31 Aralık 2016 Cumartesi


Karlı olsun olmasın Ankara ayazı ile girilen her yeni yılda olduğu gibi bu yıl da yine salep ile yeni yılı bekleyiş.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),
31.12.2016, 23:46
Paylaş :

Özür dilercesine düşen 2016 yılının son kar tanecikleri

Bir saat öncesine kadar  yakar yağıyordu. İnce ince. “Elif” diyor muydu, duyamadım. İncecik yağarken görülemiyor kar çünkü. Pusarmış oluyor ortalık. Boz bulanık renge bürüyor havayı kar tanecikleri.  Ancak renkli bir dış duvar varsa taneciklerin seçileceği renge boyalı, diyelim ki kızıla, o zaman incecik düşüşler fark ediliyor.


Gündüz olduğundan haliyle tanecikler fotoğrafta kolayca çıkacak gibi değil. Gece, flaşta pamukçuklar gibi çıkıyorlarken…


Giderayak 2016 her şeyin üstünü tertemiz bir örtüyle  kaplar gibi. Karla. Bembeyaz bir  temizlikle. Ne varsa onu  iyi hatırlatmayacak, temizleme derdinde sanki. O da üzgün gibi. O da öyle kötü kötü anılsın istemez gibi. Bir telaşı var o yüzden son günlerde. Ortalığı deterjan köpüğü rengine boyayarak.


Kar, elinden geleni yaparken sanki “özür” sözcükleri söyler gibi 2016 ağzıyla. Kim unutulmak ister ki 2016 yılının unutulmak istendiği bir hızla? Pek kederli bundan, belli.


Çabası boşa gitmesin dilemek kalıyor bize o halde. Gerçi sonuçta kar bu, ille eriyecek. Çamur olacak her yan. Ama bir an önce çayır çimen bitse, çiçekler açsa da beyazın temizliği yeşilin dinginliğine, huzuruna bürünse.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 31.12.2016, 14:17


Paylaş :

30 Aralık 2016 Cuma

2017 Yılı için Dileğim; 2017 kez iki bin on yedilerce "Amin" diyerek

Yeterli yağışlı; kuşların avlanmadığı, ormanlık alanların arttığı, tabiatın korunduğu; insanların güldüğü, kadınlara sadece saygı gösterilen, ellerin yalnızca uzandığı, kimselere kalkmadığı; çocukların esirgendiği; diş macunu ve kitaplardan korkulmayan, karınların tek acıkınca gurlayıp asla sürekli açlıktan gurlamadığı; sanatın, edebiyatın, sporun, bilimin, kültürün baş tacı edildiği; gençliğin gençliğine doyduğu, yirmiliklerin acı haberleriyle değil sporda mesela başarılarıyla anıldığı; anaların ağlamadığı; zeytin ağaçlarının bitmediği dağ kalmadık; endemik yani bize ait tüm türlerin bayırları, çayırları doldurduğu; meraların çoğalıp meralar dolusu sürülerin otladığı; avlanmak diye bir şeyin tarihten silindiği; kirliliğin havadan, sudan uzak kalırken sözlüklerde ıssız kalacağı; güzel haberlerin geliş yönüne, tüm sevimsiz haberlerin çöpe gittiği; televizyonu açarken yüreklerin titremediği; gülmenin hep yaşandığı, gözyaşının bile sevinçten döküldüğü; dileklerin gerçekleşeceği; yaşamaktan mutluluk duyulacak, mutlulukla hatırlanacak; ardından gelen sonraki yılların ondan da güzel olacağı;

mutlu, sağlıklı, huzurlu bir yeni yıl dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 30.12.2016

Acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

Patlamış dalların karları

Bahara hazırlanmaktaki dallarda kar. 
Bugün, Ankara.


Fotoğraf gruplarımdan sonra blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)
30.12.2015, 13:29
acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

29 Aralık 2016 Perşembe

Karın beyazı; gecenin karası

Ne ay ne sokak lambaları yorulmadı dün gece ortalığı ışıtmakta. Kar yetişti yardımlarına. Karanlık gecede seçilemezken bile tanelerinin düşüşü. 

Sanki ay, havanda dövüldü; pula dönüştü ışığı lapa lapa, konfetiye ya da; saçıldı dağıldı; yere düştü. 


Bir de flaş çakınca, karelerde koca pamuk parçacıkları gibi, fırlatılmış kar topu gibi poz oldu karelere.

Göğün ayı, tepelere kar olup düşünce yerler de aydınlandı. Öyle koyu gecede yağarken taneleri kolay kolay ayan beyan  tek tek görülmeyen kar, ufacık ay parçaları halinde yere düşünce  ortalığı ay ışığınca ışığa da bürüdü. 


Kar taneleri, şapkanıza, mantonuzun koluna, boyun bağınıza düşse fark edilir; ama tek tek düşüşü, her an her  bakış açısından kolayca fark edilemez. Oysa topluca sessiz bir şarkı gibi yukarıdan yere inerken pus halindedirler. Karın pusu ile sisin pusu birbirine hiç benzemez. Karın olduğu her şey tertemizdir. Sisin değdiği islenir malum.

Sabah altıya doğru. On beş dakika sonra altı olacak. Etraf gece karası. Yer  karla kaplı olunca o gece karası hiç kar etmiyor ortalığı kapkaranlık etmeye. Sanki ay, yukarıda asılı kalmaktan yorulup yere inmiş, şöyle bir uzanmış. Uzandığı her yerden  ışıyor.


Martla çayırından çiçeğine neşelenen, Haziran sonundan sonra bomboz kalan arka tepeler kaz tüyü yorgan örtülmüşçesine beyazdı bu sabaha karşı. Tüm gece yağan kardan sonra. Dingin, belki her yıl değil bile, her yıl olsa da ancak birkaç hafta giyinebildiği  giysileri içinde pek huzurlu.

Yirmi santimi geçkin halde üstünü kaplayan karla ay parçasına dönüşmüş yerden, aya doğru gümüşi selam gidiyordu bu sabah. Saat  altı olmadan daha. Gecenin  en koyusunda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL  (Acemi Demirci), 29.12.2016, 22:34


Paylaş :

28 Aralık 2016 Çarşamba

Gök boncuklu pazarcı kadın, Akçay.

Birkaç yıl önce bahar aylarında Akçay pazarında rastladığım zeytin satan kadın.


Fotoğraf gruplarımdan sonra, blogumda.

(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci)

acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

Karlı Ankara

Yarın öğlene kadar durmadan yağacakmış. 



 Dağ başı olsaydı bura, bu yağışa tipi denilirdi sanırım.



Yağıp yağıp erimişti. Bu sefer hiç tutmadığı kadar tuttu akşamla başlayan kar. Yarın öğlene kadar  epeyce olacak gibi.


Pus kapladı. İleriler bulanık. Kar düşerken  ileriler puslu görünür. 


Birkaç yüz metre uzaklıktaki site, yol ışıkları kar pusunda görülemeyecek kadar cılız.


(Her hakkı saklıdır)

Ayşe, Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci),28.12.2016,  22:09
acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci
Paylaş :

27 Aralık 2016 Salı

Spil Dağı’ndan Keşiş Dağları’na Renkli Kokular


Bu çalışmamam tema olarak her zamanki gibi yalnızca kendi çektiğim fotoğrafları kullanırken bu fotoğraflar, Muş, Ağrı, Iğdır’da çekilenler çoklukla. Işgın, çiriş, çoban kirpiği, kuşkonmaz otları diyarlarında yani. Lezzeti anlatılacak gibi olmayan salamura edilmiş çirişin yumurta ve unlu bulamaçta kızartmasının da resmini eklemeden edemedi. Ayrıca Akçay’daki çıldırın resmi de mevcut.



Hep Ege biline gelmiş ot ya da ot yemekleri denince. Ve böylece başka bölgelere değil en çok Ege’ye haksızlık edilmiş aslında. Ege’de  ot türü tabii ki çok. Ama nerede az ki Ülkemizde. İç Anadolu’nun otlarını say say bitmez. Aksaray’da ot yemeğinden, üzerine bir sap taze soğan koyulan  kırmızı pul biber serpilmiş çıtlıklı, yumurtalı dürümden kimse vazgeçmez. Vakti geldi mi tekercininden ebegümecine, eveleğinden, madımağından kuşluğuna, geyik göbeğine her şey toplanır.


Öyle bellemişiz ki sanki Alaçatı, Çeşme, İzmir dışında ot bitmez. Biter, hem de Ege otları da biter. Tek fark, elinin altındaki her şeyin değerini fazlasıyla bilirEge insanı. Kırlarında, dağlarında hangi ot varsa kim bilir ne şifalıdır diye gelinciğine kadar yemek yapar. Oysa bir de bu bitkilere ot deyip geçmek var. Egeliler ezip geçmemiş otları;  Ege yemekleri olarak kaynaklara geçirmiş ama.


Diyelim ki Aksaray’da çıtlık denilen ota Ege’de hindiba dendiğinden o ot farklı mı oluyor?   Farklı olmuyor olmasına da öyle sanılıyor. Hiç olur mu oysa? Kuzeyde, güneyde, doğuda nerede dağımız varsa orada ille de biten otlardandır çıtlık. Şifası herkesçe bilinir. Başta karaciğere birebirdir. Devedikeni dersen öyle. Enginargillerle akraba çoğu.  Şevketi bostan Ege’de  baş tacıyken başka yörelerde diken bellenip çiğnenmiş.


Tekercin, en az Ege kadar ota düşkün İç Anadolu’nun gözde otudur. Turpun yaprağına kadar yenilir; ne bulunursa yeşillik salataya doğranır köylerde. Harmanların yemeği bulgur pilavının yanında ille de salatalıklı,yeşil soğanlı, biberli, domatesli salata yapılır. Bolca ayran içilerek kalkılır o sofradan.

Aksaray’ın Yeşilovası’nda tekercin otu toplandıktan sonra diyelim ki yayvan, leğenimsi bakır kaplarda hamur gibi yoğrularak suyu çıkarılır. O su çorbalara, sebze yemeklerine katılabilir. Suyu sıkılmış tekercin otları hamur pazısı haline getirilip kurutulur. Kış günlerinde Yeşilova yemeklerinin lezzeti olarak çorbalara atılır.

Kekiksiz, yavşansız dağ  mı olurmuş? Yok da, sanki bu otlar tek Ege’nin dağlarında bitermiş  de başka hiçbir dağda kekik bilinmezmiş gibi ot deyince akla Ege’nin gelmesi akıl karı değildir. Bu, Ege’yi de otlarını da acımasızca bitirmektir. Kıyıcılıktır. Nedense kendi dağımızın eteği, deremizin kenarındaki otlar değil de ille de gazetelerdeki Ege otları ilişir gözümüze.


Kişniş otu her yerde yetişir. Karadeniz’de kimileyin kinzi denirken Erzincan’da aş otu diye bilinir. Çok yemeğe, çorbaya katılan, cevizli yemeklere ille de eklenen bir ot kişniş. Ama ille Ege’deki kişniş bilinir de doğunun aş otu hiç anılmaz. 


Oysa doğu bölgelerimizin yüksek dağları ot deposu. Ot hazinesinin açık sandıkları. Ege dağları bile şaşıp kalır doğudaki ot zenginliği karşında. Aslında toy kuşundan ters laleye,  bazı çiçek ve ot cinslerine, sürüngenlere, kuşlara dek şimdi  çok tür yalnızca doğuda kaldı.
Işgın, bir yabani zambak türü. Soğanlı haliyle. Hazirana varmadan açıp geçiyor. Işgının yaprakları bir zambağın yaprağı nasılsa, öyle. Ama o yaprağı yemek yapabilmekte hüner. Yoksa otlar sıra sıra, alay alay göz önünden geçse,  el onlara uzanmadıkça  ne anlamı var? Ot her yanda da, bakış yok bunlardan nasıl yararlanırım sorgulamalı. Konu bu… Yoksa ne kadar ot türü varsa hepsi Ege dağlarında biter;ama başka yerlere hiçbir şey bitmez gibi bir durum yok. Şimdilerde Ege hızla tükenmekte. Yapılaşma, sanayileşme  ne dağ ne otlak ne zeytinlik  bırakıyor. Zararlı atıklar ortalığı zehre bularken Ege göç alan bir yer olarak sürekli beton esaretinde kalıyor. 



Oysa Ege’ye göç veren yerler alabildiğine yeşil  kalıyor her türlü bitkisiyle, hayvanıyla, kuşuyla, sürüngeniyle. İşte bu yüzden Ege’nin artık daha çok dillendirilmemesi gerekiyor. Dillendikçe güçten kuvvetten düşüyor. Dağları mahallelerle doluyor, otları o temeller altında beton tutuyor. Yani Ege’nin üstüne beton atılıyor.

Işgını ilk olağanüstü doğasıyla Erzincan’da gördüm. Oralarda böylesi güzel bir tabiatın olabileceğine inanasım gelemezdi eğer gözlerimle görmeseydim. Manolya bile yetişen, ırmakları çağıl çağıl, dağ zirveleri karlı, çağlayanları zerreler halinde gürül gürül dökülen, insanının insanlık dersi verircesine insan olduğu Erzincan,bir kez gördükten sonra kesinlikle en sevdiğiniz ve tekrar tekrar gitmek istediğiniz kent olacaktır.


Etten çok ot ve sebze yemeğine düşkünseniz gözleriniz ille de otları seçtiğinden Erzincan’dan ışgın ve çiriş  getirip Ankara’da pişirdim. Tadına doyulacak gibi değildi. Oradaki bir çiftlikte ağırlanmamızda yoğurtlu çorbaya kişniş yani aş otu eklenmişti. Çilek tarhlarına bakarak içilen o çorbanın lezzeti, en lüks kebapçıların yağlı kokular arasındaki tatlarından kat be kat hoştu. Ot kokusu, isli yağ kokusuna yeğdir!


Bozcaada’da gelincikli kurabiye yanında içilen gelincik şurubu, kesinlikle ince bir zeka ve damak tadının ürünü. Bademli kiraz domates reçeli de öyle.Ne kadar aykırı geliyor kulağa ilkten gelincikli kurabiye ve gelincik şurubu ile domatesten yapılmış reçel. Oysa damak tadı kulak asmıyor,kulağa.


Gelincikler mevsiminde toplanıp göbeklerindeki siyahlık makasla ayıklandıktan sonra şurup olmak üzere kaynatılırmış. Dişlerin arasında kıyır kıyır ezilen incecik gelincik yapraklarının rengini koyulaştırdığı kurabiyelerden tatmak, eminim çoğu kişi için kokusu ellerden çıkmayan pek çok kebaptan yeğdir.


Şimdiye dek en lezzetlisini Akçay’da tattığım,içine ıspanağından, pazısından, yeşil soğanından, gelincik yaprağından maydanoza, dereotu, turp tepesi, taze sarımsak, ebegümecine en az on iki ot  kıyılıp un, yumurta ile kavrularak  yanında yoğurtla sunulan çıldır ya da çalkama denilen yemek,sanki bir eczanedir sağlık için. Ve ne yerseniz o olurmuşunuz ya, herkesin ayağı altında çiğnenmesine rağmen herkesi doyuran toprağın tevazuunu ve bereketini anlatacak tat, işte ot kavurmalarından geçer.


Iğdır’da kuşkonmazından çoban kirpiğine nice nefis lezzette ot yetişir. Ama o otlar değil ille Ege kuşkonmazları, otları nam salmıştır her yana.


Sivas’ta reyhankenEge’de  fesleğen denilir kah yağlı yeşil kah mosmor yapraklı, yazın kokusu, masaların ıtırı ve rengi olan bitkiye. Her ne denilirse denilsin Ege’de,İç Anadolu’da Kars’ta her yerde yetişir. Ama kimisi onu masasından, pencere önünden, evinin girişinden eksik etmez. Ara sıra yumuşakça avuçlar fesleğenin narin yapraklarını hatta. Eller,fesleğen kokar o zaman. Parfümün de doğalı var. Hem de gönüllüsü. Öyle faturasız filan.


Her yerde ot var. Az buz da değil. Tek Ege otları diye bellemekten vazgeçip Ege’yi kendi halinde rahat bırakırsak eğer, Ege’den bin kilometre uzakta hatta Ege’den bile zengin, şifalı, lezzetli ne otlar olduğunu ancak o zaman anlayabileceğiz. Yeter ki bir şeyi belleyip onu dile pelesenk ederken dile pelesenk olanı da tükenmeye, yozlaşmaya mahkum etmeyelim şimdilerde Ege’ye yaptığımız  gibi.

Otlar, dere kenarından ormana, dağlardan kırlara kadar alabildiğine. Var olmayan şey, görecek göz. Ota, ot deyip geçmek de var. Otları değerlendirebilmekse amaç, o zaman Ege diye tutturmak yerine Egeliler gibi bakmalı ota, çiçeğe.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 29.02.2016
Acemi.demirci@yahoo.com.tr;
 @AcemiDemirci

Paylaş :

26 Aralık 2016 Pazartesi

“ AYNA, SURETLER ve ASIL” adlı çalışmama;




linkinden ulaşılabilir.



Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

(Her hakkı saklıdır)

acemi.demirci@yahoo.com.tr; 
@AcemiDemirci
Paylaş :

Ankara'nın kış pamukları; kar yağmış yabani havuç çiçeği


Gece, gündüze karışmış halde şu sıralar. Sabah karanlık, akşam yine karanlık. Yollar, gün ışığı altında alınmıyor. Ay ışığında. Adımlar karanlıkta, sessizde. Caddeyi kaplamış ince kar örtüsüne ya sarı ışıklar düşmekte sokak lambalarından ya da farların uzun yalımları değmekte.


Öğleye doğru kar başladı bugün. İnceden lapa lapaya bir seyir alinde döküldü. Patlak mısır tanelerinin yumuşak düşüşleri gibi indi yere. Durmadan yağdı. 


Dönüşte hala yağıyordu. Belli belirsiz incecikte.


Yokuşun altında  indiğimde  yağdığı aşikardı. Bir elimde şemsiye ile sağ elimin fotoğraf makinesi tutacağından giyilmemiş eldiveni ve başka bir şey daha, omzumda asılı olanlar, bir elimde fotoğraf makinesi. 


Yol kenarında üzerine yağan karlarla Adana sıcağından kaçıp da Ankara’ya gelmiş, burada da kışa yakalanmış pamuk kozası gibi duruyor yabani havuç çiçekleri. Birer kavrayıcı kuru el gibi çanağına yağmış karı  tutarken.


Işıkların altından yere düşen kar, başka bir seyir. Avuç avuç saçılmış kırpık iplikler gibi uçuşuyorlar. Komşu sitenin çit duvarı üzerindeki mazılar ve sedirler hafiften beyazlamış karla.

 
Karanlık gece yine beyaza çalacak yağan karla.

Fotoğraf gruplarımın ardından blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 26.12.2016, 21:46

@AcemiDemirci


Paylaş :

25 Aralık 2016 Pazar

Kırından dağına, yaylasından bahçesine, saksısına derken... Omlete ot

Kâh iki taşın arasında kâh bir kaya başında; bir bakarsın dağın yamacında, bayırında eteğinde, bazen ille bir mikro klimada, ille belli bir toprak yapısında; bazen ille de karın buzun altında biten; kendince huylu, suyunca boylu otlar…

Hep anlattığım fırsat buldukça da anlatacağım konu, otlar. Saksıda kısıtlı güzellik; çeşit çeşit renkleri, kokuları, halleriyle ovalarda uzanıp gitmeleri; biri solarken sıra ona geldiğinden diğerinin açması apayrı, taptaze bir şenlik.

Otlar, eğer sırf dağ kenarında, yol kenarında, hala kalabildiyse ayakaltı olmayan yerlerde bitmişlerse o zaman  renk ve koku tek. Ancak otlar sırf renk ve koku değil elbet. Lezzet! Evet, hem de nasıl lezzet!

Hafta sonunun ütü, temizlik, falan falan adı altında üst üste yığılmış, yapsanız da kısa zamanda bozulacağından sil baştan yeniden yapıp bu yeniden ve yenidenlerin biteviye süreceği işleri bilgisayarınızı bir köşede ıssız bırakıp kolaylamışken hala kahvaltı yapmadığınızı aklınıza hiç gelmese de……… Bir uyarı gelir ama. Mideden.

İşte o zaman kendinize biraz ilgi zamanıdır. O da ola ola fazlasından bir omlet sadece. Ama o sadece omlet, bambaşka bir şey olabilir birkaç taze ot katarsanız…

Ortalık temizlik kokarken artık kahvaltı değil brunch denilse yeridir öğün sonrasında yorgunluk filan akılda kalmaz; ama otlarla çeşnili ve yalnızca hafta sonları gerçekleşebilecek bir tat bırakır. Hani ufak şeylerle mutlu olabilmek yetisinin de sınavından geçer not almaktır bu  tat biraz.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 25.12.2016, 11:18  


Paylaş :

24 Aralık 2016 Cumartesi

Doğanın basket topu ve potası

 
Bazen bir ağaç öyle büyür ki bir nesneyi, bir canlıyı andırır. Orkidelerin kimi türleri sanki bir canlının yüzünü andırmaz mı?

Kalp şeklinde göl var dünya üzerinde;  bir portreyi andıran kayalar, dağlar var. Yılın belli bir gününün ya da günlerinin  belli saatinde gölgesi vurduğunda  Atatürk’ün siluetinin ortaya çıktığı mesela Ardahan’daki Damal’ın  Gündeş köyündeki Karadağ var. Tam gölgenin vurduğu zamana rast gelemediğimiz için siluetten uzak bir zamanda resmini de çektiğim Balıkesir Gömeç’te bir dağ var mesela. Birkaç yerde daha olduğunu duydum.

Bir görüntü yakaladım geçenlerde. Üstü potayı andıran yüksek gerilim hattı direkleri üzerinde bir basket topu gibi duran aya ait. Çok anlamlıydı. Ben de çektim.

Fotoğraf gruplarımdan sonra buraya ekledim her zamanki gibi.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 24.12.2016, 22:43

 @AcemiDemirci

Paylaş :

23 Aralık 2016 Cuma

Gündoğumu manzaralı servis koltukları

Gündoğumları, göğün akşam örtüsünden sıyrılmak için yırtılırkenki kızıl sancısının adıdır. Fotoğraf karelerinin vazgeçilmezi, sabahları doyumsuz bir seyir için erken kalkmanın baş nedenidir. Gün doğumları, adı üzerinde her sabah tekrarlanan karanlıktan kızıla, kızıldan sarıya yolculuktur. Gün batımına kadar sürecek bir aydınlık için  doğudan batıya feryat figan selamdır.

Geçen seneki saatinde doğmuyor bu yıl gün. Hayli gecikmeli. Ama rötarlı kalkışlar gibi değil. Güneşin biyolojik saati hep aynı aynı olmasına da işte çalar saatlerin gadri nedeniyle böyle.

Saat 07:02’de ezan okunuyor. Yani işe, okula gidebilmek için ayaklanalı bir saati geçmiş çoktan. On beş dakika sonra da çıkılacak duraklara doğru. Gece mi; sabah mı belirsiz alaca karanlıkta olsa da.

Durağa varmak için yola çıkmadan önce arka balkondan elimi uzatıp karın yağıp yağmadığını yetikliyorum. Çünkü ön balkondan sokak lambalarına bakınca anlayamadım. Uçuşan, lambanın etkisiyle sarımtıraklaşmış beyaz tanecikler görememiştim. Elime düşen, değen bir şey yok. Uzun uzun bekleyecek zamanım da yok. Hava daha yumuşak ama.

Blok kapısından çıkarken karanlıkta kar tanesi görebilecek miyim diye bakınıyorum. Ancak kar tanesini filan seçilecek gibi değil. Eni konu karanlık dışarısı. "Zaman göreceli" derler. O dedikleri bu mu ki acep? Aynı enlem boylamdayken dünya üzerinde hala, geçen yıl ile aynı gün ışığı saatinde değiliz  saat yedi otuzu gösterse de. Hava geçen yıl aydınlık olurdu evden çıkarken; güneş gözlüğü bile takardım kapkara. Oysa şimdi hava kapkara.

İşte bu yüzden, numaralı kapkara güneş gözlüğüm eskimedi bu kış. Ne sabah ne akşam gerek kalmadı kullanmaya,  kapkara hava yüzünden.

Ortalık karanlık, elektrik yanmadan göz gözü görmüyor.  Arka tepeler incecik bir kar örtüsüyle beyaz. Gözlüğümün camları  önünde bir şeyler uçuşuyor pamukçuk gibi. Kar serpeliyor sessizce. Kar, yağmur değil ki pıt pıt diye cama vursun  hırçınca. Ya da yerdeki su   birikintisine düşüp şarkısını söylesin.  Kar sessizdir…

Göz alabildiğine sessiz, ıssız cadde; kesen cadde; yan sokak. Hepsi uyku sessizliğinde. Kimselerin ayak sesinin olmadığı  bu gece mi, sabah mı belirsiz anlarda ıssız insanlar gibi sokaklar

Nemli bir rüzgâr var. Kırbaç gibi değiyor yüze. Gözkapakları bile üşüyor. Şöyle bir göz gezdiriyorum üstüme başıma, yanıldım da yazlıklarla mı çıktım diye. Değil. Görünen zırh gibi kışlıklar. Ama kışlıkların gücü de bu nemli, sert rüzgâra bir yere kadar yetiyor. Hele de dışarı çıkılan kapkara saatte hava eksi on üç derecelerdeyse.
 
Kimseler yok ortalıkta. Güneş sarısı renginde ışıyan  yüksek elektrik lambalarının etrafında pervaneler gibi uçuşan kar taneleri,  çoktan pervaneler gibi  yanmış olmalı ki sarımtırak görünüyorlar. Lambanın ışığından  beri uçuşan taneler, tarlada toplanırken lime lime edilip parça pinçik olmuş pamuk da sanki bir rüzgar önüne katmış pamukçukları buralara kadar sürüklemiş. Şimdi de yorgunluktan  yere düşmekteler usul usul hissi veriyor.
 
Yağmur, ağlamak gibidir. Ya kar! Kar da beyaz ağlayış mı o zaman? Yoksa ne var ne yok kirlerin üstünü örtüş mü? Böyle düşünürken baktım rampadayım.

Rampa çok dik. Yol geçilecek ve sonra da yokuş var inilecek. Apartman görevlisi, buzlanmayı önleyici şeylerden serpmiş rampaya. Küçük çakıl taneciklerini andırıyorlar kilit taşlarının üzerinde. Basınca tiz çığlıklar atar gibi sesler çıkarmaktalar. Kar sesi gibi değil o ses.


Bahçe, rampa, yol, sokak, kesen cadde hepsi pasta kreması sürülmüş gibi görünüyor karla kaplıyken. Ara ara izlerle desenlemiş o ütülenmiş beyaz çarşafçasına kırışıksız, dümdüz karlar. Kimi izler bilindik kimi değil.

Bu saatte, aslında saat hayli var olsa da gün ışıksız  bu alaca karanlıkta, bilinmedik bir şey ile karşılaşılmak istenmez eğer sokaklardaysanız. Köpeklerin bıraktığı izler kolayca tanınıyor. Şu  küçük ve kendi içinde bölünmüş olanlar kedi izi mi acaba? Buralarda iki yıl öncesine dek sokakta tek kedi olmazdı. Köpekler yaşatmaz çünkü. Ama alınıp sonra sokağa terk edilen kediler çoğaldı. Ya şu bütün bütün izler... Tavşan mı; tilki mi? Henüz kapanmamış taptaze izler eski çavdar tarlasında bitiyor. Belki yabani ot kuruları ile kaplı eski tarlada izlerin sahiplerinin göremediğiniz gözleri sizin üzerinizde şu an. Benim objektifim de o izleri açıkta; ama kendileri gizlide canlıların izleri üzerine odaklanıyor, flaş yanıyor.

Ortalık öyle sakin ki karanlığın altında, karların üzerinde fotoğraf çekerken. Koca şehrin tek sahibi gibisiniz o an. Geçen yıl ayrı bu yıl ayrı güneş açısında dolayısıyla ışıksız anlarda yaşanan günün bu saatinde. Kar, şiir sessizliğinde yağarken yokuş bitiyor.

Karanlıkta iki far giderek sağa yanaşıyor. Servis geldi bile. Sürücümüz her zamanki gibi içeriyi bir güzel ısıtmış.

Serviste, saat sekizden sonra çevre yolunda belirecek tepelerin ardından sökün edecek kızıl ipek kumaşın  yırtılışınca gün doğumunu bekleyeceğim oturduğum koltuktan.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 23.12.2016, 10:21


Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci