7 Mayıs 2016 Cumartesi

Anne ya da değil; ama anne duyarlılığındaki herkes için



Dünyanın sayılı nüktedan ve hazır cevaplarından, üzgünü güldüren; ama bu yeteneğini nedense benden esirgemiş :) ; ancak kendisinde hala hiç tükenmeden süren öğrenme merakını aklım erdiğinden beri fazlasıyla bana da aşılamış, edebiyat ve resim yapma yeteneğimi ondan aldığım, ki daha o kadarcıkken elimdeki deftercik ve kalemden de anlaşılıyor, Güzel Annem ve henüz iki buçuk yaşındayken bugünleri belli edercesine oyuncağı kağıt ve kalem olan ben.

Dualarına her zaman ihtiyacımız olan annelerden başta Annem olmak üzere gerçekte anne olsun olmasın yüreği anne duyarlığındaki herkesin ve elbette yavrularının annelerinin Anneler Gününü kutlarım.


Sağlıkla bir sonraki Anneler Gününde de mutlu kutlamalarda buluşmak üzere.
Sağdaki, alnı kahkülsüz olan Annem.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 07.05.2016, 17:00

Acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci

Paylaş :

Ova Gözlü, Dağ Yürekli Naif Ana Kızın İçten Pozu

Uzaklarda dağın yücesinin, ırmağın, akar suyun Karadeniz'den de bol olup gürül gürül akanının, etrafı bakır sahan kırtığı gibi inişli çıkışlı dağlarla oylanmış ovaların uzanıp gittiği, dağların başının çikolatalı pastaların kreması gibi katmer katmer  karlı olduğu, soluğun oksijene doyduğu, otun tadı damakta kalan cins cinsinin sofralarda öğün geldiği, dağ göllerinden tutulmuş sazan balıklarının sokak aralarında tablalarda satıldığı, göğün berraklığının duru su ya da  camı kıskandırdığı,  önünde duman, sis, pus olmadan yıldızların çakır çakır kendi parlaklığıyla yandığı doğunun uç illerinden birinden diğerine yolculuk sırasında o muhteşem sarayda rastladım onlara. Ana kızdılar galiba. Vakitsizlikten soramadım bile yakınlıklarını. Malum ben biraz şip şak çekerim şartların dayatması sonucu. Zamanı yönetmek konusunda ustalaştım o yüzden; fotoğraf ustası olamasam da daha.

Hiç konuşamadım onlarla öyle uzun boylu. Yolcu, yolunda gerek biliriz. Tek, fotoğraflarını çekmek için izin istedim. Gülerek poz verdiler. Samimiyetlerine bayıldım. İçtenlik başka bir şey. Yapmacıksız. Olduğu gibi. Yürekten. Anlıyorsunuz ki onlar da poz vermek istiyor siz objektifiniz önünde onlardan poz vermelerini isterken. O yüzden bu karem, biraz da samimiyetin resmi benim için. En değer verdiğim şeylerin başında içtenlik gelir. Hesapsızlık kitapsızlık. Açık yürek yani. Çok uzaklarda rastladım o açık yüreğin gözlerdeki yansımasına. 

Yaşlarına bakmayın, naifler. Çocuklar gibi hem. Onları bir kez daha yine böyle otantik, şık, kendilerine yakışan  hallerde görmeyi çok isterim.

(Duvarlar içindeki avludan İshak Paşa Sarayı’nın  girişinin ilk basamakları, Doğu Beyazıt.)
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 07.05.2016, 09:51

Paylaş :

6 Mayıs 2016 Cuma

Uzaklarda bir balık tablası

 
Deniz kenarı kentlerden daha çok balık tüketilen Ankara tezgahlarındaki balıklara hiç benzemiyorlardı. Gri değildiler. Duman rengi, laciverdimsi parıltılı. Sarıcalardı. Pullarının dizilişi desen yapmış halde. Tabladaydılar ve çoğu canlıydı. Oynuyorlardı.



Biz, en uçtaki o doğu kentimizde akşam yemeği için yer bakınırken  gözüme çarptı tabla. Ve her zaman olduğu gibi yine kısacık bir an için  sahip olabildiğim fotoğraf çekme fırsatı sırasında bu pozu da yakalamışım.


Göl balıklarıymış. Arkadaki sıra sıra uzanan dağlardan tutulup gelmiş sarı sarı iri sazan balıkları. Soğuk su balığı yani. Lezzetini tahmin edebiliyorum. O dağların akarsularında kırmızı benekli alabalık da varmış.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 06.05.2016, 22:11

 @AcemiDemirci


Paylaş :

5 Mayıs 2016 Perşembe

Tüyleri payetli kuş

Günün sonu. Hazırlanmış çıkacaktım. Gördüm ve elim fotoğraf makineme gitti. Hep uçarlardı; ama açtılar belli ki damdaki bir parça ekmeği bırakıp gitmediler bir yere. 

Ekmek taşımalı o zaman onları çekmek için.

Ekmeği birbirlerinden kaçırır kapışırken ben de fotoğrafladım onları. Tüyleri payetli. Bu sığırcıklar çok süslü.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 05.05.2016, 21:35

Acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

4 Mayıs 2016 Çarşamba

OT KÖRLÜĞÜ

Bir doğu kentimizde çiriş otu alırken

Oysa ot, sadece Ege’de bitmiyor!

Ah, bir anlayabilsek neye sahip olduğumuzu? Ah… Neyimiz var neyimiz yok sorgulamasıyla şöyle bir etrafımıza bakmadan komşunun tavuğu komşuya kaz görünür tuzağına düşmekteyiz. Ve  zarardayız bu yüzden.


Kaç zamandır Alaçatı’da ot festivali yapılacak haberlerini takip ediyorum. Kadınıyla, erkeğiyle alnı boncuk boncuk terleyerek Egeliler, üşenmemiş kâh şevketi bostan gibi dikenleri  kâh sarı kantaronları ellerini parçalaya parçalaya toplayıp aş etmiş.


Çirişin pişmiş hali
Ota, ot değil aş muamelesi yapan Ege’ye, otun sadece oralarda yetiştiği yer muamelesi yapmak… Yanlış yapmak bu! Neden mi? Güzel Ülkemiz, Asya, Avrupa ve Afrika arasında sacayağı gibi. Üç anakaranın kesişmesi ayrıcalığındayken üçünden de özelliklere sahip olduğundan  ot çeşitliliğinde çok zenginiz. Tüm Avrupa kıtasında on üç bine yakın bitki türü bulunurken Türkiye’de üç bini endemik yani sadece bizim topraklarımızda yetişen on iki bine yakın  tür mevcut. Ege ya da Akdeniz ikliminde olmak, ot türünün fazla olması anlamına gelmiyor. Yunanistan ve İspanya’da beş bin tür varken dağlık İran’da sekiz bin tür var. Çünkü dağ, ova, kumul, bozkır ve yükseklerin çeşitliliği kendine özgü.


Kimisi endemik olan bitki türlerine sahip olmak bir nimet olsa da asıl nimet bunun değerini bilmek.  Onca endemik türümüzden hangisini tanıyıp sahip çıkıyoruz? Çıkan var elbette; ama kaçımız?

Zürih havaalanında mağazalara bakınırken hediyelik çanların ucundaki kırmızılı siyahlı kadifelerden saatlerin kadranlarına, porselen duvar tabaklarına kadar ille de üzerine kondurulmuş bir çiçek motifi dikkatimi çekmişti. Satıcı kıza bu beyaz çiçeğin özelliğini sordum. Meğer çiçek, Alp Dağları’nda yetişirmiş ve İsviçre’nin tek endemik bitkisiymiş. Tek bir endemik tür! Bizim üç bin endemik  türümüze bakınca ne kadar az. Ama o tek tür, simge olmuş. Biz ise soğanlarını salep yapmak için kazırken endemik orkidelerimizin kökünü mü  kurutmak istiyoruz?


Işgın
Cumalı Kızık köyünü gezmekteydik. Hediyelik toprak çanakların üzerine çizilmiş çiçeklerin bir anlamı olup olmadığını sordum. Öylesine çizmişler. Dergide, reklamda gördüklerinden. Oysa Alp Dağları’nın  tek endemiği o beyaz çiçek gibi değeri bilinecek ne çok sırf Uludağ’a özgü tür olduğunu kaç kez gözlerimle gördüm.


Ayrığından deve dikenine ot her yerde; doğuda, kuzeyde, batıda, güneyde. Duvar dibinde, inşaata dönüşmemiş her arsada, tarlada, dağların yamaçlarında, sırtlarında. Nasıl beslenirdi yoksa onca kurt kuş? Kurt kuş bilir de otları, bizler o kuş beyinli diye küçümsediğimiz kuşlar kadar bilmiyoruz.


Çiriş  yani bir tür zambağın yaprakları.
Ot deyince ille Ege deyip Alaçatı’ya hücum etmek, nasıl bir ot körlüğü içinde olduğumuzu göstermekte. Asıl olan,  körlüğümüzü göremeyecek kadar kör olmamak! Ve biliyorum ki eğer Doğu Anadolu’nun otları bilinseydi belki Ege otları hiç anılmayacaktı bile. Daha girişte boğazınızı yakan İzmir’in kirli havasına hiç benzemeyen  doğunun tertemiz göğünde parıl parıl ışıyan yıldızların altında geceleyin buğulanan otları yanında belki Ege otlarının esamesi okunmayacaktı bile. Otun hası, dağın koyusunun olduğu doğuda. Şifası ayyuka çıkmış çirişinden ışgınına. Sapındaki kabuklar  soyularak da yenilen ışgının bir adı da doğu muzu imiş. Can eriği tadında, sulu sulu.


Muş’ta yediğimiz salamura otun, çakşır mıydı acaba, kızartmasının lezzeti anlatılamaz… Uzanıp giden ulu Muş dağlarından toplanmış çeşit çeşit otların yumurta katılarak kavrulmuşunun lezzeti ya? 


Ot her yerde İç Anadolusundan Karadenizine, Doğu Anadolusuna dek deee… Ama tek Ege otlarından bahsediliyor nedense!Yurdumuzun dört bir yanındaki dağlar, kırlar bunca otla kaplıyken ot deyince ille Ege’nin hatırlanılması Ege’ye de diyelim ki doğuya da haksızlık. Çifte standart üstelik.


Erzincan sokakları Mayıs ayında ışgın ve çiriş satan seyyar satıcılarla doluydu. Uzun sapların üzerindeki karnabaharı andıran  çiçekleri süngerimsi ışgını merak edip tadınca doğu otlarını hiç bilmemenin nasıl bir zarar olduğunu apaçıktı. Işgın, bağırsak kanseri için birebirmiş. Çiriş otu, belli ki soğanlı bir bitkinin baş vermiş yaprakları. Dönüşte Ankara’ya  da getirmiştim beraberimde.


Ot festivalinden görüntülerde Alaçatı sokakları tıklım tıklım doluydu. Sanki ot yalnızca Ege civarında yetişirmiş gibi herkes ot görmeye hurrraaa Alaçatı’ya akın etmiş. Kendi dağlarındaki, kırlarındaki  bitkilerden habersiz olup da ot almak için  Alaçatı’ya doluşmak değil  bizim kırlarımızda hangi otlarımız var diye etrafımıza bakınmak en doğrusuyken ille de Ege otu deyip İzmir’e, Çeşme’ye, Alaçatı’ya üşüşmek,geri kalan her yere  ot körlüğü haksızlığı yapmaktır. Her yerin kendine has otu, o otların da şifaları var. Bilene tabii.



İçinde Anadolu parsından, vaşağından  tokuşan boynuzlarının sesleri ta nerelerden duyulan geyiklere kadar canlı yaşayan heybetli dağlar Ege’de değil, tam aksi yönde tek. Bomboz bozkır olan İç Anadolu zaten mahrum öylesi bir doğadan. Güneydeki dağlarda ot değil otel bittiğinden oralar artık turizmin hizmetinde. Kala kala doğu kalıyor muhteşem dağlar ve vahşi tabiat denildiğinde. O tabiatın Ege’den geri kalırı olmadığı  gibi fazlası var  ot konusunda da, canlı türü konusunda da. Tek eksiği, anlatılıp tanıtılamaması. Keşke oralardan toplanan çirişler, yumurtalı bulamaca batırılıp da kızartma halinde nefis bir öğün olan çakşır mıydı tam emin değilim o otlar salamura edilip buralardaki marketlerde satılsaydı.


Tepesinde yatan Hasan Baba’nın adını taşıyan, göçmen kuşların, leyleklerin konakladığı Hasan Dağı eteklerinde çıtlık yani kara hindiba, şevketi bostan, evelek, tekercin, madımak, geyik göbeği ve daha nicesi yeşerir baharda. Bağla, bahçeyle uğraşan kadın erkek, çoluk çocuğun ille çakısı olur hem budama hem de gördükleri yerde ot toplamak için.


Çıtlık yani hindiba, üzerine limon sıkıp, tuz dökülerek yufka ekmekle dürüm yapıldığında leziz bir yaz tadıdır. Leğenlerde hamur gibi yoğrulup yeşil suyundan ayrıştırılan tekercinin posası, hamur pazısı gibi şekillendirildikten sonra kurutulup  kışın çorbasından bulgur pilavına konuluyor. Şevketi bostan, Ege’de yetişince en pahalısından katık olan hatırı sayılır bir otken diyelim ki başka bölgelerde diken sayılıp çiğneniyor.

Çıtlık yani kara hindibanın tohumu
Ot, her bölgede. Dağda bayırda, kırda, hala kaldıysa  bir yerlerdeki meralarda. Çeşit çeşit ve göz önünde. Deee… Görecek göz nerede? Gözler görünce işte ortaya Alaçatı festivali çıkıyor. Göremeyenler de sanki Amerikan tarihindeki altına hücum dönemlerindeki batıya akının bir örneğini bugün göstererek doğusundan güneyine ota  hücum diyerek Ege’ye  akın ediyor. Oysa otsuz toprağımız yok. En pahalı otlardan suya pek ihtiyaç duymayan deli karpuz yani kaparinin kireçlisinden kıracına. yetişmediği toprak yok. Akşamları görkemli kocaman çiçekler açar olarak mı algılamalı deli karpuzu yoksa Egeliler’in yaptığı gibi dikenli sapları arasından tohumlarını toplayıp salamura yaparak salatalara katmak mı yeğ? Deli karpuzu gördüklerinde “nereden bitmiş bu ayrıksı ot” diye söküp atanlar, emek emek toplayanların gerçekleştirdiği festivale koştura koştura gidiyor ya da oralara göç ediyorlar sonra da.

Onca ırmak, dağ, ova, alabildiğine uzanan kırlarla çevrili yerlerde ot olmaz mı? Görülmeyince olmuyor. Göstere göstere ot kültürü yayanlara koşturuluyor. Doğu Anadolu’yu görüp otlarını tanıyıp tattıktan sonra asıl ot festivallerinin çok zengin ot çeşidinin olduğu oralarda yapılması gerektiğine yürekten inanıyor insan. Şimdi kim doğrusunu yapıyor o zaman?
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 11.04.2016
@AcemiDermirci

Paylaş :

“Başkasının yerine düşünen birileri olmak!” adlı çalışmama;


 linkinden ulaşılabilir.

 Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

2 Mayıs 2016 Pazartesi

Kırlangıç telaşı

Iğdır’da yuva yapmak telaşındaki kırlangıçlar. Lacivert kanat tüyleri, beyaz göğüsleri, kırmızımsı yanaklarıyla mükemmeller.

(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.05.2016
acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

Gerçi Monet de bir yazımda eni konu geçer...

En sevdiğim ressam Claude Monet'ye nazire sanılmasın gelinciklere bakılıp da. Olsa olsa iki öyküm ve bir denememe ad olan, konu olan gelinciklere rastlayınca baharın rengi içinde bulunmak bu:))))
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.05.2016
acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

1 Mayıs 2016 Pazar

Ak kuyruksallayan pozları


Ankara dışında yolda rastlayıp fotoğrafını çektiğim ak kuyruksallayan...

Epeyce dolanıp, nasıl güzel poz verdiğinin örneklerini gösterdi. Elimde de fotoğraf makinesi hep olduğundan verdiği pozlar boşa gitmedi.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 01.05.2016
acemi.demirci@yahoo.com.tr

@AcemiDemirci
Paylaş :

Asansörler giderken iner;dönüşlerde çıkar

Birazdan gelecek asansör, yola çıkmanın ilk adımı.

Gidişlerin en güzel yanı, sağ salim dönüşler olmalı.

Ve bu pozlarda asansörün aşağı inmesi değil çıkması anlamlı aynı zamanda.


O zaman, yeni yazılara yelken açma zamanı.


acemi.demirci@yahoo.com.tr
@AcemiDemirci



Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci