceklerini bile akıl edemeden öğünmeye. Oysa görünen köy kılavuz istemezken. Köşeye atılmış nitelikliler bu densizliklerde  üzülüp boğulurken etraftaki aklıselim  herkesin de dikkatini çekecek halde bariz olur hak ve haksızlık. Yani bir saat gelir ki mızrak çuvala sığmaz. O zaman çuval da delinir, içindekiler de saçılıp dökülür.

Mesela niteliksizken niteliklilerin her şeyini tek kendileri hak edermişçesine sadece kendilerine yar edenler, buna öyle alışır ki bir nitelikli çalışan bir kez olsun bundan yararlansa hoşnutsuz olurlar. Öyle ki yüzleri asılır. Karalamada bulunurlar. İleri geri konuşurlar. Hiç akılları ermediği halde değerlendirmelere kalkarlar. Oysa daha iki lafın bir araya gelmesi en büyük sorunlarıyken.  Kendileri de bilir kendi lehlerindeki haksızlığı; ama bilmezden gelirler lehlerinde olduğundan. Öyle bir gediktir ki bu artık ta uzaklardan görünür.  Ve mesela bir gün ayyuka çıktığında da oyuncakları ellerinden alınmış göstermeye çalışırlar durumu.
 
Hak, hakkı verilmesi gereken bir kavram olmadıkça haksızlıklar ile dolu bir ortam hiç kimse için uygun bir ortam değildir. Haksızlık, hak etmeyenler için şimdi bal olurken haksızlığın sıradanlaştığı yarınki ortamda kendileri de haksızlığa uğradıklarını düşündüklerinde ağı olacaktır. O ağının mayası da bizzat kendilerince çalınmıştır üstelik.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 
26.12.2014

@AcemiDemirci


Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci