2 Aralık 2015 Çarşamba

Karlı ve Kavaklı Tepeler


İlk kez yağdı bu yıl. Hep yaptığı gibi Kasım’ın başlarında şöyle yağarmış gibi yapıp, tozutup kaybolmadı. Gürleyerek yağdı.


Öğlenleyin patlarcasına gümbürdeyen bir ses duyuldu. Gök gürlemesi gibi. Ama alışıldık  bir gürleme değil.  Basbayağı patladı gök öğle saatlerinde. On iki ya da ona yakın bir saatte.



Dönüş yolunda da konuştuk, herkes öyle düşünmüş.


Gök, hiç duyulmadık bir gümbürtüyle patlarsa başınızı işinizden kaldırıp pencereye bakarsınız gayri ihtiyari. Bir şey gözükmüyordu. Şimşek gibi filan. Ancak, flaş yanar gibi bir aydınlık görenler de olmuş. 



Gök gürlemesinin ardından yağmur gelir. Oysa bu kez  gürlemenin hemen ardından kelebek iriliğinde ve kelebekler gibi uçuşan kar yağmaya başladı. Kar öncesi gürleyen gök, yağmur öncesindekinden çok  farklı gürlüyor. Çok daha hışımlı halde. Patlarcasına.

Ankara’da kar artık gök gürlemesiyle yağacak galiba. Haber vererek.

Akşam dönüşte, o müthiş yaman sesin yıldırım olduğunu ve paratönerce karşılandığı konuşuluyordu. Konuşulmayacak gibi değil; böylesi gök gürlemesini hepimiz ilk kez duyduk.

Ankara, bugün bir ilk yaşadı. Kar öncesi gök gürlemesi. Heybetliymiş.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.12.2015, 20:05
Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci

Paylaş :

29 Kasım 2015 Pazar

“Sisli Dağlar Gibi” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir
.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci
Paylaş :

Mağara gölleri duruluğunda


Saklı mağara gölleri suyunda yıkayasım var, güngörmüş sularla yuğup yıkanıp da arınamayanları. Sirkenin, deterjanın ağartamadıklarını. Tahta tokmaklarla döve döve. Eskiden ırmak kenarlarında yıkanan çamaşırlara yapıldığı gibi.


 Üzerine güneş doğmuş,  gün batmış, kıyısında ceylanlar su içmiş, karıncalar yuva yapmış, köprüler kurulmuş, bazen bir kayıkla gezilmiş sularla arılık, el yıkamaktan öte gitmemiş. El bu, yıkarsın kiri gider. Ama ya gitmeyecek kirler… Onlara bulaşmamak gerek. Yoksa alnı açık olunmaz.



Alnı açık olmayan kavramların kirliliğinde boğulmak… Toz duman içindeki kavram kargaşası içinde nefes alamamaktan yılmak… Dağılmalarını beklerken bulutların her yanı kapladığını görmek. Pusun hava olması, havanın yitmesi. Ciğerin boğulması demek.
Karman çorman olmuş kavramlar, en büyük kavga şimdi. “Bence”ler, bir kavramı, bine hatta binlerceye dönüştürmekte. Bir kavram, her bencede başka kılığa bürünür. Yani doğru, kılıktan kılığa girer yanlışından kötüsüne. Kavramlar birbirine karışmasın bir kez… Ya da anlam kaymasına uğramasın… O zaman kavga, çarpışmaya dönüşür. Kargaşa, bulanıklıktır. Ve neyin gerçek neyin kandırmaca olduğu siste kalır. Karayla beyaz birbirine karışırsa, olacak gridir. Ne siyah ne de beyaz olmayan gri,  ayrı bir şeydir.


Eğer herkes kendine bir renk seçsin isteseydik, kuşkusuz en güzel renklere bürünecekti herkes. Gri beki de hiç seçilmeyecekti.  Mavi dururken,  gün batımı alaları dururken. Oysa bu karmaşada gri, belirsizliğin rengi. Renksizlik yani. Kaçış. Kara olmak işe gelmediğinde, beyaz görünmek o an için uygun değilse bir de o zaman gri, bir saklanış. Sığınak. Şişten de kebaptan da vazgeçmemek. O halde kimileyin gri, işe nasıl geliyorsa öyle olmanın rengi belki bir anlamda.
 

Rengimiz, bizde yansıyan her şey. Sözümüzden tavrımıza, dediğimiz ile yaptığımızın bir olup olmamasından “Bu insan şunları kesinlikle yapmaz” dedirtecek  izlenim bırakmış olmaya dek.

Şimdilerde herkesin akı da karası da kendinceyken, hep tektir diye bildiğimiz doğru, tek bir olmaktan çıkmış olabilir mi? Aklın yolu birken, akıllar karıştığında ortaya kaç ayrı yol çıkar? Herkes, kendi doğrusunu doğru belleyip gerçekte doğru olana yanlış muamelesi yapılıyorsa ya bir de… Hangi elek eleyecek herkesin kendince doğrusunu da o gerçek tek doğru, eleğin üstünde kalabilecek? Öyle bir elek var mı hem?


Rengârengiz, renklere bürünüyoruz, belki kendimiz bile bilmeden. Birine göre beyaz, süt gibi olmalıyken diğerine göre kar gibi olmalı. Bulut gibi neden olmasın peki? Ya pamuklarcasına… Benceler belirler beyaz pamuğun mu, karın mı, sütün mü rengidir. Kimisi siyahı gece gibi tanımlar benceyle başlayıp kimisi kömür karası der yine benceyle bitirip. Zeytin bile nasibini alır siyahın koyuluğunu anlatmada. Ya da katran.
Değerler üzerine kavramlara değil de kendi bencil dünyalarındaki onları mutlu edecek değerlere dört elle sıkı sıkı sarılmış insanların rengi saklıdır,  onlar için kesin hükümlerde bulunulamaz. “Kesinkes bunu yapmaz” da denemez; “Yapar” da. Eğer bencelerle yozlaşan, eğilip bükülmüş, demirken tele dönmüş kavramlar kaplamışsa bir kez dört bir yanı, o zaman çürümüşlüklerle kuşatılmışızdır.


Bencillik, mutluluğu zorlaştırır. Olmayacak şeylere, doğru basamaklarla ulaşmanın mümkünü yok gibiyse o zaman sağlam basamaklar karalanır.  Ağı, bal diye; zehir, panzehir diye allanıp pullanarak sunulur. Ve anı yaşama kolaycılığında Carpe Diem şarkıları söylenirken, dününe özenmiş, bugününü zedelememeye çalışan, yarınını unutmayanların aklı çelinmek istenebilir, karganın ağzındaki peynire göz dikmiş dalın altındaki tilki edasıyla. Yeter ki daldaki, ağa düşsün tek. Tilkilik bitince başka bir post giyilecektir, renkten renge girilecektir, tek değer kişisel hırslar olduğu sürece.


“İnsanlık” kavramı bozulursa, diğer kavramların bozgun yemesine hiç gerek kalmaz. İnsan bozulursa, her kavramı kendi mayasıyla mayalar zaten. Bozulmuşluk, kanıksanmışlığa döndüğünde, bozulmamışlık aykırı bir şeymiş gibi sırıtır. Oysa en güzel bozulma, bağ bozumları değil miydi? Sıkı sıkı bağlandığımız değerlerimizin bağ bozumlarındayız oysa şimdi. Sonbaharı bile beklemeden. Rast gelinen her yerde bel, kazma, kürek üstüne gitmekte kimimiz  köşe bucakta arı duru kalabilmiş her şeyin.



En seçkin kavramlarla kuşanılmış görünürken içimiz bataklıksa; bir de orada bataklık kavramları boy vermişse… O zaman görünen mi yansır davranışa; yoksa içteki yutucu bataklığın rüzgârları mı? Ve zehirli bataklık çiçekleri bitek, verimli topraklara göz dikerse eğer… O topraklara savurttuğu tohumlar kök salamayınca kızmaz mı;  öfke bürümez mi gözlerini? Bu sefer zehirli oklar fırlatmaz mı? Benceyle başlayan kendince doğrularının boyunduruğunda.


Kördüğüm olmuş  kavramlar,  feci halde karışık. Çözecek kılıç var mı bilemem; o kadar karışık yani. Birinin iyisi, birinin kötüsüyken birinin eğrisi diğerinin doğrusu oluvermiş. Yanlışların doğru bellenip, doğruların yadırgandığı anlayışlar öyle çok ki. Yani doğrular, kendimizceyse sorun yok; ama olması gereken gibiyse çoğumuzun canını sıkar oldu.


Çokça örnekten diyelim ki hayvan severlik, o kavramlardan sadece biri.  Hayvan severlik nedir? Nasıl tanımlanır? Hayvan severlik bir hayvanın kendi doğasına uygun halde, kendi ortamında güven içinde yaşamasının koşullarını sağlamak, korumak ve onun dünyasına dokunmamak mıdır? Yoksa bir hayvanı sırf kendi yalnızlığımız, birine hükmetme, istersek tekmeleme istersek dövme, sıkıldığımızda kapı dışarı atma özgürlüğüne sahip olunması bencilliği midir?


Küçücük bir kafese tıkıldığından kanatlarını gere gere uçamayan kuşlar, artık ne kadar kuştur?  Kuşun mutsuzluğuyla mutlu olanlar için bunlar gam değil, olsa olsa isteklerine ulaşmak için bir gereklilik yalnızca. Kuşların kanatlarına kilit vururken aslında sevgi kavramı zedelenmiyor mu? Sevmek olgusu  da koyusundan siliğine her renkte ve herkese göre kendince. Boy ölçüsü de bencillik.


Kavramlar dipsiz kuyularda boğulurken renklerimiz de karıştı, beyaz da olamıyor kimimiz şimdi siyah da.   Tutunduğumuz ip ne renkti unuttuk. Griymiş gibi yaparken ebruli oluveriyor kimi kolayca. Bukalemunları kıskandıracak ustalıkla. Alt üst ettik ne var ne yok, saman yığınına saplar gibi yaba saplayıp havalandırdık diptekileri üstlere. Kördüğüm oldu iplerimiz. Düğümleri çözmek yeğlenmezken, ipin ucu kaçtıkça kaçtı.


Sapla saman birbirine karışırsa ne sap olur eldeki ne de saman. İkisinin bir aradalığının adı yoktur. Sap da saman da kavramsız kalmıştır bu durumda. Yapıştığımız ipin rengi ortaya çıkmadıkça kirlilik sürecek.


Yıkayıp yuğasım var kirlenmiş her kavramı;  daha önce üstlerine ne bir yüzün aksi düşmüş, ne tek bir el yıkanmış,  saklı mağara göllerinin tertemiz berrak sularında.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 05.20.2015




Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci