15 Nisan 2017 Cumartesi

Sessiz ve Saçaklı Kuyrukluyıldız

Ve internet kapanır… Çünkü tam şimdi internete mola vakti. Mola, salepli, meyve çaylı bir keyif için değil; yazılı, çizili olacak elbet. Çekilmiş onca fotoğrafı sınıflamalı; kare ayıklamacalı. Mola, sadece az evvelki uğraşa aradır. Ancak, başka bir uğraşa kapıdır. Boş durulmak için değil, sıradakileri halletmek içindir.

Başında hep bulunmasanız da bilgisayarınız hep açık oluyor. Artık adet öyle. Çünkü internet artık bir bakıma saklı telefon, postacısız mektup, hışırtısız gazete, kütüphane, göz kulak. Ötesinden berisinden tüm dünyalara dair kapıyı tıklatmadan gelen her şey.
 
Kapandı işte yine internet. Kapanan internet ama. Molada çünkü. Bilgisayar kapanmayacak: Çünkü sıra, yazılmak için sırada olan şeyde. 11Nisan  dolunayının yanında sessizce beliriverip, tık çıkarmadan yoluna devam ederken birkaç gün boyunca fotoğrafladığım kuyruklu yıldızda. Diğer yıldızlardan çok daha parlak, onlardan çok daha iri ve sanki  aya konuk yıldızda. Bir yüzüğün büyük orta taşı nasıl kenarını donatan ufak  taşlardan daha iriseyse işte öyle yüzük orta taşı  görkemiyle göğün elmasıymışcasına yanıyordu. Saçaklıydı  eteği. Sallantılı küpeler gibi uzantılarıyla. Sesi, o alışılmadık parlaklığı ve iriliğiydi.

Balkondayken fark etmiştim. Ayın etrafı, silik farklı renklerde harelenmişken  harenin gerisinde kalan yıldızlar gözükmez. Oysa hareye rağmen yani önüne çekilen duvara rağmen bir yıldız göğün siyahında kalanlardan daha parlak gözüküyordu. Hemen dolunayın  eteğinin dibinde. Yamacında. Kapı komşu sanki.

Kutup Yıldızı dışında ilk kez kapkara gökteki  bir yıldızın çakılı olanlardan bile parlak olduğunu görüyordum. Üstelik  hareyle çepeçevrelenmişken. İlgimi çekti. Çektiğim karelerde, ayın altında toplu iğne büyüklüğünde bir pırıltı olarak gözüküyor.

O zaman yapılacak iş internette dolanmak, bu sıralar gökte hangi yıldız böylesi parlıyor araştırmak.

Uzun sürdü araştırmam. Bir internet sitesindeki 13 Şubat 2017 tarihli bir haberde, 45P/Honda-Mrkos-Pajdušáková  adlı kuyrukluyıldızın 11 Şubat tarihinde, 41P/Tuttle-Giacobini-Kresak isimli kuyruklu yıldızın da 1 Nisan 201’de dünyayla ay arasından geçeceği yazıyordu.  2018 yılı yaz aylarına dek  dünyaya yakın mesafeden peş peşe üç kuyruklu yıldız  geçecek başlığı ile verilmişti haber.
1.      
Bulacağımı bulduktan sonra da teyit için başka yerlere de baktım. Yazılanları okudum. Ardından ne yapılır malum, o yıldızın fotoğraflarını çekmek… Fotoğraf makinemi alıp çok rüzgarlı o gecede kuyruklu yıldız  safarisine koyulmak…

Daha önce de bir kuyruklu yıldız görmüştüm. Çeşme’deki ilk yıllarımızda. O pek ünlü Halley kuyruklu yıldızı orada göstermişti kendini. Bekçiye hangi taraftan gözüktüğünü sormuştum, Ankara’dan gelir gelmez. Adalar tarafından doğuyormuş. Kuyruğu da epeyce uzunmuş. Okul kitaplarında çizimlerini gördüğümüz yıldızlar gibiymiş yani.

Akşamı zor etmiştik. Bahçede, başlarımız göğe çevrilmiş halde bakınıyorduk. Gözler Halley’i görmek için sabırsız. Halley kaç yılda bir gözüken bir yıldız malum.

Görmüştük sonunda. Gerçek bir kuyruklu yıldız. Kuyrukluydu gerçekten. Yıldızın peşi sıra uzanıp giden gelin duvakları gibi ışıklı uzantı, onu diğer yıldızlardan farklı kılmıştı. Halley güzeldi. Onu görmüş olmak da güzeldi.

Geçen Kasım ayında da yetmiş yılın dolunayını gördük orada. Bu kez Altın Kum tarafından doğmuştu ay.  Yine orada, seneler önce güneş tutulması da yaşamıştık, öğlen gibi. Ortalık zifiri siyah olmamıştı; ama birden bir kararma, loşluk  sarmıştı her yanı. Renkli camlara kadar hazırdık güneş tutulması için. O da güzel bir doğa olayı olarak orada tanık olduğum bir anıdır.Tüm bu olayları haberdar olarak Ankara dışında izlemiştim. Ama bu kez habersizdim ve Ankara göğünde izledim. 

İnternet ile eş anlamlı sosyal medya filan kapalı oluyor tabii bir konuyu araştırırken.  11 Nisan dolunayının  yanı başındaki kuyrukluyıldızı aramakla, okumakla  sonra da resmini çekmekle  dolu çünkü vakit.

Balkondan göğe çevrili kamerada yaklaşan görüntü sürprizlerle doluydu. Kuyruğu  alışıldık değildi bu kuyrukluyıldızın. Halley’e hiç benzemiyordu. Hani altında birkaç başka küçük taş sallantılı büyücek taşlı küpeler vardır ya… Öyleydi biraz. Ayın dibinde çok parlak bir damla gibiyken kendi dibinde de birkaç küçük  benek vardı. Öyle ardı sıra  uzatıp giden bir beyaz ışık seli yoktu. Kendine has gözüküyordu.

Yıldızların da dünya gibi, ay gibi, başka gezegenler gibi yolu, yörüngesi var tabii. Yörüngesinde aldığı yol, her akşam biraz daha açılan uzaklığından anlaşılıyordu. 11 Nisan dolunayı sonrasında akşamları balkondan gözledim kuyrukluyıldızı. Yine resimlerini çektim her seferinde. Çok uzak olduğu için netleme, oynatmadan sabitleme zor oldu.  

Bir kuyruklu yıldız, sessiz sedasız ayı ziyaret edip, hareden çitleri  filan dinlemeyip aşarak dolunayın halini hatırını sorduktan sonra kim bilir kaç yıl sonra yeniden rastlayacağı, yolu üzerindeki, yörüngesinin geçtiği sonsuz boşluktaki kadim yıldızların, eski arkadaşlarının yanından geçmek  üzere döngüsündeydi yeniden.
(Her hakkı saklıdır)
 Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 15.04.2017, 20:48
Paylaş :

14 Nisan 2017 Cuma

Arsız pembeli tomurcuklar

Dallar patladı. Çiçek çiçek. Meyvenin ilk halindeler henüz. Meyve, çiçeklerden doğar.
Gül de öyledir. Tomurcuk, gonca, açılmış gül derken… Sonunda kuşburnumsu bir yemiş verir. Meyve güzel şey yani. Öncesi çiçek. O zaman çiçek kokulu. Meyveye dönünce belki mayhoş, belki tropik, belki taze, belki baharatlı. Ama ille aroması var. Kendince.


Bahar çiçekleri her ağacın kendine has yeşili, büyüklüğü ve biçimli yaprakları arasında yine kendine has  görüntüde. Kâh pembemsi beyaz, kâh beyaz, kâh dışı lal taşı renkte. Ki lal taşının rengi bambaşkadır.


Yani dallar lal taşından yakutuna, ay taşından sedefine renkte çiçekli. Zümrüdünden  yeşimine, yeşil otlusundan yosun yeşiline yapraklı. Onlar dallarında meyveye dönüş yolculuğundayken bir an  için kadrajımda beliriverip kare oldular.


O pek asil lal taşının seçkin rengiyle dalındaki bir bahar çiçeği.


İlk kare, fotoğraf gruplarımdan sonra blogumda.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 14.04.2017, 21:25


Paylaş :

12 Nisan 2017 Çarşamba

“Kavramların Gözyaşları” adlı çalışmama;


linkinden ulaşılabilir.


Okuyacak olanlara keyifli anlar dilerim.
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci,12.04.2017
acemi.demirci@yahoo.com.tr; @AcemiDemirci

Paylaş :

11 Nisan 2017 Salı

Şirin’in elinden masal bahçeleri


(Bu yazımı onlar için yazdığım   çiçek düzenlemesi kareleri, düzenlemeyi yapan arkadaşım Şirin tarafından çekilmiştir. Ben yalnızca yazdım ve aralara da o nefis kareleri serpiştirdim) 


Adını fazlasıyla hak eden arkadaşım Şirin. Şirin, tanıdığınıza çoook sevineceğiniz kalbine kadar güzel bir insan.




Sadece eğitimi ya da işi ile hemhal insanlardan değil. Elinden gelen şeyleri yapan insanları AVM gezerek  vakit harcayan insanlara yeğliyorsanız Şirin gibi arkadaşlarınız olmalı.



Ortaya bir şeyler çıkaran, hobisi olan, yapacak bir şeyler bulup ona yönelen  insanlarla arkadaş olmak, bir kazançtır. Buna yürekten inanırım.



Şirin, elinin değdiği, ayağının bastığı yerleri çiçek çiçek  bezeyen biri. Türkiye’nin her yanında iş gereği çalışma alanına giren  yerlerin çiminden çiçeğine emeği olan bir iş arkadaşım. Bir peyzaj mimarı. Bunu okuyunca çoğu gülecek ve “hiç şaşırmadık” diyecektir, eminim.



Odasına pek gitmem. Hep meşguldürler. Ama artık bekleyemedim onca çalışmasını gördükten sonra orada burada, masaların üzerinde. Hele bir yalın; ama gösterişini yalınlığından alan çalışmasını su altına tutulurken gördüm ki… Soluğu Şirin’in  bahçe havalı masasının başında aldım. Odayı cennete çevirmiş. Oda fazlasıyla meşguldü. 



Şirinden elindeki resimleri benimle paylaşmasını rica ettim. Kırmaz o. Yine kırmadı. Çok teşekkürler Şirincim J



Yani bugün bu yazımda yer alacak tüm kareler, Şirin’in kareleri. Çeken Şirin. Benim ileti adresime gönderdi. Eve gelince de ben açtım posta kutusunu, resimleri indirdim ve yazısını hazırlamaya koyuldum.



En kısa zamanda masasının ve gepgeniş odanın pencere kenarındaki sergiyi andıran çalışmalarının karelerini çekip yayınlayacağım ayrıca.


Hangisine baksam şaştım. Her bir çalışmada bir konu anlatılıyor. Kimisi  Japon çiçek sanatından. Bitkinin kökü saksıda değil yosun yumağı içinde. 



Kimisi ağaç gövdesinden kesitin içi oyularak yapılmış  saksıda. Birinde siyah beyaz renkli sevimli hayvan panda, yine siyah beyazdan oluşan Ying Yang saksının üzerinde renk uyumunun  farkında olup olmadığımızı anlamak istercesine bakıyor. 


Hepsinin bir konusu, anlattığı bir an var. Öyküsü var. Size o odada her çiçek düzenlemesi bir masal anlatmakta.


Çakıl taşları arasında kaktüsler, bahçede uzanan parmak bile değil parmakçık bebekler, tahta merdivenler. Kimi fanusun içinde iş makinesi. Kimine kış gelmiş. Doyulmaz bir sergi salonu olmuş oda. Bana da konu.


Şirin’in uğraşlarını, nefis çalışmalarını ve elbette böylesi yazılıp tanıtmaya değecek tüm emekleri es geçemem. Yazmak ve anlatmak istedim.


Emeklerine sağlık Şirin. Sunduğun o  masalsı görsel şölende, sümbül kokuları arasında, sanki gizli bir bahçede  geçen birkaç dakika soluklanmak  öyle güzeldi ki…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 11.04.2017, 18:52

 @ AcemiDemirci


Paylaş :

9 Nisan 2017 Pazar

Hafta sonu yollarındaki gerçek

(Çektiğim Ankara’ya ait kareleri kullandım yazım için)

Hayli öncelerde şair, “Ankara’nın en güzel yanı İstanbul!a dönüşüdür” demiş. Anlaşılan bu görüş, o zamandan bu yana fazlasıyla değişmiş. Çünkü şimdi İstanbullular için Ankara hafta sonu kenti oldu. Hafta sonları Ankara’dalar.


Çok kalabalıktı yollar bugün de hep olduğu gibi. Altı milyonluk bura zaten kalabalık bir kent; ama yollar, hafta sonu konuklarıyla daha da bir yoğun.


Bu kentin caddelerinde her zaman yabancı plakalı araçlar olur; ancak hafta sonları Ankara plakalı araçlar ile başa baş sıklıkta rastlanır onlara İstanbullu araçlara. Birkaç senedir bu böyle. Önceleri her yerde pıtrak gibi biten AVMler nedeniyle geliyorlar sanıyorduk; zira belki buraya geliş belki  İstanbul’da bir AVM’ye gidiş gelişten daha kolay ve az zaman almaktadır.


Yine İstanbulluların araçları ile dopdoluydu yollar. Haa, kimi şirket arabaları İstanbul plakalı, onlar değil bahsettiğim. Bunlar apaçık buraya gezmeye, ziyarete, hafta sonunu geçirmeye gelmişler.


Belli bir Ankaralı kitle var tabii İstanbul’da, İzmir’de. Kimi gelenler onlardan. Buradaki yakınlarını görmeye geliyorlar. Ancak hafta sonunda onca oylayıcı, gezilecek yeri varken Ankara’da gezilecek yer bulamamaktan, nereye gidilecek bilemediklerinden yakınan İstanbullular hafta sonu gelince yollarda göstere göstere bu dedikleriyle yaman çelişkiye düşüyorlar.


Kentleri birbiriyle kıyaslamak akıl karı değil. Hepsinin kendince özellikleri, başkalıkları, güzellikleri  var. İstanbul her yerden bambaşka  malum. Ülkemizde değil dünyada benzeri yok böylesi bir şehrin. Ancak o benzersiz kent  şimdiki İstanbul mu; çok değil bundan elli, atmış yıl önceki İstanbul mu? Alabildiğine tıklım tıkış, trafikten yılmış, bir yakadan öte yakaya geçmek zorunda kalıp alamadıkları uykularına banliyö trenlerinde, şehir hatları vapurlarında,  otobüslerde devam eden insanlar, hafta sonunda soluğu Ankara’da alıyorlar.


Gerçi Ankara yolları A’dan Z’ye her ilden gelen yüzlerce araçla dolu artık. Üniversite kenti malum. Kimi öğrenci aracı kimi iş için gelmiş. Fakat anması bile üzüntü veren  o büyük depremler yaşandıktan sonra ne zaman Ege’de, Marmara’da bir deprem olsa ki sıkça da oluyor, deprem kuşağı ülkesi olduğumuzdan, İstanbullular için Ankara güvenli bir kıyı oluyor. Üzerinde İstanbul vapuru yazan araçları, Ankara’ya demir atıyor.


Bu yazıyı, yollarda İstanbul plakalı araçları sıkça görmek çok ilginç bir konu olduğu için yazmadım. Hepimizin İstanbul’da yakınları, tanıdıkları, arkadaşları var. Benim de kız kardeşim ve yeğenlerim ile arkadaşlarım, başka akrabalarım, yakınlarımız, tanıdıklarımız var. Ve hafta sonları bir gerçekten kaçışı görür olduk Ankara yollarında artık hiç aksamadan. O halde deprem gerçeğini unutmasak…
(Her hakkı saklıdır)

Ayşei Yasemin YÜKSEL (Acemi Demirci), 09.04.2017, 19:53


Paylaş :

İzleyiciler

En çok Okunanlar

Arsiv

Follow by Email

Toplam da

Copyright © Acemidemirci