19 Eylül 2015 Cumartesi

"Doğum günleri, pastaların üzerindeki mumları üfleyerek söndürmekle kalmasa, her doğum gününde insanların içlerinde güzellikler doğsa, zaten doğmuş olanlar daha da
büyüse",

diye bir cümle dökülüverdi dilimden kalemime; benim için senede bir gün yaşanacak  bugünde...

acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :

GECE EDEBİYATI, Tuna Başar'a "Hoş geldiniz" derken gecesiyle gündüzüyle edebiyatın içindekiler olarak duvar dibinden baş vermiş bir zeytin kökünden beliren deliceler gibi sağlam kökler salmayı dilerim
edebiyat dünyasında.

acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :

18 Eylül 2015 Cuma


“Duvar dibi sürgünleri; Deliceler” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
acemi.demirci@yahoo.com.tr; AcemiDemirci
Paylaş :

15 Eylül 2015 Salı

El değmemiş eski ve yeni sahibinin değmiş eliyle; Bir evin iki hali

Yeni hal
Ev sahibi olmak hiç kolay değil. Olunca da evin kıymeti  çok iyi biliniyor elbette. Ama ne kadar güzel manzaralı, gözde yerlerde olurlarsa olsunlar bazı evler, o kıymeti bilinen evler kadar şanslı olamıyor. Kaç ada gören, alabildiğine ufka bakan, etrafı ardıç ormanıyla çevrili  olmasına rağmen ne aranılıyor ne de soruluyor. Hiç bakılmıyor, yoklanmıyor, kaderine terk ediliyor. Boyanmıyor, el değmiyor. Ev sahipleri sanki evin sahibi değilmişcesine evlerine uzaktan bakarken evleriyle ilgilenmeyi diyelim ki yaşlı ve ağır hasta bir komşuya ya da yakına bırakıyor.


Tamirata giren eski hal
Daha önceki bir yayınımda sahiplerince terk edilmiş bir evin ilgisizlikten dökülmeye, çürümeye, yıkılmaya yüz tutmuş resimlerini paylaşmıştım.Evler sahipleriyle yaşarlarmış. Ve ancak kullanılan, içinde yaşanılan evler yeni kalırlarmış. Tıpkı çalıştıkça sağlam kalabilen saatler gibi.

Bir ev alın ve atın bir kenara. Rüzgar damını uçurmuşmuş, boyaları kavlamışmış hiç dert etmeyin. Kiremitler kırılmış, gediklerden yağmur suyu akmışmış hiç umursamayın. Ne olur o zaman? O zaman ev, virane olur. Bu öykü, o göz göre göre viraneye  dönüştürülmüş evin öyküsü...


Gerisini yazmayayım, resimler anlatsın.



Eğer bir ev, böylesine bir kenara atılmış, ne aranmış ne gelip bakılmış; ama ilgilenilmesi başkalarına havale edilmişse o zaman o ev ve evin bakımının kakalandığı kişiler için en iyisi evi, ev yapacak sorumluluktaki yeni sahiplerdir.

El değiştirmek yararlı sonuçlar verebiliyor evler için.Ve viraneye dönüşmüş evler bir anda sihirli değnek değmiş Kül Kedileri'ne dönüşüyor. Bu dönüşüm için gerekli tek şey, evin sorumluluğunu taşıyabilen ve üstlenen sahiplerdir.


Bir ev yıkılmaya çatıdan başlar. Kalasları çürümüş, kiremitleri kırılmış damın tümden değiştirilmesi gerekir o halde. Öyküdeki evin damı, tümden kaldırılıp yenilendi.Evin damı olmazsa, ev de yerinde duramaz.


Yapıldığı günden beri sahibinin eli değmeyince evler ağlıyorlar çatıdan başlayıp. Harap olmuş bir yapıyı yaşanır hale getirmek için kamyonlarla malzeme gerekiyor.



Yine de yetmiyor. Sürekli yeni malzeme sağlanıyor.

Damdan başlayarak yenilenen, tümden elden geçirilen evler, bambaşka bir hale dönüşüyor.
Ve el, evin üzerinden eksik olmayınca ev de eve benziyor. Yıkıntıya dönüşmekten kurtuluyor. Gülüyor.

Yani evleri güldürmek, sahiplerinin elinde. Sahibinin eli eve değmekten acizse o zaman evin ihtiyacı, bunu akıl edecek ve başaracak yeni sahipler tabii.



Yıkılmaya yüz tutmuş evler, komşu evler için de büyük tehlike oluşturuyor. Bahçe duvarlarının derz dolguları olmazsa ya da duvarların taşları dökülürse istinat duvarı işlevini yitiriyor ve bahçe, duvar bahçeyle birlikte komşu evin bahçesine göçüyor. Bu öyküdeki evden senelerce bu konuda şikayet edildikten sonra duvarları da yenilenmekten nasibini alınca ortaya eli yüzü düzgün bir yapı çıkıyor. Bir yapımın elinin yüzünün düzgün olması için, sorumluluk sahibi sahiplerinin eve bakar olması, ilgilenmesi gerekir. Eviyle bile ilgilenmeyen bir ev sahibi insanın aklında ne çok soru işaretleri uyandırıyor.

"Evden usanırsan boyat, attan usanırsan sat...." diye giden bir atasözümüz vardır. Çatısı aktarılmış, kapı penceresi yenilenmiş, içi dışı boyanmış ve tümden tadilat geçirmiş evlere bakılınca atasözlerinin kendilerini her an nasıl da doğruladıklarını görüyor insan.


Yıkılmaya yüz tutmuş evler, komşu evler için de büyük tehlike oluşturuyor. Bahçe duvarlarının derz dolguları olmazsa ya da duvarların taşları dökülürse istinat duvarı işlevini yitiriyor ve duvar, bahçeyle birlikte komşu evin bahçesine göçüyor. Bu öyküdeki evden, senelerce bu konuda şikayet edildikten sonra duvarları da yenilenmekten nasibini alıp ortaya eli yüzü düzgün bir yapı çıkıyor. Bir yapının elinin yüzünün düzgün olması için sorumluluk sahibi sahiplerinin eve bakar olması, ilgilenmesi gerekir. Eviyle bile ilgilenmeyen bir ev sahibi, insanın aklında ne çok soru işaretleri uyandırıyor.



"Evden usanırsan boyat, attan usanırsan sat............"
diye giden bir atasözümüzü doğrularcasına işte el değip, elden geçirilmiş  evlerin öykülerinden biri.


Yeni sahipleri, onca emeğin karşılığını karşılarında görmekten, komşular da yeni manzaralarından mutlu oluyor.

 acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :

Noksan Halkanın Biledikleri

Siyaset yazan çok. Yazılmayanları yazma limanına yanaşan kelime yüklü bir gemi olmayı yeğlerim o halde. Siyasetten haz etmem de hem.

 Ak kuyruksallayan
Dumanı hala tüten onca konudan rota kırmak demek, edebiyat gemisi güvertesinden bakarken sahile vuranları görmemek anlamına gelmez. Herkesin gördüklerini görüp herkes kadar üzülürken herkesin görmediği, bir benim üzüldüğüm konular da var yazmadan edemeyeceğim.

Tasma geçirilmiş sevgileri zor anlarım. Tasma, özgürlüğün elden gitmiş olması demektir. Oysa her canlı kendi doğasında, kendi ortamında kendi gibi. O zaman sevilesi.
Kara kızılkuyruk
İnsan sevdiği şeye tasma geçirir mi hiç? Yani sevdiği şeyi, istediğini yapmaktan mahrum ederek doğası dışında davranmaya zorlayıp boynuna doladığı iple boyunduruğuna alır mı gerçekten sevse?  Bazı sevgiler öyle. Elde bir tasma tutmak demek, hayvan sevgisinin görsel ifadesi demek çoğu zaman. Köpek sevgisi mesela.

Evcil süs güvercini
Bitkisinden balığına, kirpisinden kaplumbağasına tüm canlıları ayırmaksızın severim. Kuşları biraz daha fazla ama. Onlar başkadır. Uçarlar. Cıvıl cıvıldırlar. Şarkılar söylerler. Rengârenktirler. Yuvaları bir dokuma sanatıdır. Dağların başını, çalı diplerini, kayabaşlarını, yuva yapılacak çatal dalları, fundalıkların gizli meyvelerini iyi bilirler.

 Karatavuk
Büyük baştankara
Bu yıl hem de nasıl kötüleyerek değiştiğini hem de nasıl şaşarak gördüğüm Çeşme’deki bazı yerlerde birkaç senedir tek bir köpek yok. Tatile beraberinde getirip, dönüşte onca para verilerek evcil hayvan dükkânlarından alınmalarına rağmen yanda götürülmeyen köpekler, diyelim ki Çeşme’de sürüler oluşturmuşlardı evvelce. Makiliklere, sakız çalısı kaplı tepelere bırakılan, eskiden sahipliyken marketten alınma mamalarını her an önlerindeki kaplarda hazır köpekler, sahipsiz kalınca besinsiz yani aç kalıyorlar. Evcilken nasıl da melül melül bakarak sevilmek için başlarını uzatan köpekler, vahşileşiyorlar işte o zaman. Açlık ve sürüleşmek, onları bambaşka bir tabiata sokuyor. Yine de köpeklere kızamayız bu yüzden. Aç kalınca insanlar da neler yapmaz…

Kışın sürü olan aç köpeklerin saldırıp parçaladıkları yakınlardaki mandıranın koyunlarının dikenli sarmaşıklara, çalılara takılı kalmış yünleri, derileri hala görülebiliyordu etrafta dolanırken evvelki yaz.

Koyuna saldıran köpekler, artık kurtlaşmış kabul edilirler. Kurtlaşan köpekler, insana da saldırır.  Ve o köpekler artık çok tehlikeli bulunduğundan koyun sürülerinin de insanların da güvende olacağı çareye başvurulur sonunda. Onlardan kurtulma yoluna gidilir.

Sonunda kışın  köpekler insanlara da saldırıp kiminde ciddi yaralanmalara sebep olunca son çareye başvurulmuş Çeşme’nin bazı sitelerinin civarında. Bu yüzden bu sene de geçen sene olduğu gibi ortalıkta tek bir başıboş köpeğe rastlamadık. Öyle ki yan sitenin pek güvendiği bekçi köpeği bile insanlara saldırmaya başladığı için uzaklaştırılmış.

Ortalıkta sahipsiz, başıboş köpek kalmayınca koyunları parçalayan, insanlara saldıran da olmuyor haliyle. Ancak kötü olan şu ki insanlar sadece canlarına ve kendi malları olan koyunlara yapılan saldırıları dikkate alıyor galiba. Konu burada başlıyor işte. Köpekler olmayınca… O zaman başka şeyler oluyor!

Yazın, kilometrelerce öteden yazlıklara getirilenler yalnızca köpekler değil. Kimisi de kedi sevdiğinden kedi getiriyor yazlığına. Kedilerin bazısı kendiliğinden evden kaçıyor kimi kedi sahibi de nasılsa altı aya kalmaz yazlığına yine geleceğinden kedisini o zamana kadar görmese de olacağını düşünüp yanında geri götürmüyor. Böylece kışın hafta sonları bir yere giderken kedisini bırakacak bir kapı aramaktan da kurtulacağı için mutlulukla dönüyor evine.
Terk edildikleri tatil yörelerinde can düşmanları köpekler olmaksızın ortada istedikleri gibi gece gündüz gezinen kedilerin keyfine diyecek olmuyor bu durumda. Yavruları da rahatça büyüdüğünden sayıları arttıkça artıyor oralarda.

Köpekler birdenbire kaybolup kediler ortaya çıkınca olan kuşlara olmuş. Kedilerin pençesine düşmüş pek çok kuş; annesiyle, daha tüylenmemiş yavrusuyla.

Öyle ki her yıl daha sabahın alacasında alabildiğine bağırarak öten karatavuk sesini bu yıl neredeyse duymadık. Ağaç, çiçek diplerine serpilen kığ yani koyun gübresi içinde eşelenmeye bayılan karatavuklara bu sene ancak birkaç kez rastladık. Büyük baştankaralar hemen yanımıza kadar gelerek attığımız ekmek kırıntılarını önce ürkek sonra temkinli halde yerlerdi. Baştankaralardan bir tane de olsa gördüm bu yıl neyse ki. Su içmek üzere musluğun üzerinde uzanan begonvil dalına konmuştu.

Elimde fotoğraf makinem, ötüşüne yekindiğim akkuyruk sallayanı tesadüfen de olsa görmüş oldum. O da zaten poz vermeye dünden gönüllüymüş. Seneye onu tekrar görüp göremeyeceğimden emin değilim. Kedilere kalmış bu konu.

Köpeksiz köyde bu yıl da geçen yılki gibi dilediklerince cirit atan kedilerin sayıları daha da artmıştı üstelik. Bu daha çok kuşun av olacağı anlamına geliyor elbette.


Pergolelerin üzerlerine, ağaç dallarına tırmanıp duran kediler,  nereden bir kuş yavrusu sesi geliyorsa o ağacın, o duvarın dibinden ayrılmıyorlardı. Kuşlara dirlik vermiyor, anne kuşları tedirgin ederek geziniyorlardı. Kediler, “Kediler el ayak çekince fareler cirit atar” deyişinin fareleri oluvermişlerdi köpekler ortada olmayınca. Farelerden rol çalmışlardı yani.
Meydan, korkusuzca her yanda gezinen kedilerindi artık. Koyunlara ya da insanlara saldırmadıklarından anne kuşları, yuvadaki yavruları sürekli avladıklarından yuvadan uçacak kadar büyüyüp palazlanan yavru kuş olmuşmuş, olmamışmış kimse aldırmıyordu. Nasılsa kendilerine, koyunlarına saldıran tek bir köpek kalmamıştı etrafta. Rahata ermişlerdi. Kuşları dert eder mi kedi sahipleri?
Av mevsimi olsun olmasın kuş avlama peşinde onca duyarsız insan varken zaten, yetmezmiş gibi bir de bomboş sitelerin çöplerinde besin bulamayınca beslenmek için her gün mutlak avlanması gereken kediler, ortalığı yolunup sağa sola dağılan kuş tüyüne bürüyor her gün, defalarca. Sarısından siyahına, alacalısından beyazına onca kedi tarafından avlanmış kuşların rengârenk, benekli tüyleri uçuşuyor her yanda.

Yavru kuşlar, kâh kediler anne kuşları avlandığından aç kalıp ölüyor kâh yuvadan uçmaya hiç fırsat bulamadan bozguncu bir kediye av oluyor. Böylece kuşlar gün be gün azalıyor, ötüşleri duyulmuyor. Kedilerin umurunda mı bunlar? Ortada köpekler yokken günlerini gün etmekte onlar.

Her yıl daha da artan yazlıklar ve bunun ardından daha da azalan makilik, ardıçlık sonucu kuşların yaşam alanlarının daralması yetmezmiş gibi caydırıcı tek bir şey olmadığından kediler ortalarda gerine gerine gezip, istedikleri ağaca tırmanarak diledikleri yuvadaki kuşları avladığından kuş nüfusunun artması ne kelime azalmış olduğunu görmek,  akla ilk hayat zincirini getiriyor.  Her biri diğerine bağlı hayat zinciri halkalarından birinin kırılması, hiç beklenmedik bir başka halkanın zayıflaması,  giderek incelmesi, sonunda da kopması anlamına geliyor.   Zincirin birbiri içine geçmiş halkaları böyle işte. İç içe. Biri diğerinin kilidi, elinden tutanı.

İster köpek, kedi, kuş üçlemesindeki halkalardan biri olsun ister başka üçlemelerdeki, beşlemelerdeki halkalardan tekinin kırılması olsun bu, geride kalanlardan birisinin, daha sonra da sırasıyla hepsinin başının çok ağrıyacağına işaret değil midir hayatta da?
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 06.09.2015, 19:48
acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci






Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci