14 Kasım 2015 Cumartesi


Bugün, akşama doğru neredeyse her ardıcın tepesine birbirinden farklı kuşlar kondu. Kuşlar konar; ama uzun boylu konaklamazlar kondukları yerde.


Kondukları yerde uzun uzun tüneyen kuşlar bellidir. Kukumav gibi. Bazen güvercinler de. Ama kuşların çoğu tedirgindir ve kondukları gibi uçuverirler bir anda. 

Kızıl gerdan

Av olmak işten bile değildir beklemedikleri anda. En ufak bir çıtırtı, en ufak bir ses onların ürkmesi, havalanması demektir.


Bazı kuşların da türleri gereği ha bire o daldan bu dala konmaları gerek. Resimlerini çekecek kadar zaman bile bulamazsınız.


Karatavuk
Sese elbette çok duyarlılar. Deklanşöre bastığınız anda ne kadar uzakta olurlarsa olsunlar duyup dikkat kesiliyorlar. Kimi hemen havalanıveriyor. Kimi biraz bakınıyor. Ancak siz yakınlarken yani zum yaparken daha fazla beklemeyip kaçıveriyor dalından. Tam deklanşöre basacakken hem de.  


Resmini çekmeyi kaçırdığım kuş, resmini çektiğim kuşların kaç katı bilmiyorum.

İspinoz

Bugün, teşekkür doluyum. Çok farklı kuşlar  gördüm, fotoğrafladım. Yemedi bir de göç müydü yoksa yakınlardaki kuş cennetinde mi konaklayacaklardı bilemiyorum kuş sürüsüne rastladım.


Öyle küçük kuşlardan oluşan bir sürü değil. Aşağıdan bakıldığında iti kuşlar oldukları belli. Turna gibi, leylek gibi. Ancak onların çoktan göç etmiş olması gerek. 


Yine de Kasım’ın ikinci haftası yollardayken bir leylek gördüm, göz hizamda uçan. Kocaman, siyah beyaz kanatlarını çırpışına kısacık bir an da olsa bakabildim.


    Karatavuk
    Kızıl gerdan olduğundan konuyu iyi bilenler sayesinde iyice emin olduğum kuşu fotoğraflamayı çok istiyordum. Turuncumsu kızıl göğsüyle kaç kez gözüme çarptı. Ama kuş bu, durup poz vermez. Görünce kaçar. Kaçsınlar da zaten. Bir lokmacık etleri için av olabiliyorlar yoksa. Dahası buralara getirilip  sonra da dönüşte yanda götürülmeyip terk edilen kediler de cabası.

    Bugün, bir an, bir çok kuş şölen yaşattı. Üstüne birkaç dakika ara ile kuş sürüsünün üç ayrı kafi,le halinde geçmesi ise katmeri oldu şölenin.
     
    Şölenlere doyulmuyor. Daha da isteniyor görüldükçe.
    (Her hakkı saklıdır)
    Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 14.11.2015, 20:08
    acemi.demirci@yahoo.com.tr;
    @AcemiDemirci





    Paylaş :

    13 Kasım 2015 Cuma

    Evvelki yılların güncellemesi

    Çeşme'nin içi. Evvelki yıllarda çektiğim resimlerin güncellemesi. Bu yılki halleriyle her şey yeniden kadrajda.


    Değişmeden kalan yer yok artık. Öyle yer galiba tek İngiltere'de kaldı.


    Bir yerin büyümesi, oranın sahip olduğu güzelliklerin küçülmesi demek. Keşke bu orantı, ters orantı olsa...

     
    Ara sıra arkama baktığımda, resim çekenlerin de resminin çekildiğine tanık oluyorum:) Resim çekmekten benim resmim çekilemiyor yoksa. 


    Çok yer var ki bulunduğumuz, benim orada çekilmiş tek bir resmim dahi yok. Ama oraya ait her detayın resmi fazlasıyla var.



    Çeşme Kalesi. İki yanı merdivenli yol. Güzel yerdir. Aşağıdaki Çeşme'den bambaşka bir hayat sürer orada. Hiç bozulmasa. Orada tanıdığımız ve bambaşka bahçesinde , sert toprakta hala adaçayı yetiştiren Fevzi Amca gibi.


    Yirmi beş yıldan fazla süre önce şimdi penceresi camsız bu eski yapı, çok farklıydı. Balkon demirleri ve demir kapısı seyirlik. 


    Şimdi boyanmıyor bile. Kimi yeri paslı. Kapıdaki nakışlar hala kendini gösteriyor. Eskimek, bu kağıda, bu yapıda gizli bir öykü halinde anlatılıyor. 


    Yirmi beş yıldır bana modellik yapmakta. Yıpranması o yüzden değil. 


    Kalenin dibinde olmak, bir türküyü çağrıştırıyor. Kaleli çok türkü var. Aklıma gelen, onlardan biri.

    Yazın, burçlarında insanlar gezer. Pozlar verilir. Kışın kale de her yer gibi tenha.



    Buralar bomboşken, görüntü, insanlardan oluşan bir setle engellenmiyorken ele geçen poz verme fırsatı mutlak değerlendirilmeli. Ben de öyle yaptım.
    (Her hakkı saklıdır)

    Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 13.11.2915
    acemi.demirci@yahoo.com.tr
    @AcemiDemirci




    Paylaş :

    Uzak Yollar ve Yolculuk



    En sevdiğim geziler, düşünülmediği halde pat diye damdan düşercesine gerçekleşmiş yolculuklar. 


    Yolculuğun hepsini hem de nasıl severim sevmesine, ciddi ciddi bir yüzde tutar üstelik  hayatımda.


    Şimdilerde zamanımızı daha çok ilgimizi bekleyen büyüklerimize harcamamızdan ötürü yolculuklar biraz askıya alınsa da bu yolculuğun güzelliğini unutmamıza neden değil. Beklenmedik anların beklenmedik yolculuklarının mutlaka bir bildiği vardır. Sunacağı şeyler, göstereceği güzellikler vardır. Bu defasında  Çeşme'nin Kasım dinginliğindeki güzelliğini öğrendik mesela.


    Hiç akılda yokken başa gelen o yolculukları siz planlamazsınız; çünkü onların sizden şimdilik sakladıkları planlar vardır; kendi  eteklerinden sizin kucağınıza dökecekleri.



    Annemle babamın yanındayken yolculuk çok sıradandı. Tur programında  parmağın basıldığı yer için hemen bavul hazırlanırdı. Ayda en az bir hafta sonu turu, olmazsa olmazdı. Tarihi yerlerde, örenlerde, tabiat gezilerinde çekilecek artık yüz binlerce desem belki azımsanıp, yetersiz olacak henüz çekilmemiş fotoğraflar beni beklemekteydi. 


    Yurt dışı turları daha uzun süreli olur tabii. İstanbul’daki kardeşe ve yeğen sevmeye, Bolu Dağları’nı aşarak  trenle yapılan bir hafta sonu yolu daha sığardı bir aya. Yollar çok tanıdıktı, biraz geciksem beni bekler gibiydi.


    Şimdi bekletir olduk, öncelikler başkalaşınca. Ancak yine de öbür öncelikler bangır bangır bağırınca mesela Kasım ayı filan demeyip yollara düşüverdik. 


    Ki Kasım’dan çok öncesineydi niyetimiz. Ama dedim ya, bazen denk gelmesi gerek  her şeyin. Bizim  için de Kasım’ın ikinci haftasına denk geldi çatının onarımı için Ankara’dan neredeyse yedi yüz kilometre uzağa yola düşmek.


    “Ezbere bilemiyorum” diyemiyorum artık o uzun yolu. Her geçişimizde dağların zeytinleri, şehirlerin tarlaları, kırları azalmış oluyor. Tarlalarda ekinler değil fabrikamsı yerler bitmiş oluyor. Mera hiç görmüyorum neredeyse. Sadece bir yerde var ve  o da hep orada olduğu gibi kalsa istiyorum. Mera olmazsa köy hayatı olur mu?
    Fotoğraf makinem olmadan, asla!


    Yolu tek başınıza alamazsınız. Siz öndeyken bagaja binmişler de vardır beraberinizde. 


    Bizim bagaj sadece eşya yüklü  bavullardan değil günlük hayatta elimizden düşmeyen onlarca şeyle dolduğu için arka koltuklar bile doludur.


    Nihayet yerinize ulaştığınızda eliniz kolunuz dolu girersiniz içeri, yüklenip getirdiklerinizle. Ve giderken onlar yine sizinle düşecektir yola. Gelince bir çırpıda yukarı taşınanlar, dönüşte teker teker inmeye başlar aşağıya. Merdiven başına gelirler sıraları geldikçe.


    Yol müzikleri seçmek uzun iş. Piyanodan  Balkan ezgilerine, Hatırla Sevgili dizisi CDsinden Kitaro’ya, Kenny Rogers’dan Kenny G’ye dek.


    Çocukken tatillerin bir kısmını geçirdiğimiz Aksaray’da salyangoza “fişgene” derdik. Orada öyle dendiğinden, çocuk dili olduğundan değil. Fişgene değil ki insanlar evlerini sırtlanıp taşısınlar. İnsanlar pılıyı pırtıyı topladıkları gibi ev yolundalar oysa artık.


    Ve herkesin tavan arasında sandıklar dolusu değerli eşya saklı olabilir. Ama benim orada sakladığım, bir çeşit fişgene. Taşın üstüne işli.

    Yaşanan her yer seviliyor. Ve birine gidildiğinde diğeri geride bırakılıyor. İklimiyle, rüzgarıyla, kuş sesleriyle, tuzluktaki tuzu artık akıtmayacak kadar nemlenmiş havasıyla. Tüm kış bunların özlemi çekileceği de biliniyor yedi yüze yakın kilometre tutan bir uzaklıktan. Bahara dek.
    (Her hakkı saklıdır)

     Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 13.11.2015, 10:56
    acemi.demirci@yahoo.com.tr; 
    @AcemiDemirci



    Paylaş :

    12 Kasım 2015 Perşembe

    Şehirden uzakta, dingin ıssızda

    Eğer insan gürültüsü, trafik karmaşası, keşmekeş yoksa bir yerde, oradaki ses, kuş sesidir ancak.


    Kuşların pek çok türü, göl kenarları, nehir kıyıları, ormanlar, ağaçlıklar gibi dingin yerlerde yuva yapıyor. 


    Daldan dala konarken yapraklar onları gizliyor. Her birinin ötüşü kendince. Görmeseniz de sesinden hangi kuştur hemen anlarsınız.


    Kara kızılkuyruk
    Bugün ispinoz dinledim mesela epeyce. Hep öter zaten. Ne şakıdı yine. Nasıl neşeli. Neşeli canlılar, elbette etrafına da neşe  katar. Kuşlar yoksa neşe de güzellik de yok yani.


    Ne güzel ülke, bu ülke. Kimi yere kar yağmış kimi yer kar görememekten  yana dertli. Şu gerçek ki nereye kar düşüyorsa oraya bereket yağıyor aslında. 

    Zeytin ağacı

    Kar, eriyince su, eriyene kadar su deposu. Su hayat. Toprağa can. Tohuma çil. Ağaca cemre. 


    Karlı dağları olan yerler karlı dağlarının, yolları buz tutsa da sonunda su olacak o buzun  kıymetini biliyordur eminim.


    15 Ekim’e kadar inşaat yasağı olduğundan o tarihe dek beklemişlerin hepsi onarıma kalkmış. 


    Kasım ayında ilk kez buradayız. O yüzden bilmiyordum bu telaşı. Bir biz değilmişiz. Çok evde aynı toz, gürültü var.


    Çatı gürültüsü yanda devam etse de bizde kesilir kesilmez kuşların ötüşleriyle keyiflendim. Müzik filan açmam onlar öterken. Zaten her biri ayrı bir besteci, yorumcu onların,   ötmekteyken.


    Kimisi yaprağını dökmüş kimisi ibreli olduğundan dökmeyecek  ağaçlarla kaplı bir yerde olmak, soluk almanın en keyiflisi.



    Şehrin geniz yakıcı kokularından uzakta olmak, üzerine basınca taze kokular salan otların, çimlerin, şimdiden yaprak vermiş yabani zambakların kokusunu duyabilmek demek. Gece, gece kuşlarının çığlıkları demek. 


    yorucu, hızlı, vaktin değirmeni. Şehirden uzakta, insan kendiyle. Dinginliğin  anlamının taa içinde.
    (Her hakkı saklıdır)

    Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 12.11.2015, 17:53
    AcemiDemirci
    Paylaş :

    11 Kasım 2015 Çarşamba

    Kuş Şölenli Günce



    Bugün çektim.


    Kısacık bir süreliğine ardıcın tepesine kondu. "Gördün mü beni?" dercesine poz verdi. Gördüm tabii, görmez olur  muyum?


    Ve ikinci resmini çekmeme fırsat vermeden uçtu. Tek resmini çekebilmem bile başarı. Çünkü on saniye bile durmuyor yerinde.



    Kuşların belki de en munisi kumrular. İnsana da yakınlar.


    Bu sene fıstık çamında kumrudan daha çok başka kuşlar gezerken kumruları biraz yabanileşmiş buldum. Avcılardan olmalı.



    Bu da imza niyetine olsun.
    (Her hakkı saklıdır)

    Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 11.11.2015, 23:26

     acemi.demirci@yahoo.com.tr;
    @AcemiDemirci
    Paylaş :

    “Ben Severim Eleştirilmeyi” adlı çalışmama;

    linkinden ulaşılabilir.

    Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

    acemi.demirci@yahoo.com.tr;
    @AcemiDemirci
    Paylaş :

    10 Kasım 2015 Salı

    Ardıç Dalı Kuşları

     
    Kuşlar kafese yakışmaz. Konduklarında dala, kanatlandıklarında göğe yaraşır.


    Kuşlar sadece uçmak anlamına gelmiyor. Uzağı yakın yapmak, özgürlük anlamına da geliyor.


    Onarım nedeniyle kıpırdayamayıp en fazla balkona çıkabilince yapılacak tek şey kitap okumak. Gürültü nedeniyle o da gerçekleşemediğinden karşı dallara konan o güzel kuşların resmini çekmeli o zaman. Zaten hep çekerim. Kuş görürsem.


    Kuşlar oldukları yerde bir dakika bile duramazlar. Hep kıpırdanır, bir o yana bir bu yana dönerler. Avlanmamak için de öyle olmalılar. Üstelik etrafta terk edilip gidilmiş kedilerden oluşan bir kedi sürüsü de oluşmuşken. Bir de avcıların orada oldukları sıkça duyulan atışlarla besbelliyken.


    Yapraksız kalmış dallarda artık daha açıkça görülüyorlar. Ama çam ya da henüz yapraklarını dökmemiş ağaçlarda sadece alışkın bir göz onların hangi kuytuya tünediğini anlar.


    Göçmen kuşlar gittiğinden kalan tür sayısı belli. Yine de bu defasında hiç rastlamadığım bir kuşa rastlamak sevincini duydum. Göğsü kızıl bir kuş. İddialı bir boyada.

     
    Kimisi için bütün kuşlar öter, o yüzden kuş şarkıları arasında fark olduğu önemsenmeyebilir. Oysa her kuş ayrı bir şarkı söylüyor. O kadar çok konçerto var ki onların dilinde.


    Damlara, bacalara, dallara en çok onlar yakışıyor. Türkülere, şarkılara bir de. Şarkının en güzelini de onlar söylüyor.

    (Her hakkı saklıdır)


    Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.11.2015, 22:59

    acemi.demirci@yahoo.com.tr;
    @AcemiDemirci
    Paylaş :

    Karanlıkta Kırmızı Gözler

    Kısmet mi desem J)

    Buraya ilk geldiğimiz yıllarda kızıl tilkilere rastlardık. Makilikler içinde dolanırken hışırtılar duyduğumuzda bir sürüngeni ya da gelengiyi ürkütüp kaçırttığımız  besbelliydi.


    Bir keresinde tel çitin dışında uzanan makiliğin kenarındaki asırlık bir zeytin ağacının altındayken sitenin bahçıvanı,  ardıç çamından ok gibi fırlayıp kaçan sincaptan ürkmüştü. Sincabı görememiştim; ama sincabın zaten emin olduğum varlığı böylece daha da emin hale geldi.

     
    Kuş türleri olmaz mı hiç ağaç olur da. Gagasıyla ağaç gövdelerine oyuklar açan ağaçkakan seslerini duyardık önceleri, Hatta birkaç kez de gördüm. Bir on yılı geçkindir duymuyoruz ağaçkakan  gagaların tak taklarını; ağaçlarda da gagalarla açılmış oyuklara rastlamıyoruz. On yıldır ishak kuşunun içlice “İshak” deyişi de kesildi, yok oldu.

     
    Kimseler artık bu çevrede kızıl tilkiye rastlamıyor. Çevredeki mandıra da kalktı. İlk yıllarda bahçe duvarını aşarak  henüz üç beş karışlık fidanlarımızı bir güzel yiyen sakız koyunu sürüsü de çoktan gitti.


    Pazar günü bolca atış sesi duydum. Avcılar, kalan birkaç karatavuğa göz dikmiş olmalıydı. Sanki denize dalarcasına pikeleme aşağılara uçan, aslında karabatak olacakken suda doğmamış bu gözü pek, lakırdısı mutluluk veren kuşa nasıl nişan alabilirler, onu avlamakla nasıl mutlu olabiliyorlar anlaması mümkün değil.


    Ve biraz evvel nasıl olduysa duran, uğultusu kesilen rüzgar sonrası bahçeye  çıkıp otururken buralarda gezinen bir tavşan olduğunu duyduğum geldi aklıma. Hemen "boz tavşan mı?" diye sormuştum. Ev tavşanıymış.  Ve geceleri gezintiye çıkıyormuş. Kaç yıldır artık görünmez olan onca tilki, sakız koyunu, kuştan sonra tavşan haberi çok sevindiriciydi.


    Geldiyse tavşanı görebileceğim umuduyla bahçe kapısına  vardığımda tavşan, biblo gibi yolun ortasındaydı. Siyah beyaz. Kulakları uzun tabii.


    Hemen fotoğraf makinemi almak üzere içeri girdim. Dışarı çıktığımda bir elimde fotoğraf makinem diğer elimde de bir kereviz sapı vardı. Tavşanın resmini çekmeye meylettiğim sırada bir yandan da tavşan görsün diye  bol yapraklı kereviz sapını sallıyordum. Tavşan gördü ve korktu. Tam  makinenin ayarlarını yapmıştım ki hoplayıp biraz uzaklaştı. Peşinde de ben.


    Birkaç resim çekmiştim ki ardımda bir sesleniş… Yakında yavrulayacağı belli sarı beyaz bir kedi gözlerini yumarak miyavlıyor, mama istiyordu.  


    Bu mevsimde sitede onu besleyecek, önüne yiyecek koyan olmayacağından biraz yoğurt vermek istedik, belli ki bu bir heves evcil hayvan olarak alınmış sonra da buralarda terk edilip gidilmiş sarman kediye. Ama yoğurttan pek memnun kalmadı. Biraz koklayıp yeniden miyavlamaya başladı.  Yazın mangal sonrası  balık artıklarıyla beslendiği besbelli.


    Kediseverler kızmasın; tüm canlıları severim, hayvanından bitkisine, insanına; ama kuşlara benim düşkünlüğüm. Kafestekilere değil; daldakine, uçana.


    Bu arada kedi iyice yakına geldi, tavşan ile karşılaştılar böylece. Kedi tavşana, tavşan kedinin kuyruğuna bakarken ilk kez bir kedi ve tavşanı yan yana gördüm. Yolun kilit taşları arasında çıkan otları iştahla yiyen tavşan, kediden korkmadı. Ona uzattığım kereviz sapından korkup kaçmak istediğinde de ya arkasını dönüp duruyor böylece kendisi beni görmediğinden benim de onu görmediğimi sanıyor ya da park halindeki arabaların altına sadece başını sokuyor ve  gizlendiğini sanıyordu. Tümüyle görünür haldeyken üstelik. Biraz devekuşu mantığı  gibi sanki. Sevimli.


    Tavşanın  kocaman   kapkara gözleri, resimlerde kırmızı mercanlar gibi çıkıyordu. 


    “Asil Bir Sadakat Öyküsü: Kontes” adlı çalışmamda da tam burada  geçen başka bir canlıya ait  gerçek bir öyküyü anlatmıştım. O hikayenin üstünden yıllar geçtikten sonra bu akşam bir kedi ve bir tavşanın resimli öyküsünü anlatmak kısmetmiş.


     Umarım bu tür çok öyküm olur anlatacak.
    (Her hakkı saklıdır)  
                                        
    Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.11.2015, 21:02
    Acemi.demirci@yahoo.com.tr; AcemiDemirci








    Paylaş :

    İzleyiciler

    En çok Okunanlar

    Arsiv

    Follow by Email

    Toplam da

    Copyright © Acemidemirci