23 Nisan 2015 Perşembe



23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızı kutlarken dünya durdukça bu sevinci her 23 Nisan'da tekrar tekrar yaşamamızı ve kaç yaşında olursak olalım o sevinçle çocuklar gibi şen olmamızı dilerim.


23.04.2015


acemi.demirci@yahoo.com.tr

@AcemiDemirci
Paylaş :

www.acemidemirci.blogspot.com'daki yeni arkadaşım Yusuf ARSLAN'a, bu güzel günde;

Öykü, deneme, anı, gezi, köşe yazılarımı okumak ve yalnızca benim tarafımdan çekilmiş fotoğraflar arasında bir yolculuğa çıkmak için hoş geldiniz derim.

23.04.2015

acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :

22 Nisan 2015 Çarşamba

Bırakalım Setleri Su Samurları Çeksin Suların Önüne


Konuşmaktan korkarım. Susmayı yeğlediğimden değil ama. Konuşmayı sevmemekten hiç değil hele. Konuşmaktan korkmak, konuşmayı sevmemek değildir ki.

Korkarım, çünkü hele bir konuşmaya kalkın bakın neler gelir başınıza. Önce sizi dinler görünür  karşınıza alıp anlattıklarınız. Bir konuşmada konuşanın rolü, konu  her neyse onu eni konu anlatmaktır. Tabii fırsat bulup da anlatabilirse. Dinleyenlerin rolü de anlatanı sonuna kadar dinleyip ne anlatıldığını kavramaktır. Can kulağıyla dinlemeyi gerektirir bu elbet. Oysa dinlemek zahmetlidir, külfettir, bir an önce edilmesi istense de lafın ağızda hapsolmasıdır.


Konuşmak, en zorlu trafikte yol almaktır. Kurallara uyulduğunda sohbettir, keyiftir, gülmek ve gülümsetmektir. Ama kuralına uyulmadığında… Işıklar çalışmadığından trafiğin kilitlenip,  tıkanan yolda araçlar kilometrelerce uzayıp giderken düğüm olmuş kavşaktaki keşmekeşe benzer.

Şimdinin konuşma kültüründe dinlemek, konunun tamamını öğrenmekten ziyade kelime avcılığı  sanki. Kelime avcılığı mı?

Yeter ki konuşmaya başlayın cesaret edip.  Önce gözler açılır ve dikkatle yüzünüze bakılır. Beklenti, anlatacağınız şeyin özü değildir. Çünkü özü öğrenmek, sabredip susarak dinlemek demektir. Yok canım, ne gerek var öylesi özenli, zahmetli işlere? Anlamak için kendini yormaya?  

Anlatım içinde çeşitli sözcükler olacak elbette.Kimileyin dinleyenler, daha ilk cümlenizde bir sözcük yakalayıp o sözcüğün kendisine çağrıştırdığı  bambaşka bir konuya sıçrayarak uzaklara kürek çekmeye kalkmaz mı? İşte o zaman roller değişir ve siz anlatıcıyken bir bakmışınız dinleyici oluvermişiniz. Aklınız karışsa yeridir böyle durumlarda.

Laf kesmeler  sıradandır çoğu dinlemelerde. Lafın, sözün sorularla kesilmesi anlaşılır bir şey olsa da  konuşma avlanan bir sözcükle kesintiye uğrayıp sonra da bambaşka duraklarda dura kalka apayrı bir rotada ilerlemekteyse,  başıboş seyirdedir. Konu, çıktığı yoldan başka yollara sapar da sapar. Başınız da döner de döner her virajda.

İşte bu yüzden ben, eni konu korkarım konuşmaktan. Yine bu yüzden tadında, kıvamında  konuşmalara hem de nasıl hasret kalanlardanım. Zira konuşmaya yeltenmek, pişman olmak olabiliyor çoğu zaman.

Konuşmak, bir konu üzerindeki şakalı, beyin fırtınalı, konunun karanlığında, loşluğunda çakıveren görüşlerin yıldızlar gibi parıldaması beklenen bir yolculuk, o yola çıkarken. Bir konunun dehlizlerinde kibrit ışığında, el yordamıyla  yürümek ya da.  Konuşmak, insanın iletişimi, haberdar olması şundan bundan,  insanlardan, Konuşmak buyken, konuşturulmamak var bir de, laf ağzınıza tıkılarak.

Pek çok insanın başına bunlar geliyor olmalı ki sosyal medyanın en vazgeçilmez paylaşımlarından biri de kaliteli yalnızlığın seçildiğinin ilanı. “Yalnızlık, belki birinin kendi kendisiyle iç konuşması dışında hemen hiç konuşmamak demekse bu asosyallik sayılmaz mı”  diye düşündüğüm oluyor. Konuşma ortamı sere serpe uzandı da o kaliteli yalnızlığı seçenler konuşmadıysa evet, asosyallik; ama her kafadan bir ses çıkarak konuşuluyor ve sonunda hiçbir şey konuşulmamış gibi oluyorsa asosyallik bile değil. Ne için, neden laf edildiğini bilmeden tüketilen sözcüklerin uçuştuğu bir bulanık ırmak o zaman konuşmak. Çok şey duyulup kendi kendine kalındığında ne dinlendiği asla hatırlanamıyorsa, kaliteli yalnızlığı seçenler kendilerince haklılar belki de.
 
Konuşmaya korkarım. Sonuna kadar dinleyene neredeyse hemen hiç rastlamadığımdan olacak. Sanki ortak bir konudan bahsetmiyormuşunuz da dert yanıyormuşsunuz yerine koyulup birdenbire bilmiş kesilen karşıdakilerce avutucu rolü yeğlendikçe, durduk yerde konuşma sık sık “Sıkma canını” , “Hayırlısı olsun be”, “Takma kafana” gibi teselli  sözleriyle çığırından çıkıyorsa o an dinlenmekte misiniz yoksa baştan savuşturmaca mı yaşamaktasınız kaygısına düşmeniz işten bile değildir.

İşiniz gücünüzden apartman işlerine sırası gelip de konu açılmışken şehrinizdeki ulaşımın aksaklığından hayat şartlarına dek hangi konu olursa olsun bahsedilen o ortak konu  birdenbire sizin kişisel meseleniz haline dönüştürülmüşse, tadı tuzu kalmaz konuşmanın.

Tam anlaşılamadığından yarım yamalak bırakılıp çözümsüz kalan işlerin çoğu işte böyle üstünkörü geçiştirilerek dinlenilmiş gibi yapılıp hiç anlaşılamamış  konulardır. Neredeyse herkes için dinlenilmek önceliklidir; ama dinlemek sıkıcı.  

Dinlemek, tahammül gerektiriyor. Boş konuşmak kolay ve emeksiz; ancak dinlemek emekli. Dinlemek, anlamaya çıkan yol oysa. Anlamak için düşünmek de gerek. İşte zor olan da o; düşünmek. Dinlenilenleri halı altına süpürmemek; ama aklımızla işlemek. Suya atılan taş gibi ağır olmak var; bir de suyun üstüne çıkan baloncuk hafifliğinde olmak var. Ağır olan, dinlenileni  düşünmek, yormak. Yani dinlemeyi bilmek, konuşmayı bilmek demek.

Apaçık ki şu an yükselen değerlerin neredeyse hemen hepsi suyun yüzüne çıkan baloncukları andırıyor. Dinlemek bir türlü yükselen değer olamıyor o yüzden. Ama ya kendini dinleyecek birini bulamayanlarca ya da  eski konuşmaların tadına şu sıralar  varamayanlarca  kaliteli yalnızlık alıp başını giden bir yükselen değer olmuş çoktan. Bir aradayken konuştuğumuzu sanıp gürültü çıkaran; ama dişe gelir bir konuşma yapamayanlar olduğumuzdan galiba.

Her konuşma ille de Dede Efendi’nin bestelerinden Brahms’ın eserlerine; Monet’in fırça darbesinden Osman Hamdi Bey’in tablolarına, Pearl Sydenstricker Bucks’ın da Ana adlı bir kitabı olduğundan Yusuf Has Hacib’in başucu kitabı Kutadgu Bilig’e uzanacak kadar entelektüel seyirde olamaz. Elbette ki konuşmaya böyle şeylerden değil dereden tepeden, havadan sudan başlarız. Hayat pahalılığından, artık bakkallar olmadığı için marketlere mecbur kalmış olmamıza, apartman dairelerine  sıkışıp kalınca saplarının her biri ağaç dalı kalınlığında üstelik  sararmış bir demet  maydanoz için araba ile en yakın markete gittiğimizden bahsederiz. Ancak konuştuğunuzu sandığınız kişiler, akıp giden konunun önüne ha bire set çekip lafı oraya buraya taşırırsa konuşmak yıldırıcı hal alabilir.  Bırakalım akan suyun önüne ağaç dalından, çalıdan çırpıdan set çekmek yalnızca sevimli su samurlarına kalsın. 
 
Eğer dinleyen, dinlemeyi bilirse konuşmak en büyük mutluluklardan, zamanı kaliteli kılan renklerden biridir. Dinlemeyi bilene şimdilerde az rastlandığı kesin. İşte o yüzden ben ikide birde set çekilen konuşmalardan eni konu korkarım. O zaman, yazmaya kaçarım.
(Her hakkı saklıdır)

 Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 16.04.2014, 12:11



Paylaş :

19 Nisan 2015 Pazar

Öykü, deneme, anı, köşe yazılarım ile  -eşimin çektiği benim pozlarım dışında- yalnızca kendi çektiğim fotoğraflardan  oluşan bir site burası malum. Öykünün her yerde geçeninin, öykü kahramanlarının köyden, harmandan, yazlık sitelerden, metropolden, apartmandan, otobüsteki yolcuya dek değiştiği bir öykü silsilesi.  Esnaftan esnaf çocuklarına uzanan bir renk yelpazesi.

Öykü yazmak, aynı zamanda öykü okuru da olmak olabilir bazı öykücü arkadaşlarım için. Burada, İzleyenler’de  sıkça öykü yazan arkadaşlarımla karşılaşmaktan dolayı çok sevinçliyim o yüzden. Eminim onlar da ellerinden geldiğince rastladıkları öyküleri okuyor ya da yayınlardan takip ediyor.

O zaman konuşalım mı nerede olursa olsun okuduğunuz öyküler hakkında? Ne düşündüğünüzü, bunca öykü yazılırken o öykülerden nasıl etkilendiğinizi, okuduktan sonra  öykünün sizde bıraktığı izleri.
 
İzlenimlerinizi okumaktan, duymaktan mutluluk duyacağım. Eminim siz de paylaşmaktan…

Yorumlarınızı birlikte okuyalım o halde:)

Öykümüz bol olsun…


@AcemiDemirci
Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci