10 Aralık 2016 Cumartesi

Işık ve Karanlık: AY

Dizilerin, romanların belki bazı yaşam öykülerinin çekirdeği, nedense hep  bir sır. Nedir o saklanan, gizlenen diye peşinden koşulur öğrenmek amacıyla bir dizinin. Sırf bu yüzden bir romanın sayfaları merakla çevrilir. Çoğu kez de sırlar uluortadır da gözler görmez.  Hem de ışıl ışıl parıldamaktayken. Ay gibi.

Ay, parlak yüzüyle geceleri ışıtırken karanlık yüzü görünmez yanıdır, hiç bilinmeyen yüzüdür. Göstermemiştir hiç şimdiye dek o yanını.  Çok yazılır, çok söylenir o saklıdaki yüz için. Ay, aldırmaz. Karanlık yüzü gözden uzaktır.

O ay işte, şimdi karede. Resim gruplarından sonra burada. Hilal iken, daha birkaç gün önce.
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 10.12.2016, 20:36

Paylaş :

9 Aralık 2016 Cuma

Sızının Rengi

Saat altı gibi. Akşam inmekte. 
Yokuş da bitmekte tam o sıra...

Hava tümden kararmadan önceki sancının rengi göğü kaplamış.

Kızıl bir ağrı kabuk bağlamak istercesine gece mavisi renkte baş dinler gibi.

Çok sürmez, bir iki dakika içinde karanlık, sancıyı, sızıyı gizleyecek.
 
Sabaha her şey dinecek. Sancının rengi silinecek.
Puslu ya da berrak, gök kendi rengine bürünecek…

Fotoğraf gruplarım ve nihayet blogumda ilk kare.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 09.12.2016, 21:59


Paylaş :

8 Aralık 2016 Perşembe

Bir İngiliz atasözünün dediğince

Bir İngiliz atasözü vardır. Bu sözü hatırlatan anların çokça başımıza gelmesini isterim. Öyle ki artık o kadar sıradanlaşsın ki böylesi olgular, bu atasözünün bir anlamı dahi olmasın, hatıra da gelmesin bu yüzden isterim.  Ne mi o söz?

Kibarlığın paraca değeri yoktur; ama hayatın tekerlerini yağlar.

Aslında kibarlıktan çok incelik sözcüğü daha yakışacak gibi bu söze.
 
Bugün tekerlerin yağlanmış olduğu bir gün. Gıcırtısız.

Daha Cuma günü iş çıkışı serviste isteyen olursa onlara da masal kutusu yapacağını söyleyen Solay’ın el emeği masal kutularından bahsetmiştim. Benim şakam üstüne bana da bir tane masal kutusu hazırlayacağını söylemişti. Ben de “Heidili olsun” demiştim.

Bugün Çarşamba. Ve elimde  Solay’ın öğleden sonraki kısa ziyaretinde bana getirdiği Heidili masal kutusu var. Aklımda da o söz. Demek ki bir incelik var ortada. Bir de edilmesi gereken teşekkür. Teşekkürler Solaycım J

Haksız mı şimdi o söz? Kibarlığın paraca değeri yoktur; ama hayatın tekerlerini yağlar. Yerden göğe haklı.

İnsanlar başkalarının  düşüncelerini göremeseler bile düşünceler böyle görünür hale sokulabiliyor. Bu asla maddi göstergeler anlamında değil ki  bu çok aşırıya kaçacak bir şey zaten. 

Ah, insan olmanın anlamının, inceliğinin yattığı ayrıntılar. O ayrıntıyı bu söz belirlemiş, özetlemiş.Bugün de bir kutuya sığmış :)

O incelikler, bir şiirde “Yeter ki gün eksilmesin penceremden” dendiği gibi hayat penceremizden, eşiğimizden, günümüzden eksilmesin!
(Her  hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 08.12.2016, 15:29


Paylaş :

7 Aralık 2016 Çarşamba

Kapkara girdaplardaki şen kahkahalar

Bir parmak eninde, iki karış boyunda filan değil; diz boyu, diz!  Hatta daha fazlası. Gırtlağımıza dek batmışız. En kötü şeye. Cehalete.

Cehaletin kapkara girdaplarındayken bu olgu, giysiler ardına, araba amblemlerine, seçkin semtlerdeki evlere gizlenir sanmaktayız. Cehalet öyle bir şeyki eğer varsa,çuvala sığmayan mızrak gibidir. Saklanamaz. Cila da tutmaz. Ağzınızdan çıkandan, neye güldüğünüzde belli olur daha ilkten. Diplomayla filan alay eder. Hiçbir diploma cahil olunmadığı anlamına gelmez; ama bir yerlere devam edilerek belli bir konuda iyi kötü bir şeyler bellenilmiş anlamına gelir. Bir şeyler dediysem, tek bir dal. En acısı diplomalı cehalet ki yaygınlaşmakta.  Diplomalı cahillerin cirit attığı trafik, koridorlar, lüks siteler, yollar, sanal ortamlar ile dopdoluyuz. Oysa dopdolu insanlarla dopdolu olması vardı dört bir yanın.

Cehalet, dar açıdır. Dünyada yaşayıp da kendi küçücük kabuğunun içi sanmaktır dünyayı. Dünyayı bu kadara indirgeyen elbette dünya dışında ne takımyıldızlar olduğundan haberdar olacak değildir. Evrenmiş, kainatmış hak getire; ama varsa yoksa onun incir çekirdeği midir artık, fındık kabukçuğu mudur kendi dünyacığı... O kadarcık dünyasıdır bildiği; bileceği.

O kadarcık dünyalar bilinirken koskoca dünyaları bilirmişlik taslamak, tam bir cehalet yansımasıdır. Cehaletin arınması, yunması için okul yolları yetmiyor.

Cahil nedir, kimdir o zaman; eğer diplomalılar da cahil olabiliyorsa? Cahil, hiç okuma yazma bilmeyen midir? Köylü müdür? Kentli mi? Ya da anlı şanlı diplomalar edinmemiş çiftçiler mi?
 
Salt okuma yazma bilmeyen köylülere indirgenemez cehalet. Evet kısmi olarak cahil olabilirler söz konusu cehalet olunca. Ama bir köylü de az çok ziraat mühendisidir, veterinerdir, otacıdır, hava durumcudur, jeologdur. Yüzeysel olsa da yardımcı olacak görüşleri vardır. Gerçi köylü de kalmadı ya şimdilerde. Kalanların kıymetini bilsek bari. İşte köylüyü bitirircesine şehirleşmeye heveslenmek, en büyük cehalet. Ki bunu köylü can ata ata istemedi, şartlar istedi, istetti.

Cahil kişi o ki, kendinden başlayarak hiçbir şeyin farkında olmayıp, bir şeyi içinde bulunduğu şartlarla ele alamayan,değerlendirmesini etraflıca değil, bildiği tek bakış olan dar açı ile yapan, her şeyin gerçek nedenini, amacını irdeleyemeyen ve korunup bozulmaması gerekenlerin özünü bozmaktan çekinmeyip sahip çıkamayanlar olmalı o halde.

Buölçüttekilere  cahil denmeyeceği gibi daha da ötesi entelektüel gibi tanımlamalar getiriliyor.  Entelektüel olmasını beklemiyoruz kimseden; ama hiç olmazsa dünyasının çapından haberdar olup da ahkâm kesmekten uzak kalsınlar istemek yerinde bir istek olmaz mı? İncir çekirdeğinde yaşayanlar, kendi dar açısıyla bakınca elbette anladıkları kadar sanacak ne var ne yoksa; maddesinden manasına. Ve işte o zaman ne bilimin ne tarihin ne aklın dediklerini demeyip denilenemeyecekleri diyecekler cahil cesaretiyle. Nasıl mı?
 
Daha yakınlarda tanık oldum böyle bir olaya. Şimdilerde kaç ülkeden kaçıp buralara gelmişlerin semt edindiği bir mahallede oturan, üniversiteden sonra bir de lisans üstü okumuş, iki dil bilen iyi eğitimli biriydi karşımdaki. Yaşadığı olay üzerine hemen taşındı oradan. Kendisi için değil; ama çocukları için korkup kaçtı. Bunları yazmalıyız zira fotoğraflarla resmedilemiyor cehalet tablomuz. Satırlarla resmediliyor ancak. Siyaha boyamamaya çalışsak da tabloyu, fırçanın ucundaki renk duman rengi yine de. Puslu yani tablomuz.
 
İş arkadaşım,ilkokuldaki kızının okul toplantısında kızının arkadaşlarının anneleri ile tanışıyor. O sıralar Kanuni ve Hürrem’i anlatan bir dizi var yayında. Daha otuzunda bile olmayan kadıncağız, arkadaşım üniversite mezunu ve çalışıyor diye ilkten ona soruyor aklındakini. “Kanuni gerçekten  de oğlu Mustafa’yı boğdurmuş mu yoksa senaristler mi eklemiş o sahneyi?” Arkadaşımın yüzü allak bullak oluyor, ne diyeceğini bilemiyor önce. Sonra “Seyrettiklerin, tarihte gerçekten olmuş olaylar” diyor. Kadın çok üzgün şehzade Mustafa için. Ve kızgın. Kaşlarını çatıp  soruyor arkadaşıma, “Peki o zaman Atatürk neden engel olmamış bunlara?”
 
Benzerine mastırlı birinde rastlamışlığım var. Yine herkesin daha ilkokulda öğrendiği ve tersini söyleyene olsa olsa şaka yapıyor diye bakılabilecek tarihi bir konuda“Aman canııım, her yazana inanmayın siz deee. Kaynak çok önemli. Hangi kaynaktan öğrendiğinize bakmalı. Kaynaktan kaynağa bilgi değişiyor” dedikten sonra edalı edalı  “Gerçi ben tarihi hiç bilmem ama” demez mi!

Eğer  “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu?” sorusunun cevabını verebilmek istiyorsak bilmek yetmez,  bilenlerin de değerini bilmeliyiz.Kara mizah gibi kara cehalet çünkü.
 
Yetişen gençliğe, liselilere, üniversitelilere bakıyorum. O yaştaki İngiliz gençlerinin çoğu  çağdaşmış, eskiymiş kendi edebiyatını bayağı bir  okumuştur. Oysa her şeyimizin devamlılığını sağlayacak yeni kuşaklar ne bir atasözümüzü biliyor ne bir şairimizden şiir okuyabiliyor. Dilimizi, tarihimizi, her dönem edebiyatımızı belli ki öğretemedik ve belli ki öğretmedikçe sızısını çekeceğiz.Bunların yanında gençlerimiz elbette sanat, bilim, tarım, mimari, spor gibi şeylerden de anlamalı. Bunu beklemek bir ütopya belki; ama bunlar olmazlarsa eğer karşılaşacağımız tek gerçek, uçsuz bucaksız çaplı cehalet.

Önce, yetiştirdiğimiz edebiyatçılardan kaç ad sayabilecek içimizden herhangi biri?Harmandalı oynayabiliyor mu ya da horon tepebiliyor, Silifke oyunlarından anlıyor mu? Kaç mani söyleyebiliriz ha deyince? Kaç ressamımızın, heykeltıraşımızın, mimarımızın adını biliriz? Sanatla uğraşmış mı, diyelim ki müzik aleti çalmayı öğrenmeyi istemiş mi en azından? Bestecilerimizden kaçından haberdarız, klasikleşmiş Münir Nurettin Selçuk gibi. Bilim nelerle uğraşıyor farkında mıyız? Bilimsel makaleler okunmasına gerek yok ille; ama bizim dışımızdaki başka dünyaların incir çekirdeği sığasında olmadığının bilinmesi bile ufkun genişlemesi ve kavrayış yelkenlisinin dar açıdan enginlere seyretmesidir. Ki bu da cehalet girdabında debelenip durmaktan kurtuluşa işarettir.
 
Diyeceğim, cahil olduğunu bile bilemeyecek kadar cahillerle çepeçevrelenmişiz meğer. Güzel giyinen, arabaya, kılık kıyafete, eve, eşyaya ciddi paralar harcayabilen fakat okumayan, okusa da saplandığı bir konudan başka konuya sıçrayamayan,kendisini sarmalayan örümcek ağlarının açık açık göründüğü,  tozu alınmamış, bilgiyle parlatılmamış, iyi de para kazanan cahillerin kuşatmasındaysak  hala, “Hiç bilenle bilmeyen bir olur mu” sorusunun samimi cevaplayıcıları değiliz demektir. Hatta şen kahkahalarla gülerken nasıl da kapkara girdaplara yakalandığımızı da görmezden gelmekteyizdir.

Giyim kuşam, araba markası yani cila cahillikten arınmışlığın belgesi değil olsa olsa göz boyamadır o halde!
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 02.03.2016, 15:07


Paylaş :

“OYUNUN KURALI” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.

Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

(Her hakkı saklıdır)

Acemi.demirci@yahoo.com.tr; 
@AcemiDemirci
Paylaş :

6 Aralık 2016 Salı

Kırağı tutmuş yabani havuç

Kırağı tutmuş yabani havuç, Ankara.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei  Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 06.12.2016, 21:32

acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

“Eğer ile Meğer Evlendiğinde” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.


Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.

(Her hakkı saklıdır)

acemi.demirci@yahoo.com.tr;
@AcemiDemirci
Paylaş :

5 Aralık 2016 Pazartesi

Kırağı Çağrısı

Sabahın ayaz soğukluğundaki  grisinde yokuşu inerken  sağı takip ettim bugün. Fazlasıyla kurumuş yabani havuç çiçeği çanağı var çünkü yolun kenarında. Yazdan kalan artık yabanileşmiş çavdar başaklarının sapları ve başka otların hayli boylanmış kuruları arasında. 

Buğulu bir sabah olduğundan kurumuş çiçeklerin, otların üzerinde kırağı olacağı belliydi. Amacım, kırağı tutmuş çanakları çekmekti.

Ellerim eldivenli. Servis geldi gelecek. Yine de tam beklediğim gibi kırağıdan ışıl ışıl parlayan, yanıp sönen  çanaklardan birkaç kare çektim, zorlanarak.

Yaz boyunca yanından geçtiğim, komşu siteden budanıp atılmış, morumsu mavi renkte, yalın; ama zarif çiçekler açan bir yayılıcı mı, sarmaşık mı tam emin değilim bitkinin yerde uzayıp gittiği ince dallarındaki yapraklarına takıldı gözlerim. Yanıp sönerek, göz kırparcasına, gıpgri sabahta ışık saçan kırağıların çağrısıydı bu.

Kırağı tutmuş yaprakların güzelliği en az yazın aralarından  morumsu çiçekler  sunan yapraklar kadar görkemliydi.

Kimi yapraklar kahverengine dönmüştü kurak, susuz sonbahar boyunca haliyle. Öyle güzel bir tezat oluşturuyorlardı ki hala yeşil yapraklarla.

Tüm yapraklar kırağıdan allıklar sürünmüş, yanıp sönüyordu bu sabah Ankara’daki bir yokuşta.

Fotoğraf gruplarımdan sonra blogumda...
(Her hakkı saklıdır)
Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 05.12.2016, 20:47


Paylaş :

4 Aralık 2016 Pazar

Blogger Mim-2017'ye Doğru Hayaller, Dilekler ve Hedefler

Hikaye Kalpli Kadın’ın, keyifle okunan cevaplarla tamamladığı MİMin ardına eklediği listede kendimi de gördüm. Çok teşekkür ediyorum Hikaye Kalpli, Kadın'a. Dündü. Bugün de cevapladım elden geldiğince.


1) Kimse mükemmel değildir ama yine de eksikleri düzeltmek mümkün. Huylu huyundan vazgeçmez mi dersin? Yoksa şu huyumu değiştirsem hiç fena olmaz mı? Nedir o huyun? 2017 için kendinde değiştirmek istediklerin neler?

    Bazen hem de nasıl naif mi desem bilemiyorum bir insan olduğumu eni konu fark ediyorum. Bu, başka zamanlar insan olduğumun farkında olmadığım anlamına gelmiyor. Farkına vardığım şu, birdenbire  başkalaşıp bir yeni bir de eski halleri olmuş insanların nasıl da fazlalaştığını gördükçe, benim insan tavırlarına ait modaları hiç izlemeye dönük olmadığım. 

Yani bir ağaç düşünün. O ağaca aşı yapılıp başka meyveler vermesi sağlanıyor. Sonra yeniden aşılanıp bir başka ağaca dönüştürülüyor. Ardından bir daha, bir daha aşılana aşılana daha başka ağaç türlerine bürünüyor o ağaç. Bu böyle sürüp gidiyor.

Öyle olmak değil benim huy değiştirmekten anladığım. Anladığım şu, bunun artık insanlarda olağan olduğunu üzüntü duymadan kanıksamak. Belli bir oranda kanıksamış da sayılırım; ama yine de görmek istediğim gerçekleşenin böyle olması değil. Yani huş ağacıysa tanıdığımızda biri, o hep huş kalmalı. Madem ben göknarsam, göknar olarak kalıyorsam. Bu insanların gelişmemesi, değişmemesi demek değil. Başkalaşmaması demek.  

Belki de dünyanın en zor isteği bu başkalaşımın olmaması. Arkasında durmak yani. Arkasında durulacakların.  Zor şeyler bunlar J Bunu biliyorum.


2) Meşhur Alaaddin'in Sihirli Lambası oldu ya kucağına düştü. Ve tabi ki 3 dilek hakkı verdi. Dikkatli düşün, klavyenden çıkan her cümleyi gerçeğe dönüştürebilir. Ne dilerdin?
 
Teknoloji öncesine dönmeyi ve artık dünyaya hatta uzaya çok fazla gelen kıyıcı  teknolojinin dünyayı da uzayı da kirletmemesini dilerdim, bir.

Çaresiz hastalık kalmasın, hiçbir konuda çaresiz insan ve canlı kalmasın; çaresizlik sözcüğü tek sözlükte kalsın isterdim, iki.

Üçüncü dileğim de bende kalsın isterdim. İstiyorum J)))

3) Şimdi gerçek hayata dönüyoruz, evin, çocukların, kendin, kedin.. için yeni yılda neler yapmak var aklında? Şimdiden düşünelim ki, yeni yıl kapıda hazırlıksız yakalanmayalım :)

Dilek tutabileceğim bir çocuk yok. Yeğenlerim dışında. Onların her türlü güzelliklerle yaşamasını, her türlü mutluluklarını görmek isterdim. Sağlıklı ve mutlu olmaları için gerekli her türlü koşulun her zaman onlarla olmasını dilerdim.

Genel olarak çocuklar için de hepsinin yüzünün gülmesini, karınlarının doymasını, ayaklarının çıplak olmamasını, çocuk oldukları için bir çocuğun sevilmesi gibi büyüklerince sevilmelerini ve birer çocuk olduklarının da başta büyükler herkesçe asla unutulmayıp çocuk oldukları için hayatlarının karartılmasını değil ödüllendirilip hep gülmelerinin, oynamalarının sağlanmasını dilerdim.

Kedim yok. Evde hayvan beslemekten yana hiç değilim J Doğadaki tüm kuşlar benim. Tüm canlıların kendi dünyalarında kendileri gibi ve insanlardan zarar görmeden yaşayıp gitmelerini dilerdim.

4.Piyangodan büyük ikramiye çıksa hepimiz dünyayı gezeriz değil mi? Sen neler yapmak isterdin? Bir de şöyle düşün, o istediklerin için çok  para şart mı? 

Kendim için istediklerim mi? Yukarıdaki üçüncü dilekte saklı J İçinde dünyayı gezmek de olsun  tabii, olmazsa olmaz bir dilek o J Ama öncelikle sağlık, mutluluk ve gerçek dostluklar tabii J


5. Para para para. Para harcamadan da gerçekleştirebileceğin hayallerin vardır elbet. Haydi onları da paylaş, bekliyoruz.

Tohum dikmek. Önce tohum dikebileceğimiz yerlerin hala var olması. Ağaçlar dikmek. Burada ya da çok uzaklarda, başka ülke ya da anakaralardaki kuşları ve doğayı fotoğraflamak. Doğa tahribatının durması. Yazmakta  yol almak tabii. 

 Artık basılı kitaplarımın olması. Düzinelerce kitap basılacak bunca çalışmamın içindeyken bu dileği nasıl tutmam J

Bu MİMi cevaplamasını istediklerim, daha önce cevaplamışlar ve onların listelerinde olmayanlar olacak. O halde;

 Büşra Gürbüz
 Calimero,
 Elif İpek Durmaz
 Aysemine Dair,
 River,
 Büşra Gürbüz,
 Destina,
TEO (Hayat Bitene Kadar),

Eğer vakit bulurlarsa, eğer şartlar uygunsa, eğer  boş anları olursa tabii J

 (Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 04.12.2016, 15:19


Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci